4 Temmuz 2011 Pazartesi

Makedonya 9.gün (03.07.2010)

Sabah kamptan herkese allahaısmarladık dedikten sonra ayrıldık ve 12:00 gibi Üsküp'e vardık. Israrla Adina'ya merkeze gitme yolunuzdan sapıyorsunuz geçikeceksiniz dememe rağmen inatla bizi merkeze yakın bir hostel'e kadar bıraktı. Hemen pansiyona girip, vedalaştık. Daha onların 12 saatlik yolu var, o yüzden bende hızlı davranmaya çalışıyorum.

Pansiyonda biraz kaldıktan sonra yine yağmurun altında tek şemsiyeyle Üsküp'ü turlamaya karar verdik. Yağmur altında baba-kız kol kola tek şemsiye altında dolaşmakta ayrı ve büyük bir zevkti. Meksika lokantası arıyoruz ama bulamadık ve ben pes ettim sonunda ve biraz pahalı gözüken Küba bar ve restaurant'ında karar kıldık. Bir şeyler yedikten sonra Eski ve bit pazarında dolaşmaya başladık. Bir kaç müzeye (sanat ve resim) girdik. Eski Osmanlı hamamlarını restore edip müzeye çevirmişler. Güneşte kendini göstermişken bir baktık, bizim Türk ekipten ANÜMAB'lılar ve Ahmet Sücüllü ve Ebru. Kahvede oturmuşlar. Bizde yanlarına gittik, birer Türk kahvesi söyledik. Biraz muhabbet ettikten sonra ben çok yorgun olduğum için pansiyon'a dönmeye karar verdik.

Pansiyona saat 4:00 gibi geldik ve bir uyuduk bir daha uyanmadık. Sabah, McDonald's'ta ufak bir kahvaltıdan sonra tabii ki de bir kitapçıya girip tavaf ettik :)

Hazırlandık ve yola düştük. Üsküp, Büyük İskender havalimanındayız. Keşke havalimanı da ismi gibi büyük olsaydı :). Şirin havalimanında 2 kapı var uçuşlar için.

evet anons yapıldı ve etraf kalabalık, gitmemiz lazım.

Hoşça Kalın !

Makedonya 8.gün (02.07.2010)

Evet sabah kalktık yine bahçede yağmurun altında kahvaltımızı ettikten sonra artık yatay mağaralardan çok sıkıldığım için dün Mekadonlara dikey bir mağara yok mu diyerek organizasyon dışı bir dikey mağara istedik. Bizim Anıl ve Cem'de dikey istiyordu. Neyse, sabah iki tane dolin yaklaşık -50-60 m'lik inişleri olan iki tane mağaranın GPS koordinatlarını ve 1/50.000 coğrafi harita çıktılarını alarak yola çıktık. Arkadan Makedonlarla Anıl ve Cem gelecek ama biraz daha geç bir saatte. Bizim ekip klasik, Sopi ailesi (Adi, Mihaela, Yuanna, Carla, Kosmim), Adina, Ivan ve ben. Programımız önce dikeylere girip ondan sonra Makedonya'nın en büyük ağızlı Peşna mağarasına gitmek. Yola çıktık.

