3 Ocak 2009 Cumartesi

Saçayağı Düdeni > Fotoğraf: Ender Usuloğlu

TÜRKİYE TURİZM STRATEJİSİ 2023 VE MAĞARALAR

T.C. Turizm Bakanlığı, Türkiye’nin 2023 yılında varmak istediği hedefleri ve 2013 yılına kadar olan eylem planını detaylı bir şekilde kamuoyu ile paylaştı. Yılda, 63 milyon turist, 86 milyar dolar gelir ve turizmde dünya’nın 5.inci en büyük  ülkesi olmak, bu stratejinin hedefleridir. Yeni Turizm stratejisi, mağaralarımızı ve mağaracılığı yakından ilgilendirmektedir çünkü birebir turizm çeşitlemesi adı altında geçen doğa sporları ve eko turizminin içinde yeralmaktadir. Halihazırda, turizme açılmış 20’den fazla mağara vardır. Bir ikisi dışında birçoğunun durumu, en azından biz mağaracılar için, içler acısıdır.  Her ne kadar kağıt üstünde, turizm çeşitlemesine gidilirken doğa ve coğrafi yapı koruma altına alınacak diye yazılsa da günümüze kadar ulaşan pratik uygulamar maalesef tam tersidir. Bununla birlikte, umudumuzu yitirmeden kaleme alınanı incelemek ve mağaracılar olarak bu süreçte, mağaraları korumaya yönelik neler yapabiliriz bunlari irdelemek istiyoruz. Öncelikle yeni turizm stratejisi ile neler amaçlanmaktadır kısaca ona bakalım.

 

Türkiye Turizm Stratejisi 2023 nedir?

 

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca hazırlanan ve Yüksek Planlama Kurulu’nca 28.2.2007 tarih ve 07/4 sayılı karar ile kabul edilen “Türkiye Turizm Stratejisi (2023) ve Türkiye Turizm Stratejisi Eylem Planı (2007-2013)” 2 Mart 2007 tarihinde 26450 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

 

Türkiye Turizm stratejisi diye adlandırılan çalışmada, yurdumuzda turizmin sadece kıyı turizmi değil bunun kapsamlı (strateji ve eylem planı ile beraber) bir şekilde alternatif turizm(ler)olan golf, sağlık, termal turizmi, kış sporları, doğa sporları, kongre ve fuar etkinlikleri, gemi ve yat turizmi gibi turizm alanlarına doğru çeşitlendirilmeye gidilmesini amaçlamakta ve bunu yaparken, doğal, kültürel, coğrafi yapının korunması gözetilmektedir.

 

Çeşitlemeye gidilecek turizm kaynaklarının, turizm bölgeleri veya koridorları boyunca birbirlerini bütünleyici ve entegrasyonu tam olarak ele alınması planlanmıştır. “Güçlü bir turizm güzergahı ve bölgesel varış noktası oluşturulması ile bu bölgeler içinde zayıf kalan yerleşmelerin kültür, el-sanatları, yeme-içme tesisleri ve konaklama imkanları ile güçlenmeleri de sağlanmış olacaktır”[1]

 

Türkiye Turizm Stratejisi vizyonu

 

“Sürdürülebilir turizm yaklaşımı benimsenerek istihdamın artırılmasında ve bölgesel gelişmede turizmin öncü bir sektör konumuna ulaştırılması ve Türkiye’nin 2023 yılına kadar, uluslararası pazarda turist sayısı ve turizm geliri bakımından ilk beş ülke arasında önemli bir varış noktası ve uluslararası marka haline getirilmesinin sağlanmasıdır”

 

Türkiye turizm stratejisinde mağaralar, özellikle eko-turizm ve yayla bölgeleri adı altında geçmektedir. Bu bölgelerde mağara turizmi teşvik edilecektir. Mağaralar çevresinde gerekli alt yapılar ve çevre düzenlemeleri yapılacaktır. Stratejiye göre, kamu, özel sektör ve sivil toplum kuruluşları işbirliği ile mağara turizmi ve spor etkinlikleri faaliyetlerinin gerçekleştirilmesi için eylem planları hazırlanacaktır.

