30 Haziran 2011 Perşembe

Makedonya 4.gün (28.06.2011)

Yazan: Elif Usuloğlu
Size Sasha'nın anısını anlatacağım demiştim.Sasha 15 yıldır mağaracılık yapıyormuş.Bir mağarada 2 tane boltu çakarken çaktığı kaya bloğu kopmuş ve üstüne gelmiş 10-15 metre düşmüş.Kalçası birkaç yerinden kırılmış.Bir kaç ameliyat  ve 2 yıldan sonra düzelmiş.Ve bugün HALA mağaraya giriyor. Bana göre bu İNANILMAZ!!!Sasha ve Oanna ile ben aynı çadırda kaldık sabah dün akşamdan geldiğimiz Stone Dolls'un orada uyandık.Babam geçen akşam kahramanlık yapıp dışarıda yatmak istedi ama yağmur geleceğinden korktuğu için Ovi'nin çadırına kaçtı.Neyse sabah uyandığımızda kahvaltımızı ettikten sonra yola koyulduk.İlk önce gittiğimiz yer şelalelerdi. Şelaleler dünyanın en harika manzaralarından biri. Ben ve babam şelalelenin üstüne tırmanmaya başladık, arkalara doğru gittik sonunda yorulduğumuz için geri gittik.İkinci şelale ters bir yerde olduğu için onu boş verdik.




Strumica'da ki kiliseyi görmeye gittik.Kiliseden çıktıktan sonra yoldan ağaçlık bir alan gördük ve orada öğlen yemeğimizi yemek için durduk.



Yemek yerken babam bir tane tencere bulup içine su koyarak diğer ağacın altına koydu.Arada bir su kaynadı mı diye bakmak için gidip geldi.Geri dönerken pikniğimizi yaptığımız ağacın gövdesini tutarak sallamaya başladı.Biz de meyve falan düşer diye bakıyoruz onun yerine ağaçtan tırnağım kadar YEŞİL BÖCEKLER düştü.Neyse ki benim başıma düşmedi ama Romanyalı Roxanne'in her yerine böcek düştü.




Çabucak yemeğimizi yedikten sonra Tikveşli gölün oradaki manastıra gitmeye çalıştık saatler boyunca yoldaydık.Sonunda öğrendik ki manastıra sadece yürüyerek, bisikletle ya da motosikletle gidiliyormuş. Bu yüzden de Tikveş gölünün orada bir yere çadır attık.Yani attılar, ben Oanna'larla kalıyordum ama babam yine kahramanlık yapmak istedi bu yüzden dışarıda şişme bir yatakta yattı.Ona Oanna'da katıldı.Saat 0:00 bizim çadır sağ sola sallanıyordu. Birkaç dakika sonra Oanna bizim çadıra geldi. Babam bizim çadırın köşelerini taşla düzeltti ve Ovi'nin çadırına koştu.Yarın ki planımız Ohrid'e gitmek orada dolaşmak sonrada kampa varmak.Şu anlık görüşürüz.

Yazan Ender: Ender'e pek bir laf kalmadığı ve çok geç olduğu için sadece resim ve video yükleme yaptı :)

29 Haziran 2011 Çarşamba

Makedonya 3.gün (27.06.2011)


Evet, uzun bir aradan sonra tekrar yazma şansını elde ettik. Şu anda Ohrid'deyiz. 3.günümüzde de Ohrid'deydik. Sabah erkenden kalktıktan sonra nefis bir omlet ve kahve eşliğinde kahvaltımızı yaptıktan sonra, ayrılmadan önce hemen görmek istediğimiz bir kaç yeri görmek için hızlı bir arnavut kaldırımlı yoldan kaleye doğru çıkmaya başladık. Önümüze ilk gelen sol tarafta bir roma dönemi amfi tiyatro idi. Şehrin içinde :). Bu yoldan yukarı çıkarken kendimi Safranbolu'daymış gibi hissediyorum. Evler tamamen Türk izleri taşıyor. Amfi tiyatroya baktıktan sonra Maria Magdelana kilisesine gittik. Ufak şirin ve bakımlı bir kiliseydi. Burada Türk turist kafilesiyle karşılaştık. Bir iki freskleri çabucak inceledikten sonra soluğu, Balkanlarda ki ilk üniversite'nin kalıntılarında aldık. Bu üniversitede Kril alfabesini icat etmişler /bulmuşlar. Tepenin üstünde kalenin hemen yanında ormanlık bir arazinin dibinde güzel bir yerdi. O zamanlar laiklik diye bir kavram olmadığı için üniversitenin içindeki kiliseye de hızlıca baktık. Kale ilk makedonya kralının kalesi, bayağı bir yenilenmeden geçmiş. Şehrin hakim tepesinde olduğu için manzarayı içimize sindirip bir iki foto çektikten sonra hızlıca otele geldik ve yola koyulduk.