Dolinler, bir dağın yamaçlarında olduğu için tek arabalık asfalt yolda belli bir süre ilerledikten sonra arabayı bırakıp, yürümeye başladık. Eski orman yolundan ilerleyip, yolun iki tarafını "Jungle gibi" kapatan ağaçların (sanırım çoğu odunluk meşelik) arasından geçip tepeye tırmanacağız. Orman yolunda ilerlerken çok güzel çiçekler gördük; hemen hemen her renkte vardı. Yan taraftan üstü çıplak (çimenle kaplı) tepeye çıkabilmek için yol aramaya başladık ama nafile. Ben ufak bir boşluk gördüm ve daldım oradan. Meşe ağaçlarının altında ise dikenli dikensiz bir sürü orman altı bitki örtüsü vardı. Neyse yara yara bir şekilde açık alandan tatlı bir eğimle tırmanışa geçtik, geçtik ama güneşte beynimizde boza pişiriyor sanki. Acayip terleyerek tırmandık tırmandık. Açık arazi dediğimde sizi yanıltmasın bu arada. Dizinize kadar büyüyen otlar arasında ve otların dibinde boşlukta duran kireçtaşları var yani rahatlıkla ayak bileğinizi burkabilir veya kırabilirsiniz. En tepeye çıktık ama imanımızda gevredi işin açığı. Birde gençler susuz kaldığı için onları arkada bırakıp, dolini bulabilmek için ben, Adi ve Ivan haritada ve GPS'in gösterdiği yerlere doğru taramaya başladık. Önce ben elimde hiçbir şey yokken bir indim çıktım tepeleri, dolin yakındır bulurum diye. Olmadı. Geri geldim, GPS ve Haritayı aldım, sonra Ivan'la beraber başladık ilerlemeye. Git git git bir hayli (yaklaşık 600-700 m ine çıka bu arazide) gittikten sonra nihayet bulduk. Bu arada Ivan, Hasköy Bulgaristan'dan mağaracı. O da dikey mağaraya gelmek istiyordu ona da gel dedik. Dolin, bu arada İngilizce bir terim, Türkçesi Obruk. Obruklar genelde dikeyi olan boru gibi inen boşluklar. Bu arada niye Dolin lafını kullanıyorum ki? :)

Tekrar geri geldik ve obruğu bulduğumuzu söyledik. Ekip biraz uflana puflana ilerledi ve obruğun yanına vardık. Hemen Adi ile ipi nasıl döşeriz diye konuşup bir hat belirledik. O sırada Mikaela, Adi'nin eşi, giyindi ve hattı döşemek için ipe girdi. Çok güzeldi ve çok hoşuma gitti. Kızı, kendisi ve eşi mağaracı ve eşi döşeme yapıyor :) Bu arada Mikaela, yemek pişirmesini bilmiyormuş. Valla ben onun yalancısıyım.

Neyse, döşemeye başladı ki, diğer ekip geldi. 2 Makedon'la, Anıl, Cem ve ANÜMAB'tan Alper ve Emre geldiler. İkinci bir hattı döşesek mi döşemesek mi muhabbeti esnasında, Adi eşi'nin yanına inmiş ve boş verin tek hat kalsın oradan herkes insin çıksın dedi ve bir de acayip taş var boşta, taş düşebilir dikkat etmek lazım dedi. Bende o sırada kotun üzerine SRT malzememi giyinmiş "acaba insen mi inmesem mi?" diye kendi kendime düşünürken (çok yorulmuştum git gel obruğu bulana kadar) Adi sende in filan dedi. Arada Mikeal'e dan sonra ANÜMAB'tan Alper ve Emre inişe başladı. İniş'te ilk önce bir saptırma var (kayaya sürtmesin diye ip) sonra bir doğal istasyon sonra bir doğal istasyon daha ve en sonrada bir saptırma daha var ve obruğun dibine iniyorsun. Alper ve Emre iniştelerken, Ivan hazırlandı ve Alper ilk doğal'ı geçtiği için inişe başladı ve başlamasıyla bağırması bir oldu. Koca bir kayayı yerinden oynatmıştı ve kaya direk Alper, Emre ve Mikaela'nın üstüne düştü.