 

Eko-turizm ve yayla bölgeleri, eylem planında belirtilmiştir. Buna göre:

 

“Karadeniz Bölgesinde yer alan Bolu, Zonguldak, Bartın, Kastamonu ve Sinop illerini kapsayan bölge, Antalya’nın iç kesimlerine doğru doğusu, Torosların eteklerinde Antalya ve Mersin’in birleştiği alanlar ve GAP koridoru ile Kış Koridorunu birleştiren “GAP Eko-turizm Koridoru” biyolojik çeşitlilik açısından ve eko-turizm potansiyeli açısından Türkiye Turizm Stratejisinde öncelikle eko-turizmin geliştirileceği bölgeler olarak belirlenmiştir”[2]

 

Strateji planında yer alan can alıcı nokta, en azından bizim açımızdan, bu bölgelerdeki doğal kaynaklarımızın kullanımında, sürdürebilirlik ilkesine bağlı kalmak ve biyolojik çeşitliliği koruyarak eko-turizmin yaygınlaştırılmasını sağlamak hedeflenmektedir.

 

Bu bölgeler, Türkiye’de ki kireçtaşı oluşumu ile birebir örtüşmekte ve 15 mağaracılık üniversite kulüp ve derneğin mağaracılık yaptığı ana bölgeleri oluşturmaktadır.

 

Türkiye’de mağaralarda yapılan biyolojik çeşitlilik çalışmaları oldukça azdır. Bir doğasporcusu ve bilimcisi olarak en büyük korkumuz, yeraltındaki biyolojik çeşitliliğimiz bilinmeden, rastgele turizme açılan mağaralarda endemik birçok canlıyı tamamen kaybetme olasılığımızdır.

 

Yerel yönetimler bazında, eylem planı çercevesinde, en büyük korkumuz, yerel turizm konseylerinin, doğal kaynakların sürdürebilirlik ve biyolojik çeşitliliği gözardı ederek maddi açıdan bakarak, sivil toplum kuruluşları olan mağaracılara danışmadan mağaraları turizme açmak için planlama ve eylem yapmasıdır. Özellikle halihazırda mağaraların idari olarak sahipsiz olması (hangi kurum veya kuruluşa bağlı olduğu net değildir), işleri zorlaştırmakta ve keyfi yerel uygulamalara kolaylık sağlamaktadır.

 

Turizm stratejisinde hedeflere varabilmek için mesleki ve rehberlik eğitimlerine önemle vurgulanmaktadır. Mağaracılıkta uzmanlık alanlarında biri olarak belirtilmiş ve bunun üniversitelerde “turizm ve otelcilik yüksekokul” bölümünde ders olarak okutulması veya branşlaşması seçilmiştir. Böyle bir eğitimin nasıl olması gerektiği henüz netlik kazanmadığından, biz mağaracıların kafasında soru işaretleri belirmiştir. Mağaracılıkta, çok genel olarak, 3 tür eğitimden bahsedebiliriz. 1. Rehberlik eğitimi. Turistik bir mağaraya giren guruplara bilgi veren ve genelde girilen mağara hakkında uzmanlaşan kişi veya ekoturizm adı altında, turizm hizmeti veren bir şirkette çalışan maaşlı bir çalışan kişidir. Her iki durumda da Türkiye’de böyle bir eğitim veren kuruluş yoktur. Yurtdışındaki girdiğimiz birçok turistik mağaralarda, rehber olarak genelde yerel mağaracılık derneğinden veya kulubünden eğitim almış “mağaracı” rehberleri görürüz. 2. eğitim ise mağaracılık bir doğasporudur. Oldukça teknik bir spordur ve bir mağaraya giriş, iniş, çıkış, döşeme, kurtarma gibi birçok teknik bilgi ve eğitimi içinde barındırır ve uzun solukludur. Hem Türkiye’de hem de dünya’nın diğer ülkelerinde, böyle bir eğitimi ya yerel bazda “mağaracılık dernekleri” ya da ulusal bazda mağaracılık federasyon veya birlikleri vermektedir. 3. eğitim ise mağaracılık aynı zamanda birçok bilimdalına hizmet veren bir ortamdır. Arkeoloji, jeoloji, klimatoloji, jeomorfoloji, psikoloji, biyoloji ve fizik gibi benzeri birçok bilimdalını içinde barındırır. Bütün bu bilimdallarını bir kenara bırakıp sadece mağara’nın ölçümü ve haritalandırılması bile başlı başına bir uzmanlıktır. Haritacılık hariç ki o da yine ilgili dernekler veya federasyonlar aracılığı ile eğitimi verilmektedir, diğer bilim dalları zaten üniversitelerimizde vardır.

