Kayıtlar

Aralık, 2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

AKTİFLİK KRİTERİ

Eskiden BÜMAK'ta mağaracılık yaparken AKTİFLİK kriteri diye kavramla tanışmıştım. Kavramın özü, BÜMAK'a üye olanların içinden belli sayıda mağaralara girenler, ki bu kriter yön-kur tarafından konulurdu, aktif mağaracı olurdu ve genel kurul'da oy verme hakkına ve dolayısıyla kulübün aktivitelerinde ya da kısacası yönü konusunda söz sahibi olurdu. Bizde mezun olduktan sonra kurduğumuz dernek veya gruplarda bu aktiflik kriterini devam ettirdik. Aktiflik kriterinin diğer bir amacıda, gördüğüm kadarıyla, üyeleri harekete geçirmek ve daha sık mağaralara girmelerini sağlamak, projelerde yer almalarını veya yapılacak işlerin ucundan bir şekilde tutmalarını sağlamaktı ve bu hala da öyle. Acaba bu aktiflik kriterini, kurumlara yani dernek, üniversite kulüpleri veya gruplara uygulasak ya da teoride uygulansa, böyle bir kriter kurumları daha fazla mağaraya girmeye, çalışmaya teşvik eder mi? Ne bileyim yılda 10 gezi yapmayan gruplar, bir üst yapıda aktiflik kriterince aktif olamıyorlar v…

JEAN MICHEL JARRE’DAN MANOVAR’A MAĞARACILIK

Metin (Albükrek)’in ilk seyrettiğim dia gösterisinin zamanını hatırlamıyorum ama müziğini bugün bile severek dinliyorum. Jean Michel Jarre.

Metin’in o güzel diaları ile new age tarzı Jean’ın müziği gerçekten göğsümü kabartıyor, içimdeki duygulara hitap ediyor ve o an mağaraya gitme hissi uyandırıyordu. Jean Michel’in müziği mağara girdiğimde neler hissettiğimi iyi yansıtan müziklerden biri. Sonraları Jean Michel’den sonra Kitaro, Vangelis ve diğer new age müzisyenleri ile tanıştım. Üniversite sırasında metal müzik de dinliyordum ama hiçbir zaman dia seyrederken ve mağaraya gitme hissi uyandıran bir müzik türü değildi. Bu müzik bende sanki keşfedilmemiş uzayın derinliklerine yapılan yolculuğu (nasılsa) hissettiriyordu. Gizemli ve nispeten sessiz.

Yıllar geçtikçe, yavaş yavaş “acı çekmek” sloganı ile kamplara gider olduğumuzdan mıdır bilinmez eve dönüşte ufak tefek yara ve berelerim hoşuma gitmeye başlamıştı. 2006 yazında, Taşeli Macar yaylasında BÜMAK etkinliği Bulgarlarla beraber yapı…

BSU KAMPINDAN KÜLTÜR İZLENİMLERİM

BSU kampına geç bir saatte geldiğimizde, etrafta gördüğümüz insanların size aşina veya size yakın birileri olduğunu görüyorsunuz; giyim, kuşam ve vücut dillerimiz hemen hemen aynı. Bakıyorum her yaştan ve her kesimden mağaracılık yapan insanlar var. Bütün Balkan’lardaki mağaracılarda olduğu gibi bizde de onlar da profesyonel iş hayatında çalışanlar var, kendi işi olanlar var, yani kısacası her türlü insan, mağaracılık yapmak için bu işe girişmiş.

İstisnalar kaideyi bozmazmış ve 80/20 kuralını da akılda tutarak yazmakta fayda var.  Aslında burada genel intibadan ve edindiğim mağaracılık kültürü izlenimlerinden bahsetmek istiyorum.

