29 Haziran 2011 Çarşamba

Makedonya 3.gün (27.06.2011)


Evet, uzun bir aradan sonra tekrar yazma şansını elde ettik. Şu anda Ohrid'deyiz. 3.günümüzde de Ohrid'deydik. Sabah erkenden kalktıktan sonra nefis bir omlet ve kahve eşliğinde kahvaltımızı yaptıktan sonra, ayrılmadan önce hemen görmek istediğimiz bir kaç yeri görmek için hızlı bir arnavut kaldırımlı yoldan kaleye doğru çıkmaya başladık. Önümüze ilk gelen sol tarafta bir roma dönemi amfi tiyatro idi. Şehrin içinde :). Bu yoldan yukarı çıkarken kendimi Safranbolu'daymış gibi hissediyorum. Evler tamamen Türk izleri taşıyor. Amfi tiyatroya baktıktan sonra Maria Magdelana kilisesine gittik. Ufak şirin ve bakımlı bir kiliseydi. Burada Türk turist kafilesiyle karşılaştık. Bir iki freskleri çabucak inceledikten sonra soluğu, Balkanlarda ki ilk üniversite'nin kalıntılarında aldık. Bu üniversitede Kril alfabesini icat etmişler /bulmuşlar. Tepenin üstünde kalenin hemen yanında ormanlık bir arazinin dibinde güzel bir yerdi. O zamanlar laiklik diye bir kavram olmadığı için üniversitenin içindeki kiliseye de hızlıca baktık. Kale ilk makedonya kralının kalesi, bayağı bir yenilenmeden geçmiş. Şehrin hakim tepesinde olduğu için manzarayı içimize sindirip bir iki foto çektikten sonra hızlıca otele geldik ve yola koyulduk.


Allah aşkına Safranbolu'ya benzemiyor mu? :)
Ohrid'den Üsküp'e Romen mağaracı arkadaşlarımızla buluşmaya gidiyoruz ama önce Tetovo (Kalkandelen) 'da duracağız çünkü kitapta Bektaşi Tekke'sinin varlığını okudum. Mutlaka görmem lazım. Bir de dışı boyalı ve süslü cami varmış onu da görelim dedim.

Bu arada Ohrid konusunda son not: Evler gittilçe çok bakımlı , bahçeli ve gerçekten sevgi katarak meyve ağaçları ve çiçekler yetiştiriyorlar..Çok ama çok bayıldım.

Bir evin bahçesi. Hemen hemen hepsi böyle özentili..

Tetovo Kalkandelen ismini Osmanlılar yani biz koymuşuz. İsmi yerli ustaların kılıçları çok iyi yapmaları ve kuvvetli olduğu için çeliği, kalkan deliyormuş bizde bu ustaları onurlandırmak için "Kalkandelen" demişiz, Tetovo'ya. Valla 100-120 km hızla gittiğimizde 1-1,5 saat içinde oradaydık. Arada Oanna ile SMS'leşiyoruz geldiniz mi nerdeseniz gibilerinden?"..

Tetovo'ya girdiğimizde il göze çarpan bir sürü tük ismi, markaları ve lokantaları. Tetovo'nın çoğunluğunu Arnavut azınlık oluşturuyor. Makedonların da nur topu gibi Arnavut azınlık partisi var. Arnavut bayrağı görebiliyorsunuz bir çok yerde.

Yolumuzun üstünde ana cadde de süslü camiyi görüyoruz. Hemen bir yere park edip durduktan sonra içine giriyoruz (avluya). Evet ilginç bir cami ama bilgi alacak insan yok, bir iki kişi caminin dışında namaz kılıyordu. Bizde fotomuzu çekip, Bektaşi tekkesini aramaya koyulduk.



Yolda giderken, Elif'e Alevi-Bektaşiliği anlatmaya çalışıyorum. Neyse kapısına geldik. Dikkatimi çeken şey; Türk , Arnavut, Suudi (?) ve Bektaşi (yeşil zemin üzerine 12 köşeli yıldız) bayraklarının asılı olmasıydı. Bu makedonya'da uzun zamandan sonra açılan ilk Bektaşi Tekkesi ve müslümanları birbirine oynayarak içerde camii de açmışlar. Önce bahçede gezindikten sonra ilk önce dışardan güzel gözüken bir binaya girerken Arnavut müslüman bir adam selamladı bizi. Türk olduğumuzu duyunca, bir poh poh bir poh poh..Neyse cami olduğunu anladık. Adam hemen Bektaşileri kötüledi geri zekalı herif. Yerler içerler, namaz kılmazlar falan filan. İşte bu yüzden müslümanlar ve ülkeleri belini doğrultamıyor. Sana ne lan adamın nasıl Allah'a ulaştığından dedim içimden ve gülümseyerek dinledim nezaket uğruna. Yalandan bir dua ettik çıktık. Sonra Tekke'ye girdik. Tapuları yok etmek için 6 ay evvel birileri kundaklamış. Yeniden yapıyorlardı. Gene Türkçe konuşan Arnavut bir genç karşıladı bizi. Dedi; "Baba içerde, buyrun gelir, oturun dedi". Bizde ayakkabılarımızı çıkardık tam beklemeye başlarken çok sempatik bir adam geldi. Hoşgeldiniz'den sonra akıcı, hızlı bir Türkçe ile konuşmaya başladı bizle. Biraz kendimden ve kızımdan bahsettim. Bize Alevi-Bektaşiliği ve bu tekke'nin tarihçesini başından geçenleri anlattı. Çok muhabbet bir baba idi. Oğlum ALİ'ye özellikle selam söyledi :).