 

Sonuç:

 

Türkiye’nin turizmini 12 aya yaymak ve iddalı hedefleri tutturabilmek için öngörülen strateji ve eylem planı, kağıt üstünde oldukça iyidir. Burada biz mağaracıları tedirgin eden, maalesef, bunların kağıt üstünde yazılanlar ışığında birebir gerçekleşmeyecek olmasıdır. Özellikle bir doğal kaynak ve zenginliğimiz olan mağaraların, “sürdürebilirlik” ve “biyoçeşitlilik” kavramları ile bağdaşık turizme açılacağına inanmak istiyoruz. Bugüne kadar gelen pratik ve turizme açılan mağaraların acınacak koşulları bu inancı zorlamaktadır. Çok önemli olan eğitimli personelin bu hedefleri tutturulması için plan ve eyleme eklenmesi takdire şayandır. Bu eğitim sürecinin, en azından mağaracılık eğitimleri için, dünya’da ki örneklerin tersine bir organizasyon ve sistematik içinde olmamalıdır.

 

Öneriler:

 

  1. Türkiye’de mağaraların devlet nezdinde tek bir kurum tarafından sahiplenmesi lazımdir bu da, bizce çevre bakanlığı olmalıdır.
  2. Türkiye Turizm Stratejisi ve Eylem planında yer alan ulusal ve yerel turizm konseylerinde, Türkiye Mağaracılar Birliği veya mağaracılık dernekleri, mağaraların turizme açılması konusunda bilgi, destek ve öneri almak için mutlaka eylem planına dahil edilmelidir.
  3. Mağaralar, yerel yönetimlerin keyfine bırakılarak değil, illa ki turizme açılacaksa, belli bir sistematik ve projelendirme içinde ele alınmalıdır. Buradaki projelendirmeden kastımız, turizme açılacak mağara’nın “sürdürülebilir” ve “biyoçeşitlilik” kavramları ile tutarlı olarak, biyolojik, klimatolojik, jeolojik araştırma ve tetkikler açılmaya uygun rapor verirse, o zaman mağaranın mimari ve elektrifikasyon projeleri ele alınmalıdır.
  4. Eko turizm bölgesi olarak seçilen bölgelerin hemen hemen tamamı kireçtaşıdır. Muazzam bir görsel kirlilik ve biyocanlılığı geri dönülemez şekilde götüren taş ocaklarının bu bölgelerden kaydırılması veya kapatılması lazımdır.
  5. Halihazırda turizme açılmış mağaraların acilen sahipleri tarafından, Türkiye Mağaracılar Birliği’nin oluşturacağı bir komisyonun tavsiyeleri ile rehabilitasyonu yapılmalıdır.
  6. Maden Tetkik ve Arama (MTA) mağaracılık bölümü ekibine acil olarak, maaşlı biyolog ve klimatolojist atanmalıdır.
  7. STK’ların geliştirilmesine parallel olarak, mağaracılık derneklerinin açılması ve örgütlenmesi teşvik edilmelidir.
  8. Uzman mağaracılık eğitimleri için, Milli Eğitim bakanlığı tarafından Türkiye Mağaracılar Birliği veya mağaracılık dernekleri eğitim sertifikası verebilmek için akredite edilmelidir. Böylelikle hem uzman turistik rehber hem de doğasporları olarak mağaracılığı öğrenmek isteyenler, bütün dünya’da olduğu gibi birlikler veya dernekler aracılığı ile eğitimlerini alabilirler. Bununla birlikte, mağaraların çok olduğu bölgelerdeki üniversitelerimizde “mağaracılık” ile ilintili bilimdalları kürsüleri eklenebilir.
  9. Üniversitelerimizin biyoloji bölümlerinden mezun olacak öğrencileri, mağaralarda ki biyolojik canlılığı araştırma ve bitirme ödevlerini teşvik ederek, bu alandaki araştırma eksikliğini kısmende olsa giderilebilinir.

 

Ender Usuloğlu

Anadolu Speleoloji Grubu üyesi



[1] Türkiye Turizm Stratejisi 2023 belgesi, giriş yönetici özeti sayfa 1.

[2] Türkiye Turizm Stratejisi 2023

DÜNYA KÜLTÜRLERİNDE YERALTI VE MAĞARA

Yazan Ender Usuloğlu[1]

 

Abstract: Most of the time, when we venture into caves, I often think about the feelings, emotions that caves create in me. Fear, darkness, comfort and all other associate thoughts related to caves. This article briefly describes those attributes of caves which shaped and still shaping the cultures around the world. It is interesting to realise that this effect is often much more than we think. It is in our myths, culture, emotions and even dreams and it is transferred from culture to culture with modern day technology of information.