Allah aşkına Safranbolu'ya benzemiyor mu? :)
Ohrid'den Üsküp'e Romen mağaracı arkadaşlarımızla buluşmaya gidiyoruz ama önce Tetovo (Kalkandelen) 'da duracağız çünkü kitapta Bektaşi Tekke'sinin varlığını okudum. Mutlaka görmem lazım. Bir de dışı boyalı ve süslü cami varmış onu da görelim dedim.

Bu arada Ohrid konusunda son not: Evler gittilçe çok bakımlı , bahçeli ve gerçekten sevgi katarak meyve ağaçları ve çiçekler yetiştiriyorlar..Çok ama çok bayıldım.

Bir evin bahçesi. Hemen hemen hepsi böyle özentili..

Tetovo Kalkandelen ismini Osmanlılar yani biz koymuşuz. İsmi yerli ustaların kılıçları çok iyi yapmaları ve kuvvetli olduğu için çeliği, kalkan deliyormuş bizde bu ustaları onurlandırmak için "Kalkandelen" demişiz, Tetovo'ya. Valla 100-120 km hızla gittiğimizde 1-1,5 saat içinde oradaydık. Arada Oanna ile SMS'leşiyoruz geldiniz mi nerdeseniz gibilerinden?"..

Tetovo'ya girdiğimizde il göze çarpan bir sürü tük ismi, markaları ve lokantaları. Tetovo'nın çoğunluğunu Arnavut azınlık oluşturuyor. Makedonların da nur topu gibi Arnavut azınlık partisi var. Arnavut bayrağı görebiliyorsunuz bir çok yerde.

Yolumuzun üstünde ana cadde de süslü camiyi görüyoruz. Hemen bir yere park edip durduktan sonra içine giriyoruz (avluya). Evet ilginç bir cami ama bilgi alacak insan yok, bir iki kişi caminin dışında namaz kılıyordu. Bizde fotomuzu çekip, Bektaşi tekkesini aramaya koyulduk.



Yolda giderken, Elif'e Alevi-Bektaşiliği anlatmaya çalışıyorum. Neyse kapısına geldik. Dikkatimi çeken şey; Türk , Arnavut, Suudi (?) ve Bektaşi (yeşil zemin üzerine 12 köşeli yıldız) bayraklarının asılı olmasıydı. Bu makedonya'da uzun zamandan sonra açılan ilk Bektaşi Tekkesi ve müslümanları birbirine oynayarak içerde camii de açmışlar. Önce bahçede gezindikten sonra ilk önce dışardan güzel gözüken bir binaya girerken Arnavut müslüman bir adam selamladı bizi. Türk olduğumuzu duyunca, bir poh poh bir poh poh..Neyse cami olduğunu anladık. Adam hemen Bektaşileri kötüledi geri zekalı herif. Yerler içerler, namaz kılmazlar falan filan. İşte bu yüzden müslümanlar ve ülkeleri belini doğrultamıyor. Sana ne lan adamın nasıl Allah'a ulaştığından dedim içimden ve gülümseyerek dinledim nezaket uğruna. Yalandan bir dua ettik çıktık. Sonra Tekke'ye girdik. Tapuları yok etmek için 6 ay evvel birileri kundaklamış. Yeniden yapıyorlardı. Gene Türkçe konuşan Arnavut bir genç karşıladı bizi. Dedi; "Baba içerde, buyrun gelir, oturun dedi". Bizde ayakkabılarımızı çıkardık tam beklemeye başlarken çok sempatik bir adam geldi. Hoşgeldiniz'den sonra akıcı, hızlı bir Türkçe ile konuşmaya başladı bizle. Biraz kendimden ve kızımdan bahsettim. Bize Alevi-Bektaşiliği ve bu tekke'nin tarihçesini başından geçenleri anlattı. Çok muhabbet bir baba idi. Oğlum ALİ'ye özellikle selam söyledi :).