Alper ve Emre Allah'tan kayaya yapışmış ve birisinin bayağı bir yakınından geçmiş, Mikaela'da sanırım tecrübeli olduğu için hemen saklanmış. Büyük bir gürültü ile kaya aşağıya düştü. Ben dahil olmak üzere Adi hemen aşağıya bağırdı. O Romence bağırıyor ben Türkçe. Neyse ki, herkes iyiydi. Koca bir off dedikten sonra Ivan inişe devam etti ama aradan 10 sn geçmedi "Oh my god" diye bir çığlık geldi. Ivan, düşen taşın ipi koparttığını söyledi. Neredeyse....içteki kılıftan 2 tanesi kalmış ve tam desandörün ucundan geçerken gördüğü için heyecanlanıp bağırmış. Adi'ye söyleyince Adi önce bir telaşlandı (kendisi kurtarma da tecrübeli ve Romen Kurtarma Ekibinde yer alıyor). Ben devreye girip dedim dur sakin ol ben zaten giyinikim ben iner hattı değiştiririm dedim. Ivan'a bağırdım çıkması için. Ivan bir şekilde yukarı geldi ama beti benzi atmıştı zavallı'nın. Neyse onu yukarı aldıktan sonra ben 80 m'lik tek bir ipin ucunu aldım ve o sırada hazır olan Anıl'a ben iniyorum hattı söker düzeltirim sonra gençleri aramıza alırız, en son sen gelirsin dedim. Ok'leştikten sonra ben inmeye başladım. Hattı değiştirmeye başladım. İpin koptuğu yere Ivan bir düğüm atmış. Evet gerçekten bende 22 yıllık mağaracılık hayatımda böyle kopan bir ip ne gördüm ne işittim. İpin kopma noktasında bir sürü taşlar vardı ufak bir ayak darbesi ile inebilecek aşağıya. Adi'ye bağırdım. Taşları temizliyorum panik yapmayın diye. Aşağıya da aynı şekilde bağırıp korunaklı bir yere geçmelerini söyledim. Taşları temizledim, aşağıya inmeye devam ettim ve döşemeleri değiştirdim. Birazda ortam sakinleşsin diye ıslık çala çala indim. Neyse en son saptırmadan sonra aşağıya geldim. İlk döşenen hatta 2-3 tane ip vardı. Zedelenen ipi Anıl yukarı çekti, alttakini aşağıya indirdim, Mikaela çantaya soktu ve yukarı çıkarttı. Ben Alper ve Emre biraz muhabbet ettikten sonra artık taşlar temizlendiği için hatta 2-3 kiş aynı anda girebileceğini düşünerek, arkadan Alper ve Emre çıkışa geçti. Ben t şirtle inmiştim. Aşağıdaki soğuk hava iyi geldi :)

Daha sonra Anıl geldi. Gençler ve Ivan korktuğu için inmek istememişler. Daha evvelden Anıl'la anlaştığımız gibi Anıl arkada kalıp bütün hattaki ipi toplayacak. O yüzden bende çıkışa geçtim.

Anıl'da ipi topladıktan sonra, Adi'nin bize ip üstünde dyneema'nın faydalarını anlatan 10 dakikalık sunumundan sonra toplanıp yola çıktık. Artık tekrar tepeye tırmanmadan yandan aynı yükseklikte ilerleyip, aşağı ineceğiz. İneceğiz de ben yoruldum ve dize kadar gelen otların içinde oynak taşlara basmadan ilerlemek resmen beceri isteyen bir iş. Bir iki defa kayıp düşüyordum neredeyse.

Makedonlar önde biz arkada, bizi bir "jungle" a soktular.Aman aman, yolu saptırarak. Her tarafım çizik içinde kaldı. İlerlemesi gerçekten zor bir parkur. Makedon'da wellcome to European Jungle filan deyip duruyor. Sinirlendim.

En nihayet asfaltı bulduk ama perişan haldeyiz susuzluktan. Yanımıza çok az su almışız. Hemen minibüs'e gidip içecek ve yiyecek bir şeyler bulup ağzımıza tıkıştırdık.

Ha, bu arada Adi'nin kızı Yunanna'nın Elif otel'de kalmakla en iyi işi yaptı demesini yazmadan geçemeyeceğim :)

Biraz rahatladıktan sonra Peşna mağarasından çıkan suyun battığı düden'e gittik. Kendimi Karadeniz'de sandım. Boyum kadar kalabakların içinden geçip düden'in ağzından baktık ve geri döndük. Dönüş yolunda çeşme başında mola vermek çok ama çok iyi geldi.

Israrla Peşna'ya gitmekte kararlıyız. Allah'tan yolumuzun üzerinde. Peşna, yaklaşık 40 m'lik büyük ağzı olan ve içinde çöküntü kayaların altında sızan dereli bir mağara. Etkileyici bir görüntüsü var ama gitme zamanı geldi geçiyor bile. Ekip, bol bol foto çektikten sonra arabaya atlayıp geriye döndü.