 

 

İnsuyu mağarasında turistik olan bölümden turizme açık olmayan bölüme giden oldukça dar, bol S çizen bir yer var ve ben orada birilerini beklerken, ışığım sönmüş halde sırtım yerde  yüzümden bir karış uzaklıktaki tavana karanlıkta bakarken, hiç olmadığım bir şekilde sakin ve huzurluydum. Acaba neden? Kendimi nerede hissediyordum?. Orada öylece yatarken aklıma,  Ilgarini’ne yağmurlu bir zamanda vardığımız, anıtsal büyüklükteki ağzını gördüğüm ve içinde yavaş yavaş ilerlerken, o derinliklerine hükmeden karanlığın, sırtımdaki tüylerimde ürettiği ürperti geldi. O kadar dar yerde bir şey olmazken, o karanlığın bende yarattığı ürperti nedendi acaba?. Bu bir tek bana ait duygular mıydı? Yoksa ben bunları bu dünya’dan göç etmiş ve yaşayan herkesle paylaşıyor muydum?. Evet paylaşıyordum; yazılı ve sözlü, insanlık tarihi boyunca aktarılan, kültürleri etkileyen, yaşam veren, bugün önümüze Holywood yapımı film olarak gelen mitolojilerde de, mağaralar ve yerin altı her zaman insanlık için gizemli, sır dolu bir yer olmuştur. Bu araştırmam, bir parça olsada, dünya’daki mitolojilerde yer alan yeraltı ve mağaraların nasıl yeraldığını, bizleri nasıl etkilediğini göstermektedir.

 

YERALTI VE MAĞARA’NIN ANLAMI 

KARMAŞA (KAOS) 

Yeraltı ve mağaraların karanlığı, boşluğu ve yalnızlığı, genelde mitolojide karmaşa olarak önümüze çıkar. Karmaşayla beraber kötü ruhlar, üzüntü, yeniden varolma, anıtsal mezarlar gibi kavramlarda kullanılır.

 

Mağaraların, karmaşaya temsil etmesi, Eflatun’un mağarasından, Homer’in Odesa’sına oradan Kuzey Amerika yerlileri’nin mağaraları, kötü ruhların barındığı yer olarak görmesi ve bu ruhların orada tutulması gerektiğine kadar heryerde karşımıza çıkar.

 

İnsanlık varolduğundan bu yana, mağaralar, efsanelere kaynak olmuş ve açıklanamayan doğaüstü olayları açıklamak üzere mağaralar çözüm olmuştur.

 

Eski Norveçcede mağara kelimesi “hellir” dir. Cehennemin, ingilizcesi “hell” kelimesinin eski bir İskandinav mitolojisinde yer alan siyah tanrıça “Hel”, gölgelerin kraliçesi’nden  türemesi bir tesadüf olamaz.

 

RAHİM VE DOĞURGANLIK 

Mağaralar birçok kültürlerde, toprakana’nın rahmi ile ilişkendirilir. Burada tanrılar ve insanlar, doğar, büyüdüğünde mağaralar bir yaşam alanına dönüşür ve nihayetinde burada ölünür. Mağaralar ölüler diyarı ile yaşam arasında bir köprü vazifesi görür. O yüzden bazı kültürlerde, bizde de olduğu gibi, kutsaldır.

 

Budist tapınakları genelde bir mağara içinde gelişen kutsal yerlerdir ve burada budist rahipler, dini törenler düzenlerler. Antalya’dan Fethiye’ye doğru giderken, dağlara yaslanmış eski Ege uygarlıklarına ait mağara şeklinde oyulmuş kaya-mezarlarını görürüz.

 

TÜRK KÜLTÜRÜ’NDE MAĞARA

  Türk kültürü’nü taradığımızda karşımıza mağara ile ilgili iki önemli nokta göze çarpar. Birincisi, Ata Mağarası inancı ve diğeri tabii ki, kurttan türeyiş ve mağaranın yeniden doğuşa yardımcı olması ve korunak vazifesi görmesidir. Özetle, Türk mitolojin’de mağara daha çok toprakana’nın rahmi, rahim özelliği ile ilintili olarak türeme, yeniden varolma, korunak, ölülerin barınağı ve dolayısıyla kutsal bir mekan olarak görülmektedir.