Profesyonel olarak çalışan ve kısıtlı miktarda vakti olan (resmi izinleri ve tatilleri) mağaracılar, genel intiba olarak vakitlerini mağaracılığa ayırıyorlar. Kısıtlı miktarda vakitleri olduğu içinde, eline geçen her fırsatı mağaracılıklarını daha iyi hale getirmek için harcıyorlar. Adina, Focul Viu derneği Romen bayan mağaracı, ile Börtik mağarasına giderke…

AYIŞIĞI ALTINDA BİR UÇURUMDAN ÇIKMAK

“Gökhannnn”, “efendimmm”, “ricam biraz daha ortaya git”, “tamam abi”. Bir devasa çukurun içinde yaklaşık en ufak kayanın 50 cm olduğu bir yerde 60 derecelik bir çarşaktan yukarıya doğru çıkarak ölçüm almaya çalışıyoruz. Amacımız içinde bulunduğumuz Kayaağıl Obruğunun düzgün bir ölçümünü almak… İçinde yetişkin 30-40 m boyunda çam ağaçlarının olduğu, devasa kayaların ve her iki tarafa doğruda oldukça eğimli çarşaklardan oluşan nefes kesen bir obruk. Google Earth’de sanki büyük bir fare, peynirden büyük bir lokma almış gibi duruyor. Dağda koca bir ısırık.

Bulutlar toplanmaya başladı ve şimşekler çakıyor, yıldırımlar düşüyor. Önce takmıyorum çünkü uzaklarda. Sonra yavaş yavaş üzerimize doğru geliyor. Hafiften yağmur çiselemeye başladı. Hafif içim ürperiyor ama bu soğuk yağmur damlalarından mı (kasım ayındayız) yoksa şimşeklerden mi tırstım bilemiyorum? Sanırım ikisi de. Üzerimizde bir sürü metal aletlerin olması tabii ki tırsma oranını arttırıyor. “Hay ben böyle işin…” deyip biraz daha öl…

Türk Mağaracı Astrolojisi

Uyarlayan Gülşen KÜÇÜKALİ, Ender USULOĞLU

Rus araştırmacı Sofi Tram Semen, ilk astroloji sistemini Türklerin oluşturduğunu ve burçların gerçekte 36 tane olduğunu iddia etmiştir. Rus araştırmacının Türk astrolojisi adlı çalışmasına göre, Hun-Karaçay Türklerinin oluşturduğu astroloji 12 değil, 36 burçtan oluşuyor. İşte Türk astrolojisine göre burçlar. Biz de boş durmadık, Türk mağaracıları için uyarladık. Bakalım astrolojiye göre nasıl mağaracısınız?


TORUK (21 Mart-31 Mart): İrade sahibi, gururlu, şerefli, iyi yüreklidir. İyi bir yöneticidir.
Mağaracılıkta siyaset yapmayı iyi bilir, yaptığı mağaracılıktan gurur duyar

HIMMIY (1 Nisan-10 Nisan): İyimser, idealist, romantik, yaratıcıdır.
Mağaracılıkta bir sürü fikirle gelir ve idealisttir zaman zaman mağara ortamında romantik olduğu anlarda vardır.

HUTTUS (11 Nisan-20 Nisan): Hassas, mantıklı, dürüst, kıskanç ve irade sahibidir.
Mantıklı olmakla beraber mağaracılıkta kıskançtır. Özellikle “en”ler konusunda hassastır.

HUNTA (21 Nisan-30 Nis…

TEMUÇİN AYGEN: BİR İDEALİST

Boğaziçi Üniversitesindeki ikinci yılımda, doğa sporları yapmak için “mağara araştırma” kulübüne girmiştim. Boğaziçi Üniversitesi’nin güzelliklerinden biri de buydu. 20-30’a yakın, istediğiniz dalda veya ilgi alanında kulüp vardı. Ben de bir arkadaşımın kamp ateşi muhabbeti ile doğa sporu yapmak için yazıldım.
Zaman ilerledikçe ve ben yavaş yavaş mağaracılık neymiş, o tecrübeyi yaşarken, kimin söylediğini hatırlamadığım birisi, “Temuçin Aygen geliyor, o bizim babamızdır, mağaracılığı Türkiye’ye tanıtan kişidir” dedi. İşte adını ilk o zaman duymuştum.
BÜMAK’ın (Boğaziçi Üniversite Mağara Araştırma Kulubü) 15. kuruluş yılını kutlamak için harıl harıl ekip halinde çalışıyorduk. Bende bu isim karışık duygular uyandırdı. Biraz hayranlık, biraz ürkeklik... Acaba misafirperverliğimiz yetecek miydi? 16 Aralık 1988 tarihinde, BÜMAK’ın 15 yılını kutlamak için hiç üşenmeden Antalya’dan kalkıp gelmişti. Kısa boylu, şişman ve kel bir adam. Herkes etrafını sardı. Konuşulanları hatırlamıyorum ama her…