Bu akşam kampın son günü, Makedonlar yemek ve parti hazırlamış bizim için. İçeri girdiğimizde herkes masalara doluşmuş ve biz perişan halde içeri girdiğimizde Elif bizi buldu. Duş alıp hemen aşağıya indim. masalarımıza oturduk. Deli gibi açız ve masada sadece salata, rakıya ve şaraplar var. Dayanadım yarım bardak şarap içtim. Bu arada bir sürü konuşmalar ve alkışlar gırla gidiyor ama yemek yok ortalıkta. Herkese önüne gelene sertifika verdiler. Balkan foto yarışması sonuçları açıklandı, kazananlar tebrik edildi. Benim artık gözüm dönmüştü ve başladım salatadan yemeye. Nihayet seremoniler bittiğinde yemeği dağıtmaya başladılar, Allahım bu anı bekliyorum ama bu ne? ! yemek buz gibi. Gelen köfte, sosis, tavuk kızartmaları hepsi buz gibi. Bakıyorum kimseden reaksiyon yok. İşte mağaracı ruhu bu galiba. Sorgulama önüne ne geliyorsa ye!. Rahat insanız vesselam. Bizde sorgulamadık ve yedik.

Yemekle beraber canlı müzik başladı ve tabii ki de partide. Ben biraz kendime geldikten sonra bizim Romenleri ve Elif'i dansa kaldırıp dans ettik. Acayip gır gır şamata oldu. 2 saat fila dans edildi. Günün sonuna doğru Türk ekibinden folklorik kıyafetleri giyen 2 bayan arkadaşımızda güzel bir gösteri yaptı. Çok hoşuma gitti. Saatim 12:00'yi gösteriyordu ve perişan haldeydim artık iflas ettim ve yattım.

Çok güzel fotoğraflar var ama daha sonra yükleyeceğim. Çok hızlı bir şekilde havalimanında yazıyorum ve uçağımız kalkacak.

Kampın son günü olduğu için yarın erkenden kalkıp Üsküp'e gideceğiz. Romen arkadaşımıza ne kadar ısrar etsemde otobüs var biz gideriz diye "hayatta olmaz" muhabettinden dolayı beraber dönüyoruz. Ekip ruhu :)

Yarın Üsküp'te Elif'le beraberiz.

Bütün Balkanlarda bilinen bir kelimeyi tekrarlayarak kampı kapatalım. Önümüzdeki yıl kamp, Slovenya'da olacak.

HAYDE !



3 Temmuz 2011 Pazar

Makedonya 7.gün (01.07.2011)

Sabaha her zamanki gibi güzel bir kahvaltı ile başladık ve Memeçek mağarasına gitmek için hazırlandık. Bugünkü program Memeçek ve diğerinin adını bilmediğim mağaraya girip geri dönmek. Her zamanki gibi Mileya, Adi, Yuanna ailesinin WV minibüsleri ile Adina, Vidi, Elif ve ben doluştuk ve yola koyulduk. Geldiğimizde her zamanki gibi kalabalık bir grup vardı. Vidi geçen sene Canan ve Elif'le arabayla buz mağarasına giderken yol boyunca konuşan ve kafa şişiren eski mağaracı.

Makedon rehber eşliğinde Slovenler, biz ve bir grup Makedon yola koyulduk. Maalesef "ahmak ıslatan" şeklinde yağmur yağıyordu. Rehber, mağaradan çıktıktan sonra sol tarafta dernek lokali gibi bir yer var çok güzel bahçesi ve Ihlamur ağacı olan göstererek çay veya kahve içmeye bekliyoruz dedi.

Rehberin söylemesine göre 50 dakika yürümeden (tırmanma dahil) sonra mağaraya geliyoruz. Mağara ufak bir mağaraymış. Yola koyulduk ama acayip ıslandık, birde patikadan yürürken dizlerinize kadar gelen kısımdaki her türlü bitki ayağınıza ıslak ıslak sıvandığı için birde öyle ıslanıyorsun anlayacağınız kaçış yok.

Mağaranın ağzına geldikten sonra baktık ki mağaranın ağzını demir parmaklıkla kapamışlar sadece kapak gibi bir yerden çelik merdivenle döşemişler. İlk iniş çok değil 5 m'lik çelik merdiven inişi. Herkes teker teker giyindikten sonra yavaş yavaş inmeye başladık.