 

KUTSAL ATALAR MAĞARASI 

Kutsal Atalar mağarasının günümüzde tam olarak yeri bilinmemekle beraber, yazılı kaynaklardan, ki bu genelde Çindir, Asya Hunların, ilkbaharı karşılamak üzere, Haziran ayında Kağanın başkanlığında büyük bir tören düzenlenirmiş. Bu kutsal Ata mağarası, bütün hun türkleri tarafından, özellikle devlet erkanı ve kamlar, saygı gösterirmiş. Hunlarda görülen bu ayin ve kutsal mağara, diğer türk boyları tarafından da sürdürülmüştür.

 

Tabgaç Türkleri, her ne kadar Türk yurdundan uzakta olsalar, bu geleneği, bulundukları yerdeki kayaları oyup, mağaraya benzeyen bu yerlerde, geleneği devam ettirmişlerdir.  Tabgaçlarla beraber, Kök-Türkler, Uygur Türkleri’de Ata Mağarası inancını sürdürmüşlerdir. 748 yılında Kök-Türk devletinin yıkılması ile “Atalar Mezarlığı”nda Türk devletinin başına Uygur Türkleri geçmiştir. Terhin ve Sine-Usu yazıtlarında olay şöyle anlatılmaktadır.

 

It yılında (746) Üç Karluklar kötü düşünüp kaçtılar. Batıya On-oklara sığındılar; orada onlara tabi oldular..Üç Karluklar, domuz yılında (747), Tokuz Tatarlar, tokuz buyruk, bin komutan ve halk ayağa kalkarak, Köl bilgeye maruzatta bulundular: “Atalarımızın ünü vardır. Ötüken ülkesi sizde, yönetin” demişlerdir. Tay Bilge Tutuk orada Yabgu atanmıştır. Ondan sonra sıçan yılında (748), Atalar mezarlığında “Güç, halktır” denmiş. Halk da “atalar mezarı sizde, gücün kaynağı sudur” diyerek ayağa kalkmışlar ve kağan tayin etmişlerdir.”

 

Bu mezarlığa/mağara’ya sahip olmanın aynı zamanda hükümdarlığı perçinleyen bir dinamik olması enteresandır.

 

TÜREYİŞ EFSANESİ

Tukyu (Asena)

“Tukyu' larin ataları Çinli' lerin (si-hayi) dedikleri batı denizi sahillerinde otururdu. Komşu hükümdarlardan biri bunların yurdunu basarak, kadın, erkek, çocuk ve önlerine gelenleri kılıçtan geçirdi. Bunlardan ancak on yaşında bir erkek çocuk kalabildi. Bu da elleri, ayakları kesilmiş olarak bir bataklığa atıldı. Çocuk orada açlıktan, yaralarından akan fazla kandan ölmek üzere iken, bir dişi kurt gelerek, ona bir parça et getirdi. Kurt her gün böyle yaparak çocuğu besledi. Çocuğun yaraları iyileşti. Yaşı ilerleyince kurt bundan gebe kaldı.

Atalarını öldüren hükümdar bir süre sonra bu çocuğun sağ kaldığını haber aldı. Çocuğu öldürmek üzere arattı, buldular. Hükümdar çocuğun bulunduğu yere birisini gönderdi. Bu adam bataklığa geldiği zaman çocuğun yanında bir kurt gördü, şaşırdı. Adam ikisini de öldürmek istedi. Fakat bir tanrı onları korudu. Kurt çocuğu sırtlayarak batı denizinin doğu tarafına geçirdi. (Kao-cang) yakınlarındakı dağlardan birinde bulunan mağaraya götürdü. Mağaranın arkasında bereketli bir ova vardı. Ovanın her tarafı yalçın kayalarla çevrilmişti. Kurt burada sakat delikanlıdan on cocuk doğurdu. Bunlardan biri aile adı olan (Asena)' yı aldı. Bu çocuklar büyüdükleri zaman mağaradan cıkarak civardaki oymaklardan birer kız kacırdılar. Bunları mağaralarına götürdüler. Bu kızlarla evlendiler.

Birkaç nesil geçince bunlar çoğaldı. İçlerinden (A-Hien-Se) adlı birisi başlarına geçerek mağarada cıkardı. (Kin-San) dağlarına giderek yerleştiler, (Cu-Cen) tatarlarına bağlandılar. Bu dagların tepelerinden biri takya şeklinde olduğundan kendilerine bu anlamda (Tu-Kyu) adını verdiler. Asıllarına delalet etmek üzere de bayraklarına bir kurt başı yaptılar”[2].