ZİNDAN MAĞARASI

Isparta’nın Aksu ilçesinin dışında turizme açılmış olan Zindan Mağarası'nı Düdenyayla gezisinden fırsat bilerek ziyaret ettik.

Zindan Mağarası 765 m uzunluğunda olup 300 metreyi aşkın bölümü ışıklandırılmıştır. Ziyaretimizi ağustos ayında yaptık. Genel izlenimimiz, böylesine güzel bir mağara nasıl bu kadar sahipsiz bırakılabilir, oldu? Türkiye’de her şeyin kâğıt üstünde sahibi olmakla beraber bu mağaranın sahipsiz olması açıkçası bizi çok düşündürdü. Sahipsizlik fikrini düşündüren nedenleri aşağıda sıraladık. Umarız yetkililer bu konularda bir şeyler yaparlar ve gelir sağlayan bir işletmeyi olması gerektiği gibi işletirler; yani koruyarak. Koruma olmadan geri dönülemez şekilde hasara uğrayan mağaralarımız yavaş yavaş olmaktan çıkmaya başlayacaklardır. Aslında turizme açılan mağaraların kaçta kaçı ekonomik kazanç sağlamakta sorgusunu irdelemek lazım ama burada yerimiz yok.

Kötü işletmenin işaretleri
1.      Rehber yok. Böylesine hem arkeolojik hem de jeolojik güzellikleri olan bir …

Şiir tercümesi Spelunker'sCode / Mağaracının Kuralı - James Daniel Cawley

The Spelunkers Code
I took a walk into the mountains just the other day.  I had my gear, my boots and headlamp I was on my way.  The coolest of air I ever did feel was coming out of the ground, I tied my rope upon a tree, for the cave entrance I had found.  My palms grew sweaty and legs were weary as I entered in the dark.  I watch my feet carefully not to destroy anything or leave a mark.  A light beam lay before me, emitted from my lamp.  Where will this pit take me, to a river or underground lake?  Or maybe a forgotten underground palace, where treasures are forbidden to take.  Where will the end of my rope bring me, only time will tell.  I only know as I go deeper, I'm closer to heaven than to hell
James Daniel Cawley

Mağaracının Kuralı
Bir önceki gün, tepelere doğru yürüyordum Malzemem, çizmelerim ve kafa lambam yanımda gidiyordum Hissettiğim en serin hava yeraltından geliyordu İpimi bağladım bulduğum mağara ağzında ki ağaca Avuçlarım terledi ayaklarım hissizleşti karanlığa girdikçe Bir iz bı…