Kitaplardan birinde Peygamberin çizilmiş resmini gösterdi uzun muhabbetin arasında. Yemeğe buyur etti. Bizde mağara kampına geldiğimizden ve yola çıkmalıyız dan dem vurduk. Bir hatıra fotoğrafı çektirdik. Daah sonra Erenler meydanını gezdik ve yola çıktık.



Yola çıktıktan yarım saat sonra Üsküp'teydik. Bayağı geniş bir bulvar caddeden merkeze doğru yol aldık. Merkez inşaat halinde. Tam merkezi Aleksandır'ın atlı heykelini dikiyorlar. Bu heykel Yunanistan'la aralarında sorun olmuş.



SMS'leşmelerden sonra bir anda birileri arkadan bizi selamladı ve sarmaş dolaş olduk, Oana ve Adina ile. Ekibin geri kalanı ile tanıştık; Saşa, Roksan ve Ovi ile. 2 araba gelmişler. Benim kiraladığım arabayı bırakmam lazım, ufak bir atıştırmadan ve onları arabaları ile kaybedip tekrar bulduktan sonra nihayet arabayı bırakabildim. Diğer arabaya transfer olduktan sonra Adina'nın şöförlüğünde yola koyulduk. Adina'nın çalıştığı ve görmek istediği yerleri göreceğiz. Üsküp'ten yola çıktık ve ilk durağımız dünya'nın en eski gökyüzü gözlemevi gibi kullanılan bir kayalık'ta bulduk kendimizi.







Bu gözlemevi NASA tarafından onaylanmış. Neyse, buradan, "Stone Dolls" diye bir yere gideceğiz ama hava kararmaya başladı ve yol nispeten uzun. Devam ettik. Hava tam kararmaya başladı ve biz oradaydık. Neyse piknik alanı vardı ve kamp atmaya karar verdik. Ben tembelliğimden bri geceliğine çadır atmak istemedim, tahta bankların üzerinde uyuyalım dedim ELif'e. Elif, gözleri yaşlı annesiyle konuşmak istedi acaba neden? Neyse, dedim sen Oana'ların çadırında kal. Hemen morali yerine geldi. Yıldızlar çok güzel ve ben ısrar ediyorum dışarda yatmaya ama köpekler filan havlamaya başlayınca, dedim bu akşamlık kahraman olmayayım ve Ovi sağolsun çadırın da yer varmış bende oraya sığındım. İyi ki. Akşam yağmur yağdı :)

Yazan Elif Usuloğlu (aşağısı)


Sabah Villa Dea!da uyanıp sabaha bir omlet yiyerek başladık ben menüde pancake görünce onu da ısmarladım.Pancake geldiğinde ağazım açıkı kaldı üstünde fıstık serpilmiş içinde çikolata,nutella,bal ve muz vardı.Yedikten sonra içime bir enerji doldu ve sabah babamın gezmek istediği yerleri gezmeye gittik.İlk önce Roma döneminden kalmış amfi tiyatro çıktı.Sonra bir tane kiliseye girdik.Şirindi,şans eseri bir Türk grubuyla karşılaştık.Biraz yukarı çıktıktan sonra çoooooooooooooooooooooooook eski bir üniversitesinin kalıntılarını gördük oradan daha yukarıya yürüyünce kaleye vardık.Kaleden çook güzel manzara vardı.Fotoğraf koyamıyorum çünkü babam istediğim fotoğrafı koymuş:(.Kaleye doğru yürürken evlere baktım.Evler çiçekler yüzünden gözükmüyordu ama bir ev vardı.Evin bahçesinde eski bir atlı araba onun üstünde yanlarında pembe, mor,beyaz her renk vardı.:)Keşke bizim bahçede böyle olsaydı.
Üsküp'e Oanna ve arkadaşlarıyla buluşmaya giderken babamın isteği üzerine Tetovo(Kalkandelen)'e gittik.Orada bir süslü camiyi dolaştık oradan babam Bektaşi tekkesini aramaya koyuldu.Orada babam bana Aleviilik konusu anlattı,o kadar uzunduki kısaltmak gerekirse Aleviiler dualarını Türkçe okuyormuş...
Kısa kesmek zorundayım çünkü babam başımda 'hadi hızlı,hızlı ol' diyor.Diğer yanımda Oanna interneti kullanmak için bekliyor.Kampa vardığımızda internet bulabilirsem size Sasha'nın anısını anlattcam.O zamana kadar görüşürüz.:)