DÜNYA KÜLTÜRLERİNİ ETKİLEYEN GERÇEK (VARSAYILAN) MAĞARALAR

Literatürü, özellikle internet ortamında taradığımızda, bazı mağaraların, yerleri belirlenmiş, günümüzde dünya kültürlerine etki ettiğini  görüyoruz. Çok daha detaylı bir araştırma, eminim daha çok mağara ortaya çıkaracaktır.

DİKTAEAN

Bu mağarada, Yunan mitolojisine göre, Zeus doğmuş ve büyümüş olduğu varsayılan mağaralardan biridir. Mağara, Girit adasında Dikte dağında bulunmaktadır. Turizme açık olan mağara’nın tarihi i.ö 200o yılına kadar gitmektedir. Mitolojiye gore, Rhea bebeği Zeus’u Kronos’dan bu mağara içinde saklamıştır. Zeus burada doğmuş, büyümüş ve daha sonra Europa ile burada tanışmıştır.

Arkeologlar, birçok ikon ve dini semboller açığa çıkartmıştır ve özellikle Minoan döneminde dini ve kutsal bir yer olarak tapınak görevini görmüştür.

IDAIAN

Bu diğer mağara’da, Psiloritis dağında yeralmaktadır. Yine aynı şekilde arkeologların yaptığı çalışmalarda birçok dini, seramik ve bronz objelerin çıkması, yine bu mağaranın Minoan ve Roma dönemindeki önemini göstermektedir. Halihazırda, mağara turizme açık değildir ve kazılar devam etmektedir.

MIXNITZ KOGELLUCKEN (EJDERLER MAĞARASI)

Bu mağara, Avusturya’da, büyük bir ejdere evsahipliği yaptığı ve bu ejderin çok çirkin, korkunç ve büyük yılanımsı bir görüntüsü olduğuna inanılırdı. Mağaranın içinde çıkan kemiklerden dolayı çevre insanları tarafından ejder’e ait olarak yorumlanırdı. 1.Dünya savaşından sonra yapılan fosfat çıkarma işlemlerinde, kemiklerin aslında o mağara’da yaşamış, mağara ayılarına (Ursus Spelaeus) ait olduğu anlaşılmıştır. Kemikler, Landesmuseum’da sergilenmekte ve mağara turizme açıktır. Enteresan bir nokta’da, bu mağarada yapılan ilk araştırmanın, 1387 yılı gibi bayağı eskiye dayanmasıdır.

YEDİUYURLAR ESHAF-I KEHF MAĞARASI

Bu mağara, Tarsus-Afşin ilçesinde yer almaktadır. Hem Hıristiyanlık, hem de İslam alemi için kutsal bir yerdir. Kutsal olması, yeniden dirilişi simgelediği içindir.

Eshab-Kehf hadisesi Kur'anı Kerim' de ve diğer semavi kitaplarda Bas-ü badel mevt (Yeniden dirilme) inancının delilleri arasında gösterilir. Buna göre;
     Efsus ya da Yarpuz denilen bir şehirde Dakyanus ( Dakyus ) adında bir zalim hükümdar halkı kendisine ve putlarına taptırırmış. Allah' ın varlığına ve birliğine inanan birkaç genç ise gizlice ibadet ederek bu zalimin buyruğu dışına çıkarlarmış. Bunu haber alan Dakyanus' tan kaçan gençler, kendileri gibi inançlı bir çobana rastlarlar. Çoban ve Kıtmir adındaki köpeği de onlara katılır. Çobanın bildiği ve yanında su olan bir mağaraya sığınan Eshab-Kehf burada uykuya dalarlar Kralın vezirleri mağarayı bulurlar. Ancak korkularından içeri giremezler. Eshab-Kehf, burada ise çıkamayıp helak olsunlar diyerek mağaranın ağızını ördürürler.
     Eshab-Kehf, bir rivayete göre 309 sene bu vaziyette kalırlar. Uyandıklarında, acıktıklarından bahisle içlerinden Yemliha' yı şehire ekmek almaya gönderirler.
     Şehirde, Dakyanus zamanından kalma para ile alışveriş yapmak isteyen Yemliha' dan şüphelenen halk, onu mahkemeye çıkartır. Mahkemede halini anlatan Yemliha, delil için kalabalığı mağaranın olduğu yere getirir. Ancak, mağarada kendisini bekleyen arkadaşlarının korkabileceğinden bahisle içeriye yalnız girip onlara durumu anlatacağını söyleyerek ayrılır ve sır olup gider. Bu olay, zalim Dakyanus' tan yüzyıllarca sene sonra Allah' a inanmakla beraber ahirete ve yeniden dirilmeye inanmayan halk için müthiş bir mucize olur. Devrin kralının duaları da böylece kabul olmuş olur.
[3]