Elif merdiven inişi yaparken




Adina, Carla ve Elif



Mağara ufak bir mağara olmasına rağmen oldukça süslü idi. Şöyle bir dolandıktan sonra merdivende çıkma sırasında bekledik. Bir grup daha mağaraya girdikten sonra biz çıktık ve hava hala kapalıydı. Giyindik ve inmeye başladık gene yağmur yağmaya başladı :(

Hızlı bir şekilde dağdan indik, rehberi filan beklemeden, sonunda bitap bir şekilde derneğin lokaline geldik. Lokalin içinde 10 adet yatak her türlü mağaracılık malzemesi, mutfak ve bilumum başka eşyalar vardı. O anda aklımdan geçti Pınarbaşı'nın bir köyünde bizde böyle bir ev alsak ve lokale mi çevirsek acaba diye?. Güzel olabilir(di).

Hemen ıslakları çıkartıp, eşyaları yaydık ve Allahtan biraz güneş çıktı da kurutabildik. Diğer 2.mağaraya gidemeyecek kadar yorgun olduğumuzda evin dışında gölgede bir köşeye yayılıp muhabbet ettik.



Neyse 1-2 saat kadar fotoğraf çekmek için gidenleri bekledikten ve çayları (ıhlamur çayı ds dahil olmak üzere) da içtikten sonra nihayet geldiler ve minibüse atladık kampa geldik.

Hemen bir duştan sonra, Adina yine bize yemek hazırladı. Bu sefer MAMALİGA yiyiyoruz. Mamaliga Romence mısır irmiğinden biraz daha büyük bir malzeme kaşar ve sosisle karıştırılıp yeniyor. Adian yine eline sağlık gerçekten güzel olmuştu !

Yemekten sonra, Elif'le ben bulaşığa talip olduk ve bulaşıkları yıkadık. Daha sonra otele girip, sunum hazırlıklarına baktıktan sonra sunumlar başladı. İlk sunum Romen Razvan Muti'nin 2-3 tane slideşovlu ve gerçekten güzel fotoğrafları vardı. Arkasından Oana, Hindistan gezisinin bir sunumunu yaptı.

sunumlardan sonra artık dayanamadığımız için yattık !

2 Temmuz 2011 Cumartesi

Makedonya 6.gün (30.06.2011)

Sabah 2'ye kadar blog yazınca sabah 7:30'da zor kalktık. Erken kalkmamız gerekiyordu çünkü saat 8:30'da mağara gidilecekti. Romen arkadaşlarımız yiyecek alışverişini önceden yaptığı için kahvaltıya otelin çayırında kurulan çadırların oraya gittik. Onlarda uyanmış kahvaltı hazırlama başlamışlardı bile. Günün programı, bugün 3 tane mağara göreceğiz. Dün akşamdan otelde asılan haritalara baktığımda ufak mağaralar olduğunu gördüm.

Kahvaltıdan sonra Elif'i otele park edip :), Polonyalı mağaracıların minibüsüyle ben, adina, sacha ve oana mağaraya gittik. Roxana ve Ovi ise daha geç kalkıp başka yerlere gittiler. Sonradan öğrendiğime göre, bu bölgedeki karstik yapı dolomitik ve mermer olduğu için çok fazla uzuna veya derine giden bir mağara yok.

Neyse arabalarla sıra halinde herhalde 30'a yakın mağaracı aynı program içinde arka arkaya gidiyoruz. Yaklaşık 20 dk araba sürdükten sonra, nihayet ufak bir köye geldik ve hazırlanmaya başladık.

Foto: Adina Florescu, İlk Makedon mağarasına gitmeye hazırlanırken

Biraz kalabalıktı


Hem de feci kalabalıktı
İlk mağarayı rehber bulamadı ve inanmayacaksınız ama ben buldum :) Durduğum yerin 6-7 metre aşağısındaydı. Herkesi söyledikten sonra mağaranın başına geldik. Petar Beron'la hemen mağaranın içine girip orada üstümüze değişmeye başladık çünkü acayip sıcaktı. Adama hayranım. 70 yaşında neredeyse hala mağaralara girip santim santim böcek arıyor. Bu arada kamp yerinde kendisiyle konuştum, yakında küre milli parkında topladığımız numunelerin sonuçları yayınlanacakmış. 3 yeni tür ve cins :).