3D MAĞARA FOTOĞRAFI ÇEKMEK ÜZERİNE KİŞİSEL GÖRÜŞLERİM

Çok uzun zamandan beri 3 boyutlu fotoğraf çekmek için hevesli idim. Hele en son geçen yaz, Romenlerin hazırladığı 3 boyutlu mağara fotoğrafları kitabını gördükten sonra, tabiri caizse iyice gaza gelmiştim. Benden önce ve hatta Türkiye’de, böyle bir çalışma görmediğim için rahatlıkla söyleyebiliyorum,mağara içinde 3 boyutlu fotoğraf çalışmasını ilk olarak yapan bizim gruptan (ASPEG) Çağan Çankırılı oldu.Attığı e postadaki fotoğraf ekini açtığımda açıkcası bayağı heyecanlandım. Sabırsızca 3D gözlükleri takıp, Tuluntaş Mağarası’nda çektiği fotoğrafa daldım.
Internet üzerinde yaptığım araştırmalar sonucunda yavaş yavaş 3 boyutlu fotoğraf çekmek konusunda bilgi sahibi olmaya başladım.
Ana Prensip: Dünyayı 3 boyutlu görmemizi sağlayan gözlerimizdir. Gözlerimizin ayrı ayrı gördüğü nesneleri, beynimiz birleştirerek alan derinliğinin algılamasını sağlıyor ve biz baktığımız nesneleri 3 boyutlu görüyoruz. Bu prensibi fotoğraf çekerken kullanıyoruz. İki gözümüzün arasındaki uzaklık kadar aynı kadra…

2010 Mağara Gezileri Raporları

Düdenyayla Haritası

Resim

Kurtarma Anısı- Kastamonu 1990-1991

Yanılmıyorsam yaz 1990-91. Kalabalık bir grubuz ve Uluyayla'da, mağara'nın önünde kamp attık. Ekipler, her zamanki gibi uluyayla mağarası, düdeni ve karlık düdenine girip çıkıyor. O zamanlarda, "Ecol de France" stili mağaracılık, arkadaşlarımız arasında deneniyor. Osman, Aslan, Süha ve Tunç, karlık düdeninde giren ekip olarak, araştırma yapıyorlar. Süha ve Tunç, geç bir saatte kampa dönüyorlar, Aslan ve Osman, Karlık'ın alt galerisinde (-20-25 m iniş'den sonra)
ölçüm yaparken karpit suları bitiyor. Karanlıkta el yordamı ile çıkışı bulmaya çalışıyorlar ama nafile. O girişte de, her ikiside giysilerinde denemek üzere "ultra-light" takılıyorlar. Saatler geçtiği için tabii yavaş yavaş üşemeye başlıyorlar.

Gecenin saat 11:00'de kampta Tunç artık yavaş yavaş paniklemeye başlıyor haklı olarak. Hatta yanılmıyorsam, galerinin sonunda gaz birikmesi olabileceğinden bile bahsediyor. Hepimizi bir tedirginlik alıyor. Hemen bir kurtarma ekibi kurulması isteniyor…

DOĞA’DA KAYBOLMAK: YERÜSTÜ VE YERALTI

Hemen hemen birçok insanın başından doğa da kaybolma hikayelerini duymuşsunuzdur. Ben de burada doğa sporlarından biri olan mağaracılık bakış açısıyla, hem yerüstünden hem de yeraltından birer hikaye aktarmak isterim.
Genelde mağaracılık da iki türlü gezi düzenlenir. Birisi yüzey araştırmasıdır, yani potansiyel bir bölgeye gidilir ve haritalar yardımı ile yürüyerek mağaralar tespit edilir. Bir de, varolan, bilinen fakat araştırılmamış veya araştırılması bitirilmiş mağaralara çeşitli etkinlikler için düzenlenen gezilerdir.
Zonguldak, Ovacuma, Karlık yaylasına, kışın üç tane Skoda arabayla vardık. Gezinin amacı, Karlık yaylası civarındaki yaylalar da, 25.000 lik harita'da gözüken düden işaretlerine bakmak, yeni mağaralar bulmak ve kışın Karlık düdeni’ne girmekti. Geldiğimiz ilk gün yaylaya varmamız bayağı bir zaman aldı. Tekerlekleri gömecek kadar kar omakla beraber ikinci gün muhteşem bir hava vardı. 1/25.000’lik haritayı inceledikten sonra ben, Osman Demirel, Cenk Borluk, Evren Güna…

MAĞARACILIK? O DA NE?