YERALTI VE MAĞARA TANRI(ÇA)LARIMIZ VE YARATIKLARIMIZ

AVAIKI, YERALTI KRALI, POLONEZ MİTOLOJİSİ

Polonez mitolojisine gore, Avaiki, Miru tarafından yönetilen yeraltıdır, birçok tünellerden, mağaralardan ve salonlardan tanrılar tarafından oluşturulmuştur.

AKTUNOWİHİO, ÇEYEN

Çeyen mitolojisinde, Aktunowihio, toprağın, yani yeraltının ruhudur.

BARBERGAZİ

Fransa ve İşviçre dağlarında, mağaralarda yaşayan küçük gınomlardır. Diğer gınomlardan farkı büyük ayaklarıdır. Buda onların karda yürümesini ve hatta kaymasını kolaylaştırır. Saçları donmuştur o yüzden bazen buzdan sarkıtlara benzer. Ağaç seviyesinin altına hiçbir zaman inmezler.

BUBUS

Mağaralarda yaşayan ufak macaristanlı bir yaratık.

CAMAZOTZ, MAYA

Maya mitolojisindeki, yarasa tanrısıdır. Hizmetçileri, kan içen ve istediği an yarasaya dönen insanlardır. Yarasa burada, geceyi, ölüm ve kurban sunmak ile ilintilidir. Camazotz efsanesi, Meksika, Guatemala ve Brazilya’da bir zamanlar var olan büyük kan içiçi yarasalardan türediği varsayılmaktadır.

DWARF

Mitolojide, yaşayan cüce insancıklardır. Genelde yeraltında, mağaralarda yaşarlar. Normalde insanlara karşı çekingen olsalarda insanlar için bazen ufak işler yapabilirler.

DRACS

Draklar mağaralarda yaşarlar ve nehir boyunda çamaşır yıkamaya gelen kadınları beklerler. Daha sonra kendilerini kadınlara ulaştırabilmek için altın yüzüğe dönüştürürler.

ECHIDNE, LİBYA

Libya mitolojisinde, Echidne, yarı güzel kadın yarı yılan bir yaratıkdır. Ölüm ve yeraltı tanrıçasıdır.

ELİLEİTHYİA

 Homer’e göre, Elileithyia, doğum sancısı tanrıçası’dır. Girit’teki Amnisos’ta mağara’da doğmuştur. Oldukça popular bir külte sahip olan tanrıça, Amnisos’ta ki mağarada bulunan bir dikitin biçimi, tanrıçanın vucüt biçimine benzetilir.

GAUNA, BOTSWANA

Botswana’da yaşayan kabilelerin mitolojisinde, Gauna, ölümdür, ruhların lideridir. Yeraltında yaşar ve devamlı olarak yerüstüne canlıları yakalamak için çıkar.

HADES, YERALTI HAKİMİ, YUNAN VE ROMA MİTOLOJİSİ

Ölülerin diyarı, persofon ve plüto tarafından hükmedilen yerin altında, yaşayanlardan uzakta, Styx denilen nehirin yaşayanlardan ayırdığı diyar. Hades’e izinsiz giriş yapmaya çalışan ruhlar, Cerberus diye adlandırılan köpek tarafından engellenir.

HANS HAGEN

Bohemya, Prag, Çekoslavakya’da ki mağaralarda ikame eden, II. Dünya savaşın’da ölen SS veya Alman askerinin hayaletidir. Bazı Alman fanatiklerine göre savaşmaya devam eden o bir kurt-adamdır, bazılarına göre ölen bir Alman askerinin üniformasını giymiş bir suçludur. Zaman zaman adam öldüren ve ikame ettiği bazı mağaraların belli bölümlerini çökerten birisidir.

LAİNO

Bask kültüründe sis’in insanlaşmış halidir ve genellikle mağaralarda saklanır.