İçeride giyindikten sonra sırılsıklam terlediğim ve kalabalık olduğundan bizim ekibi bekledim hem soğuyayım hem de beraber girelim diye. Girdiğimiz mağara travers yani bir tarafından girip öbür tarafından çıkabileceğin bir kaç yeri sürünmeli ama süslü bir mağaraydı. Uzunluğu yaklaşık 200 m civarındaydı. Bir iki fotoğraf çektikten sonra çıktık ve diğer mağaraya gitmek üzere indik. Mağaramızın adı GORNA STALINSKA idi.







İkinci mağara Allah'tan yakındı ama yine de üstümüzdeki mağara tulumlarıyla 10 dakika yolda yürüyüp, 10 dakika'da tırmanınca, zaten ter boşanıyordu iyice terledik. Bu mağara da ufak bir mağara. Giriş yatay, biraz ilerledikten sonra dar bir yerden geçip ilerledikten sonra alçak sürünme yaparak 10 m'lik bir ip inişinin başına geliyorsun. Bu sefer Sacha ile beraberim. Sıcaktan Oana ve Adina'yı bekleyemedik. Bu mağara hem çamurlu, hem guanolu (yarasa dışkısı) hem de çok güzel oluşumluydu. Makedonlar dübeli travertene çakmışlar ve diğer istasyondan gelen ipin boşluğunu 1 m filan bırakmışlar. Hemen dayanamadım, düğümü çözüp boşluğunu aldım ve indim. Arkamdan Sacha geldi. Aşağılara indik ve bir iki foto çektikten sonra yaklaşık 45 dk filan bekledik dışarı çıkabilmek için, habire mağaracı akıyordu ipten.

Sacha aşağıya inerken...


Dışarı çıktığımızda fark ettik ki, Adina ve Oana girmemişler. Mağaradan çıkıp hemen üstümüzü soyunabileceğimiz ev gibi bir yere geldik. Ahmet Sücüllü ile konuştuktan sonra 3.mağaraya gitmeyecek kadar tembelleştik. Bu arada ev dediğimiz yer meğersem Makedon mağara derneğinin eviymiş. Neyse güzelce orada  giyindikten sonra bizim HÜMAK'lı arkadaşlarla konuştuk. Yaklaşık 1 saat sonra Adina ve Oana geldi. Meğersem gitmeye üşendiğimiz mağara Makedonya'nın en güzel oluşumlarının olduğu mağaraymış. Neyse kısmetse bir daha ki sefere.

Döndükten sonra güzel bir duş ve hemen yemek yapmaya başladık. Bugünün yemeği makarna ve Romenlerin getirdiği hazır et karışımı yemek ve sosuydu. Fena değildi, eline sağlık Adina!

Akşam 9:00 gibi Makedon mağaracılar (aynı zamanda organizatörler) sunumlar olacak dediler. Bizde beklemeye başladık. Bu arada Balkan Fotoğraf yarışmasına katılan fotoğrafların sergisi açıldı. Güzel fotoğraflar vardı. Saat 9:30 oldu halan bir hareket yok. Slote'yle konuştuk dedi iptal oldu. Yok ya diyerek ben itiraz ettim ve biraz zorlamayla perde ve ses düzeni geldi. Önce ben Dağlı Kuylucu, Süha'nın 5 dakikalık videosunu gösterdim, ardından 5 dk'lık Düdenyayla kış ekspedisyonunu gösterdim. Oana ise LAOS etkinliğinin sunumunu yaptıktan sonra benim biraz gaz vermemle HÜMAK'lılar internet bağlantısıyla kendi sunumlarını yaptılar. En son 20 dk Düdenyayla videosunu seyrettikten sonra günü sonlandırmaya karar verdik.
Foto: Roxana, Üsküpte bir heykel, gün sonundaki halimi andırıyordu ve güzel bir foto, arada kaynasın istemedim :)

Yorulduk, mağaralar açıkçası beni çok açmadı ama idare etti.