27 Haziran 2011 Pazartesi

Makedonya 2.gün (26.06.2011)


Yazan Elif Usuloğlu

Merhaba,
İlk önce demek istediğim bir şey var. Makedonya'daki kızlara acıyın.Geleli 2 gün oldu Skopje ve Vesel de toplam 4 yakışıklı çocuk vardı.Ülkeye erkek açısından 10 üstünden 4 verdim.Neyse..Bugün ilk önce "Bay of Bones" müzesine gittik.Müzeden çıktıktan sonra orada göle girdik.Hayatımdaki EN SOĞUK girdiğim göllerden biri oldu:):)Birkaç saatlik yoldan sonra Ohrid'e ulaştık.Ohrid çok sakin güzel bir yer,gölün kenarında bulunuyor.Ohrid'te Türklerle karşılaşmak hoş oldu.Sokaklarda yürürken kenarlarda takı satan diğer yanda da kıpkırmızı güllerle yürümek çok güzeldi.Ohridte toplam 9 tane yakışıklı gördüm.Bu yüzden ülkeye erkek açısından 10 üstünden 8 verdim.:)Yemek yedikten sonra dondurma yemeye gittik.Hesap geldiğinde 7 top dondurma,bir ice tea ve bir duble epresso 390 dinar tuttu.Buda 15 Tl.100 dinar 4Tl. Ben Makedonya'yı anlamıyorum.Yarın Üsküp'e gidip Oanna'yla buluşcağız.
                                                                                                   Görüşürüz!!!:):):):)

Yazan Ender Usuloğlu

Bitelo yani Manastır şehrinde gece hayatı akıyordu..Dışardan müthiş bir müzik sesi geliyordu ve zor uyudum. Sabah kalktığımda Elifi kalıp gibi yan tarafta uyuyor görünce artık kızımın değiştiğini anladım. Böğrümde 39 numara ayak yoktu :)

Bu arada biz Manastır diyoruz Bitelo şehrine. Etraftaki tepelerde bir sürü manastır varmış ve bölgede sözde yaklaşık 500 kiliseye ruhban sınıfını yetiştiriyorlarmış. Bu arada arkadaki dağın adı "Baba".

Filtre Kahveli kahvaltımızı yaptıktan sonra saat 9:00 gibi hemen "Manastır Askeri İdadesi"'ne koyulduk. Binanın önünde durduğumuzda en üstte Osmanlı Tuğrasını görebiliyorsun ve Osmanlıca yazılmış yazıları. İçeri girdiğimde karışık duygular içindeydim. Bir an genç Mustafa Kemal'i iki yandan merdivenlerde koştururken veya sınıfına giderken hayal etmeye çalıştım. 3 yıl burada okumuş ve bu şehirde kalmış. 2. kata çıkıyoruz, sol taraf tamamen Atatürk'e ayrılmış. Çok hoşuma gitti.

 Anı defterini doldurduktan sonra Atamızı tatlı bir şekilde andıktan sonra müze kısmına geçtik. Burada eski çağlardan günümüze kadar ki tarih anlatılıyor. Bir fotoğraf vardır. Askeri idadeden otele giden yolda "genç türkler" in yürüyüşü vardı. Balkan savaşları ve Makedonya'nın elden çıkışı kim bilir ne kadar üzmüştü hepimizi. O zamanlar Makedonya'nın çoğrafi sınırları şimdiki sınırlarla aynı değil. Bu yüzden hem Arnavutlar, hem Bulgarlar, hem Yunanlılar, hem Sırplar burası bizimdir diyor. Selanik'te bir zamanlar Makedonya içindeymiş.