LJANAS

Kuzey İspanya kültürüne göre, Ljanas, mağaralarda tamamen çıplak yaşayan, uzun göğüsleri olan kadın yaratıklardır. Göğüsleri o kadar uzundur ki, yürüyebilmek için göğüslerini omuzlarının üzerinden arkaya atmak zorunda kalırlar. Gürültülü ve hırslıdırlar, devamlı olarak yemek için bakınırlar ve izinsiz evlere girerler. Tehlikeli değildirler ama can sıkarlar.

MARI, YERALTI KRALİÇESİ, BASK, İSPANYA

Mari, Bask geleneklerindeki en belirgin mittir. Şüphe götürmeyecek şekilde çok güzel bir kadındır, Mari. Toprağın derinliklerinde yaşar, zaman zaman yerüstüne çıkar ve dağdan dağa dolaşır. Gün ışığı ile kömürü altına, altını kömüre dönüştürür. Hiçbir şekilde yaşayan bir canlıyı, yaşadığı mağaraya yaklaştırmaz.

NDARA, SULAWESI ADASI

Sulawesi adası mitolojisinde, yeraltı tanrısıdır.

NERGAL, MEZOPOTAMYA

Nergal, Babil yeraltı tanrısıdır. Daha çok yaşamdaki riskler ve belirsizlikler ile ilintilidir ve genelde ölüm getirir.

NYMPHS

Doğa’nın ruhudur. Ağaçlarda, çayırlarda, mağaralarda dağlarda ve denizlerdedir.

RATİ-MBATİ-NDUA, FİJİ

Fiji mitolojisinde, ölüm getiren yeraltı tanrısıdır. Büyük kanatları vardır ve elleri yoktur.

POLYPHEMUS

Poseidon ve Thoosa’nın oğludur. Yarı insan olan polyphemus, çok iri olup, alnının ortasında tek gözü olan canavarlardandır. Sicilya’nın uzak bir kısmındaki mağaralarda yaşadığı varsayılır ve insan eti dahil olmak üzere çiğ et yerler.

SEDNA, ESKİMO

Sedna, Eskimo kültüründe, yeraltı metresidir.

TEJU-JAGUA, GUARANİ

Guarani mitolojisinde, Teju-Jagua yedi kopek kafalı koca bir kertenkeledir. Mağaraların efendisi ve meyvaların koruyucusudur.

THARDID JIMBO, AVUSTURALYA

Thardid Jimbo, Avustralya mitolojisinde, mağarada yaşayan yedi fitlik bir devdir ve her sabah avlanmak için mağarasından çıkar.

TUONELA, FİNLANDİYA

Tuonela, Fin mitolojisinde, hastalıklar ve ceset yiyen canavarların yaşadığı yeraltıdır.

TROLL

İskandinav mitolojilerinde, troll’ler çirkin, kötü ve insanlığa düşman yaratıklardır. Bir insan’dan çok daha büyük ve güçlüdür. Mağaralarda yaşarlar, sadece geceleri avlanmak için çıkarlar ve günışığına rast gelirlerse, taşlaşırlar. İnsan eti yemeyi çok severler.

YHI, YERALTI HAKİMİ (ABORJİN), AVUSTURALYA MİTOLOJİSİ

Yhi, rüya’da uyuyan tanrıça, çıplak bir dünyaya uyanır. Tanrıça, ışık yayar. Yürüdüğü yerlerde, bitkiler ve çiçekler açar. Mağaranın derinliklerine girdiğinde, şekilleşmeye çalışan ruhları sezer ve onları yaratır. Mağara’da sevinç ve ışık bırakarak ayrılır. Yalnız, Yhi tanrıçasının anatomi ile alakası pek olmadığı için, yarattıklarının hareket kabiliyetleri yoktur; ayak yok, el yok, kanat yoktur.

 

KAYNAKÇA:

1.      Encyclopedia Mythica

2.      www.mythglinks.org

3.      www.shortopedia.com

4.      www.answers.com

5.      www.buber.net

6.      www.fas.org

7.      www.showcaves.com

8.      www.cavespirit.net

9.      The Magic Of Caves by Walter Wright Arthen, İnternette yayınlanan makale

10.  Mystical Caves Used Throughout Mythologhy, İnternette yayınlanan bir makale, www.studyworld.com

11.  www.nevruzbaba.com

12.  “Eski Türkler”, L.N.Gumilev, Selenge yayınları, Istanbul, 2002.



[1] Anadolu Speleoloji Grubu üyesi, enderusul2009@gmail.com

[2] Kaynakça: www.turan.tc,

ASPEG Yayınları

http://issuu.com/aspeg