Yazan Elif Usuloğlu (aşağısı)

Sabah uyanıp giyindikten sonra bahçedeki Romen arkadaşlarımızla buluştuk.Adina,Sacha ve Roxanne sağ olsun kahvaltıyı hazırlamışlardı.Onlar hemen hızlıca yiyip bir mağaraya girmek için hazırlandılar.Bende bütün günümü hotel de geçirdim.Onun için anlatacağım pek şey yok.Babamlar geldikten sonra Adina bize soslu makarna hazırladı.ELİNE SAĞLIK ADİNA:):)Akşam sunumlar olacaktı ama bazı kişiler gelmediği için olmadı.Sonunda babamın ısrarıyla ses sistemini getirdiler.Babam bir kaç tane video gösterdi.Oanna'da bir sunum yaptı.Ben bayağ yorgun olduğum için sunumlardan sonra yatmaya gittim.Akşam Türkler PARTİ vermiş sabaha kadar haberim olmadı.Yarın bir mağaraya gidiyoruz:)

1 Temmuz 2011 Cuma

Makedonya 5.gün (29.06.2011)

Sabah Tikveş gölünün kenarında kamp attığımız yerde uyandık.Güne sabah kahvaltısı ,kahve ve kimlerin göle gireceği konusunda konuşma ile başladı.Oradan bir kaç saatlik yoldan sonra bizim Ohrid yoluna düştük. Dağlarda fotoğraf çektikten sonra inip aşağıdaki küçük köyde durduk. 10 euro'ya pazarlık yapıp, 2 gündür yıkanmadığımız için sırf yıkanabilmek ve göle girdikten sonra temizlenebilmek için oda tuttuk. Hemen giyinip göle girdik. Ender, Oanna, Adina göle girdi, diğerleri seyretti.
Foto: Roxana Soreata; Tikveş gölü kenarındaki kamp yerimiz

Foto: Roxana Soreata; Nereye gideceğiz stresi !

Foto: Roxana Soreata; Sonunda beni dinleyip daha evvel gittiğimiz yoldan gidiyoruz. Göl kenarında dinlenirken

Foto: Roxana Soreata; Tikveş gölü, yüzülmeyecek kadar yeşil maddelerle dolu içi

Göle girmeden evvel restaurant yanından geçerken acayip güzel balık koktu ve herkes gölden çıktıktan sonra balık yemek istedi. Güzelce paklanıp, restaurantın yolunu tuttuk. 7 kişi için 2,6 kg'luluk alabalık (Trout; sanırım  alabalıktı) ısmarladık. Gelen salatalar ve acayip keskin sarımsaklı yağları sürüp sürüp yemeye başladık. Tabii ki balık geldiğinde bizde yiyecek yer kalmamıştı ama yine de kıtlıktan çıkmış gibi balığı da mideye indirdik. Güzelce yedikten sonra arabalara binip yolumuzun üzerindeki  'Bay of Bones' müzesine birde Romen arkadaşlarımız görsün diye durduk.

Foto: Roxana Roseata, Ohrid gölünde küçük köyün plajı
Foto: Roxana Roseata, Ben, Oana Adina yüzerken.


Foto: Roxana Roseata, siz hiç wetsuit giymiş balina gördünüz mü? 

Foto: Roxana Roseata, sonunda balina sahile vurdu..:))


Fotolar: Roxana Roseata, balığa hucüme ederken.


Görmediğimiz Romalı garnizonun yerini de gördükten sonra tekrar yola koyulup akşam saat 8:00'de Ohrid'e geldik. 1-1,5 saat sonra buluşmak üzere dağıldık. Elif'le beraber kafeye oturup bloga yazı yazdık. Daha sonra akşam 10.15 gibi yola koyulduk, kampa gelebilmek için.

Foto: Roxana Roseata, Ekip Ohrid'de.
Bir kere yolda yanıldıktan sonra kampa gelebildik saat 12:00'yi gösteriyordu ve maaşallah bütün Türk mağaracıların keyifleri yerinde, kafalar tütsülü :), herkes bir o yana bir bu yana kıvıra kıvıra dans ediyorlardı. Daha sonra öğrendik ki, 30'un üzerinde Türk mağaracı varmış. Maşallah. Türkiye'de bir geziye toplamaya kalksan, bu kadar adam toplanmaz bir araya.

Bugünlük bu kadar, bugün daha çok Adina, Roksana fotoğraf çektiği için fotoğraf elimizde yok. İnşallah yarına..




Yazan: Ender & Elif

ASPEG Yayınları

http://issuu.com/aspeg