Yaklaşık 27 yıl evvel aşağı yukarı bu zamanlarda, okuduğum üniversitenin kampüsünde yeni tanıştığım Tunç Teber Torosdağlı arkadaşım, “ ben doğayla ilgili birşeyler yapmak istiyorum” dememle beni mağaracılık ile tanıştırdı. Aklımda kalan lafları “çok güzel kamp ateşimiz olur, hep beraber yemek yaparız” ile başlayan sonrasını unuttuğum bir muhabbetti. “ beraber “ yapılan bir şey olmasından dolayı galiba sadece yukarıdaki cümleler aklımda kalmıştı. Mağaracılık kulüp odasına gittiğimizde, üye aidatını ödemiş ve artık bende mağaracı olmuştum. İlerleyen aylarda, ilk gezim Çatalca’da Kocakuyu Mağarasına oldu. Mağaranın hemen yanında durup, malzemelerimizi hazırladık. O zamanlar çok da malzememiz yoktu. Çin kesleri, yün kazaklar, eski bir kot, basit bir kask ve Polonya karpit lambaları. Hazırlandık ve iki büyük odası olan, ağzı genişçe mağaraya kısa bir ip ile girdik. Toprak, yosun, çürümüş yaprak kokusu, karpit’in (asetilen gazı) kokusu ve mağaranın serinliği birbirine karışmış, hafif bir ü…

Mağaracı sayısı neden artmıyor?

Bugün (18.10.2010)  liseli gençlere "mağara ve mağaracılık" konulu coğrafya dersinde 40 dakikalık sunum yaptık, Oana ile birlikte. Sunuma başlamadan evvel, merakımdan bir iki soru sordum, gençler ne kadar alakalı diye. Yaklaşık 80 tane pırıl pırıl genç vardı karşımda hepsi, halleri vakitleri yerinde ailelerden geliyorlardı. 1. Kaç kişiniz doğaya çıkıp kamp yaptı? dedim. Oturup tek tek saymadım ama yaklaşık 10 kişi filandı el kaldıran. 2. Kaç kişi mağaraya girdi? turistik de olabilir  dedim. Yaklaşık 3-4 kişi parmak kaldırdı, bunlardan bir tanesi oğlumdu zaten. 3. Kaç kişi denizde dalış yaptı dedim? Çok parmak bekliyordum. İyi halli ailelerden geldikleri ve güzel yazlık yerlerde tatil yaptıklarını düşünerek ama yine de 3 kişi filandı, bunlardan bir tanesi gene benim oğlandı. Sunumda mağaracılıkla uğraşanların niye artmadığını 3-4 madde ile kendimce sıraladım. Sanırım artmamasının en büyük sebebi "BİLİNMEMESİ". Bilinmeyen bir şey artmaz artamaz değil mi? ASPEG kurulduğun…

Sadece Mağaraları Korumak mı?

Yaklaşık 5-6 günlük Orta Toroslarda mağara araştırma gezisinden geri döndük. Geçenlerde Pınarbaşı Kastamonu'da yerel otoritelere yaptığımız sunumda kireçtaşlarının kirlenmeye en açık arazi yapısı olduğundan bahsetmiştik ve mutlaka kirliliğin engellenmesi gerektiğini söylemiştik. Projelerimiz nedeniyle konsantrasyonumuz Türkiye'nin kuzeyindeyken güneydeki tehlikelerin farkına varamadık. En büyük tehlike yayların tehlikeli biçimde betonlaşması ve kirlenmesi. En somut örneğini, Hadim Korualan Perşembe yaylasında gördük. İnsanlar sadece 3 ayını geçirmek için betorname evler, villalar hatta cami filan yapmışlar. Bu yaylada da çok büyük bir havzanın suyunu toplayan bir düden var. Müthiş bir ağzı var ve yazın en kurak mevsimde bile içine deli gibi su giriyor, hem de 3 koldan topladığı sular. Yaylalar kime ait? Devlete. Gel gör ki, yaylalara yerleşen aşağı köy sakinleri müthiş bir şekilde yağmalama işlemine girmiş ve hatta arazi yüzünden yan yaylada yerleşik diğer köylerin sakinleri il…