Otel'e dönerken bir kahve içmeye oturduk. Otel'den çıktıktan sonra ki durağımız "Heraklea" şehir kalıntıları. Burası, Büyük Aleksandır'ın babası 2. Filip'in kurduğu şehir. 2.Filip şehir krallıkları birleştirdikten sonra kralların kralı olmuş. Aleksandır başka bir şehirde doğmasına rağmen sonuçta Makedonya krallığı "Heraklea" dan yayılmış. Antik şehri gezerken düşünmeden edemiyorum. 100 yıl evvel 3 yıl bu şehirde yaşamış olan Atatürk'te büyük İskender'in makedonya krallığının buradan çıktığını biliyordu ve eminim tarihe olan merakından dolayı burayı ( o zamanlar kazı olmasa bile bazı kalıntılar açıkta olsa gerek) dolaşmıştır diye düşünüyorum. Bir taraftan karmaşa yılları, vatanı kurtarmak için kendi kendine yaptığı planlar. Yanlış hatırlıyor olabilirim Bulgar'lara karşı yapılan savaşa katılmak istemiş ama çok genç olduğu için almamışlar. Bir taraftan tarih bilinci bir taraftan yetiştiği ortam coğrafya bir taraftan vatan sevgisi sanırım Atatürk'ün kişiliğine katkısı olmuştur diye düşünüyorum.
Bu duygularla Heraklea'den çıktıktan sonra Türk mezarlığını görmek istedim, bir dua (ki hiç adetim değildir bu arada) edelim istedim. Haritadan Türk mezarlığı denen yere geldim ama emin olamadım. Sadece adam boyunda sazlıkların bürüdüğü bir tepe gördüm. Arabadan indik ve daldık adam boyu sazların arasına...Evet, uzakta bir iki Türk mezar taşı gördüm. İçim buruldu. Tamamen yalnızlığa terk edilmiş bir mezarlık. Gerçekten çok üzüldüm. Ecdadımız orada yatıyor ama onları yalnız bırakmışız, kendi başlarına. Arabaya bindik bir an içimden Yahudi mezarlığı bire görmek istedim ama hemen vazgeçtim eğer düzgün ve bakımlı bir mezarlık görürsem daha da üzüleceğim hemen vazgeçtim.



 

 Döndük yarı buruk bir vaziyette, yola devam ettik. Market alışverişi yaparken kasiyerin yardım sever hareketleri neşemizi tekrar yerine getirdi. Ohrid yolunda devam edeceğiz ana yolda belli bir süre gittikten sonra Prespansko gölüne sapıp dağ yollarından Ohrid gölüne ineceğiz ve oradan Ohrid şehrine varacağız. Neyle karşılaşacağımızı bilmediğim için sandviç malzemesi aldık, bol yiyecek ve içecek alarak tepeye yani Baba'ya sarmaya başladık. Dünden aldığımız müziği koyduk ve kıvrak müzikle neşemiz yerine geldi.

Biz dinledik sevdik bakalım siz sevecek misiniz?

25 Haziran 2011 Cumartesi

Makendonya 1.gün (25.06.2011)

Uçakta: bir garip Elif deyular !
Yaklaşık 1 saatlik rötarla Üsküp havalimanına geldik. Tabii ki çok küçüktü. Polis kontrolünden geçtikten sonra araba kiralamadaki gençle konuşurken Bitola şehrine gitmek istiyoruz nasıl bir yerdir deyince, Üsküp'ün haricinde bir yeri bilmiyorum deyince bu ikinci şaşırmam oldu. Birincisini Nilüfer'e "memleketine gidiyoruz nereleri gezelim diye sorunca, ben Üsküp'ten başka bir yer bilmiyorum deyince biraz şaşırmıştım ama uzun zamandır Türkiye'de olduğuna yormuştum. Yolda başkalarına da sorunca bu insanların bu küçücük ülkede dolaşmadığını hissettim. Veya bana öyle geldi. Yolda ilk durduğumuz benzin istasyonundan yiyecek ve içecek bir şeyler almak için durduk. Elif'le Türkçe konuştuğumuz için parayı alan adamda bizle gayet düzgün bir Türkçeyle konuştu. Hoşumuza gitti. İlk ders hemen geldi. "Kızım Türkiye cumhuriyeti ne zaman kuruldu" cevap: "eeee?" yuh dedim yuh, anası babası bir şey öğretmiyor diyecekler :) peki kaç yıldır Türkiye Cumhuriyeti var? ""88 yıl" Peki biz burada (Makedonya'da) kaç yıldır vardık biliyor musun? "yaklaşık 500 yıldır". Kıyaslama güzel bir imkan.

Yola devam ettik. İlk dikkatimi çeken, imkanlarının olmaması. Köylerde yeni yapılan binalarda ısı yalıtımı yok, sadece tuğla var. Bu Bosna'da da aynıydı. Burası biraz daha temiz, yollar küçük ve Türkiye'den farkı yok; yama dolu. Yol üstünde 2-3 tane mağara gördük.

