6 Haziran 2014 Cuma

SEYDİŞEHİR-BOYNUZCU MAĞARASI
Bir ihbar-Bir Koruma Önerisi
Ender Usuloğlu

Kasım 2012 tarihinde Orman ve Su Bakanlığı Milli Parklar Müdürlüğü Mağara Koruma Biriminden Selim Erdoğan'ın telefonla ihbar etmesiyle bir anda kendimizi Aralık ayının soğuk ama bir o kadar da güzel bir gezisinde bulduk kendimizi. Eski BÜMAK'lı arkadaşımız Bülent Genç'in de "vaktim var bende gelirim" demesiyle, Antalya havalimanına inmemiz ve Bülent'in arabasıyla Seydişehir Taraşçı ilçesine doğru yola koyulmamız çok uzun sürmedi.

Taraşçı belediye başkanı Yasin Şahin bey sağolsun klasik misafirperverliğimizi gösterdi ve çadır ya da kamp atmak durumunda kalmadık. Kendilerine buradan çok teşekkür ederiz.

Boynuzcu mağarası, adını mevkiisinden almaktadır. Taraşcı'nın güneyine düşen dağların üstünde olan mağaraya iki tane avcı-rehberle gittik. Yerlerde kar olmasına rağmen yağmıyordu ama hava oldukça soğuktu. Çöküntü bir inişle, yaklaşık 7-8 m'lik, başlayan mağara iki ana kola ayrılıp devam etmektedir. İnişe göre sağdan devam eden kolda Kocainmağarasından sonra gördüğüm en büyük sütun oluşumlarına sahiptir. Yer yer 12 m'ye kadar ulaşmaktadır. Zemin traverten ve eski kuru kurnalarla kaplıdır. Diğer kol ise daha çok tavandan düşen birçok irili ufaklı kayalarla zemini kaplıdır.

Belli bir süre ölçüm, video ve fotoğraf kayıdı aldıktan sonra sabahın bir vakti (hala karanlık) titreye titreye mağaradan çıktık. Yavaş yavaş kar yağıyordu. Neyse çok debelenmeden izimizi bulduk ve dönüş yoluna geçtik. Arabalara yaklaşık 800 m yaklaşmıştık ki, inanılmaz hızda esen rüzgar, bizi neredeyse devirecekti. Bir hayli soğuk bir ortamdan olabildiğince hızlı bir şekilde otelimize ricat ettik. Ertesi sabah, kas ağrılarıyla beraber uyanıp, Taraşçı'nın yolunu tuttuk bir kere daha. Yasin bey, bir iki ihbar daha verdi ve bu sefer kendisi de bize katıldı. Dünden kalan rüzgar hız kesmemişti ve biz Taraşçı'yı gören bir dağın tepesine doğru ağır ağır tırmanmaya başlamıştık. Nihayet tepeye yakın bir yere geldiğimizde, başkanımız fellik fellik mağaranın ağzını aramaya koyuldu; bir iniyor bir çıkıyor ama mağara ağzını kardan göstermiyordu. Nihayet aramaktan vazgeçen başkan, bize bir obruk'un yerini gösterdi. Tam boğazda yer alan bu obruk'a Hakan ve Bülent girdiler ve döşediler. Ben ise kendimi "Yüzüklerin Efendisi"'indeki doğa manzaralı arasında Ardıç ağacının dibine sinmiş kah rüzgardan kah yandan kırbaç gibi vuran yağmurdan korumaya çalışıyordum. Yaklaşık 2 saat bekledikten sonra nihayet kafaları obruk'un ağzında gözükmüştü, artık benim gitme vaktim gelmişti.

Arabada onları bekledikten sonra bir hız Taraşçı'ya vardık ve gezinin özetini başkan ve meraklı köylülerle kahvehane'de paylaştık. Yörenin turizmle ilgisinin pek olmadığı ve mağaranın anayola uzaklığı sebebi ile mağaranın turizme açılmasının doğru olmayacağını söyledik. Yer yer kazılar görmüştük mağarada. Definecilerin boşa kürek salladığını ballandıra ballandıra anlattık ve hemen mağaranın alt tarafından milli park sınırının geçtiğini öğrendik.

Hemen Selim Erdoğan'a raporu ve haritayı yollayıp, Boynuzcu mağarasını korumak adına milli park sınırını mağarayı içine alacak şekilde, olabilirse tabi, sınırını kaydırma önerisini getirdik.

Mağarayı korumak adına yapabileceeğimizin en iyisini yapmıştık artık bundan sonrası resmi makamların elinde diye düşünerek, Gidengelmez dağlarının yanından manzarayı seyrede seyrede Antalya'ya geri döndük. Uzun zamandan beridir beraberce mağara yapmadığımız Bülent'le güzel bir haftasonu geçirmemiz çok hoşuma gitmişti.


Misafirperverliği için Yasin bey'e, Bülent Genç'e ve eşi Meltem'e çok teşekkürler.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

ASPEG Yayınları

http://issuu.com/aspeg