Acı çekmek / İş yapmak/ Hobi

Rahmetli Evren Günay ile mağaracılık yaparken, yavaş yavaş etrafımızdakileri de etkileyerek "acı çekmeye" geldik diye bağıra bağıra gezilere giderdik. Mazoist değildik ama kendimizi hem zor koşullara hazırlamak hem de gaz vermek için böyle bir söylemde bulunurduk. Araştırdığımız mağara hele hele zorlu ve devam eden bir mağara ise ve keşfe devam etmek istiyorsak bu noktadan sonra mağaracılığa hobi olarak bakmıyorduk, bakamazdık. Mağaracılık gibi HOBİ olarak zaman harcadığımız her uğraşta zorlanmaya başladığımız an, ki bu fiziksel veya ruhsal olabilir,  şevkimiz kırılır, heyecanımız gider ve sonunda da bırakırız. Mağaracılık, bir hobi olabilmek için, bir-iki gömlek bol gelen bir uğraştır. Mağaracılığın sportif yönüyle uğraşıyorsanız, kondisyonlu olmanız lazım, zorluklara gelebiliyor olmanız lazım, hem fiziksel hem de ruhsal hazır olmanız lazımdır. Mağaracılığın ilgili olduğu bilimsel alanlardan birisiyle uğraşıyorsanız, o bilime yatkın olmanız lazım, bilgili olmanız lazım, en ba…

Birçok uğraş gibi döşeme yapmakta ayrıcalıktır yazısı II

Sevgili Bedrimin yazısından sonra bir de baktım uzun zamandır bir şey yazmamışım, bu yazıda aklımda kalan kötü döşeme hatıralarımı paylaşayım dedim. Hoş, son gezilerde ve yemeklerde, etrafımızdaki insanlarla hele hele de Ali Aytan ve Süha'nın o bal dolu muhabbet ortamlarında yeri ve aklıma geldikçe paylaşıyorum ama burada da herkesle paylaşayım istedim.  Öncelikle  20-21 yıl geçtiği için bana kimin SRT öğrettiğini hatırlamıyorum galiba Tunç Teber'di. Hele hele bana birisinin "aha da bu çekiç bu da sürücü, böyle de duvara dübeli çakarsın " demesini yani bire bir benle ilgilendiğini hiç hatırlamıyorum. Metin Albukrek'in bire bir eğitim gibi anlattığı karpit lambasını, o da gezide Yatağan'da "boruyu ağzına alıp hüpleteceksin ve tıkanan lambayı açacaksın" demesini ve benim şaşkınlıkla isli boruya bakmamı (dikkat manyetolu çakmak, petzl markalarından bahsetmiyorum :) ve bir de yine Metin'in 2 saat masa başında bana verdiği harita eğitimini hatırlıyoru…

Doğal Bağlantılar

Marmara Adası'nda daha evvelden keşfini yaptığımız 3 tane mağarayı bitirmek amacıyla bu haftasonu oradaydık.  İlk mağara, obruk şeklinde yaklaşık 30 m dikey gidiyordu. Heyecanla giyindik ve döşeme için bakınmaya başladık. Döşeme için güzel 2 tane doğal bağlantı bulduk. 1'i perlonla diğeri de çelik telle..Emre ile beraber döşemeleri yaptıktan sonra aşağıya indim. İlk inişin yaklaşık 14 m si 75 derece (sonradan ölçtük) ile gidiyor ve sonra tamamen dikeyleşerek 20 m daha iniyordu. Mecburen dübel çakmak gerekiyordu ki, eski bir dübel gördüm. Benden hemen sonra Emre'de yukarda girişte 3 tane daha dübel gördü. Haydi iniş ortasındaki dübel neyse de, başlangıçtaki dübeller son derece gereksiz çakılmış. O kadar doğal bağlantılık yer varken neden?. ASPEG'in ilk gezisi MADAG'la beraber Kırkgözler kaynaklarındayız ve civardaki mağaraları araştırıyoruz. Tabak-1'e yakın, yürüme mesafesinde güvercinlik obruğu var... Tüp gibi inen 25 m'lik bir iniş ve sonunda ufak bir göl il…