Girdiğimiz ilk kasaba Vesel'di. Para bozdurmak için girdik ama başarılı olamadık neyse ATM'den Dinar çektik şimdilik iyiyiz. Binalar zavallı görünüşte, bakımsız. 1 euro 60-61 dinar. Vesel'e girmeden evvel otobana girdik, paralı yola ama hiç bir şekilde geldiğimiz yoldan farkı yoktu. Kasiyer bir de bizi göz göre göre kazıkladı. Adam 6 euro istedi 1 euro'luk geçişe. Dinarımız yoktu mecburen kazık yedik. Bende sizleri bir yerde elbet kazıklayacağım dedim ve geçtim devam ettim.

Yola devam. Bitola'ya geldik. Yığılca yolu gibi bir yoldan hatta Yığılca yolundan daha ufaktı zaman zaman, Makedonya'nın büyük şehirlerinden birine girdik. Otel rezervasyonu yaptırmamıştım. Biraz belirsizliği seviyorum galiba. Şehire geldiğimde, anında otel anlaşması yapmak (eğer çok kalmayacaksam bir yerde) hoşuma gidiyor. Merkez gibi bir yerde Casino Hotel 4 yıldız !. Hemen girip soruyorum 2 kişi bir oda kaç para 80 euro !. Kadına baka baka oha! dedim. Neyse anlayışlı kadındı yandaki sokakta bir oteli söyledi ama benim gözüme başkası çarptı. Gene merkezde herkesin bira içtiği cafelerin dolu olduğu sokakta, "millenium" hotel'e girdim ve güzel bir makedon bayan resepsiyonda 60 euro dedi. Yav, biraz indirseniz falan derken bir odamız 50 euro dedi :) hemen baktım ve gayet güzeldi. Tek kötü yanı ben ve Elif aynı yatakta yatacaktık. Elif hala aynı şekilde uyuyorsa, sabah böğrümde ayağı olacak ! Neyse n'apalım :)

Hemen yerleştikten sonra 2 tane eski cami vardı onları ziyarete gittik. 1400-1500 yıllarda yapılmış camiler şu an da tamamen boş ve kendi kaderine terk edilmiş. Keşke Türkiye Dışişleri şunlara bir elini uzatsa veya Kültür bakanlığı. Oradan eski pazara gittik. Çok hoş ufacık tek katlı binalardan müstakil çok güzel sokaklarla dolu. Maalesef şansımıza çoğu kapalıydı.


Sokaklarda yürürken dikkat ettiğim bir iki noktayı belirtmem lazım. Yollar geniş ama bakımsız. Binalar bakımsız ama yolların 2 tarafına diktikleri ıhlamur ağaçları ve huş ağaçları çok ama çok güzel olmuş. Bütün şehir ıhlamur kokuyor. Gerçekten bu her şeye değdi. Trafiğe kapalı mareşal Tito sokağında yürüyoruz. Eski Osmanlı askeri karargahın "Atatürk'ün okuduğu askeri mektep" önünden geçtik. Müze olmuş ve yarın ziyaret edeceğiz. Zaten bu şehre geliş amacım buydu.

Gene "emperyal ruhum" şaha kalktı. 1389 yılında 30.000 askerle Makendonya'yı almış ve yaklaşık 500 yıl yönetmişiz. 1389 yılında tüm Mekedonya'nın nüfusu neydi bilmiyorum ama bizim askerler herhalde %10'nunu geçmezdi diye tahmin ediyorum...Vay anam vay...


Dükkanları dolaştıktan ve ufak tefek alış veriş yaptıktan sonra ufak bir yerde yemek (El Greko)  yedik.

Restaurant'ta Elif'in yaşında bir sürü kız vardı ve Elif onlara acıdı. Neden dedim? Makedon erkeklerinde yakışıklı yok dedi :) 10 üzerinden 3 verdim dedi. Bende Makedon kadınlarına 10 üzerinden 6-7 verdim.

Ne alaka? Su temiz akıyor ama arada TV atılmış, olur böyle şeyler, alışkınız dedik ama Elif'in çok hoşuna gitti ve çekti

ASPEG Yayınları

http://issuu.com/aspeg