Kitaplardan birinde Peygamberin çizilmiş resmini gösterdi uzun muhabbetin arasında. Yemeğe buyur etti. Bizde mağara kampına geldiğimizden ve yola çıkmalıyız dan dem vurduk. Bir hatıra fotoğrafı çektirdik. Daah sonra Erenler meydanını gezdik ve yola çıktık.



Yola çıktıktan yarım saat sonra Üsküp'teydik. Bayağı geniş bir bulvar caddeden merkeze doğru yol aldık. Merkez inşaat halinde. Tam merkezi Aleksandır'ın atlı heykelini dikiyorlar. Bu heykel Yunanistan'la aralarında sorun olmuş.



SMS'leşmelerden sonra bir anda birileri arkadan bizi selamladı ve sarmaş dolaş olduk, Oana ve Adina ile. Ekibin geri kalanı ile tanıştık; Saşa, Roksan ve Ovi ile. 2 araba gelmişler. Benim kiraladığım arabayı bırakmam lazım, ufak bir atıştırmadan ve onları arabaları ile kaybedip tekrar bulduktan sonra nihayet arabayı bırakabildim. Diğer arabaya transfer olduktan sonra Adina'nın şöförlüğünde yola koyulduk. Adina'nın çalıştığı ve görmek istediği yerleri göreceğiz. Üsküp'ten yola çıktık ve ilk durağımız dünya'nın en eski gökyüzü gözlemevi gibi kullanılan bir kayalık'ta bulduk kendimizi.







Bu gözlemevi NASA tarafından onaylanmış. Neyse, buradan, "Stone Dolls" diye bir yere gideceğiz ama hava kararmaya başladı ve yol nispeten uzun. Devam ettik. Hava tam kararmaya başladı ve biz oradaydık. Neyse piknik alanı vardı ve kamp atmaya karar verdik. Ben tembelliğimden bri geceliğine çadır atmak istemedim, tahta bankların üzerinde uyuyalım dedim ELif'e. Elif, gözleri yaşlı annesiyle konuşmak istedi acaba neden? Neyse, dedim sen Oana'ların çadırında kal. Hemen morali yerine geldi. Yıldızlar çok güzel ve ben ısrar ediyorum dışarda yatmaya ama köpekler filan havlamaya başlayınca, dedim bu akşamlık kahraman olmayayım ve Ovi sağolsun çadırın da yer varmış bende oraya sığındım. İyi ki. Akşam yağmur yağdı :)

Yazan Elif Usuloğlu (aşağısı)


Sabah Villa Dea!da uyanıp sabaha bir omlet yiyerek başladık ben menüde pancake görünce onu da ısmarladım.Pancake geldiğinde ağazım açıkı kaldı üstünde fıstık serpilmiş içinde çikolata,nutella,bal ve muz vardı.Yedikten sonra içime bir enerji doldu ve sabah babamın gezmek istediği yerleri gezmeye gittik.İlk önce Roma döneminden kalmış amfi tiyatro çıktı.Sonra bir tane kiliseye girdik.Şirindi,şans eseri bir Türk grubuyla karşılaştık.Biraz yukarı çıktıktan sonra çoooooooooooooooooooooooook eski bir üniversitesinin kalıntılarını gördük oradan daha yukarıya yürüyünce kaleye vardık.Kaleden çook güzel manzara vardı.Fotoğraf koyamıyorum çünkü babam istediğim fotoğrafı koymuş:(.Kaleye doğru yürürken evlere baktım.Evler çiçekler yüzünden gözükmüyordu ama bir ev vardı.Evin bahçesinde eski bir atlı araba onun üstünde yanlarında pembe, mor,beyaz her renk vardı.:)Keşke bizim bahçede böyle olsaydı.
Üsküp'e Oanna ve arkadaşlarıyla buluşmaya giderken babamın isteği üzerine Tetovo(Kalkandelen)'e gittik.Orada bir süslü camiyi dolaştık oradan babam Bektaşi tekkesini aramaya koyuldu.Orada babam bana Aleviilik konusu anlattı,o kadar uzunduki kısaltmak gerekirse Aleviiler dualarını Türkçe okuyormuş...
Kısa kesmek zorundayım çünkü babam başımda 'hadi hızlı,hızlı ol' diyor.Diğer yanımda Oanna interneti kullanmak için bekliyor.Kampa vardığımızda internet bulabilirsem size Sasha'nın anısını anlattcam.O zamana kadar görüşürüz.:)

1 yorum:

  1. yarım saat hesaba girmek üzere google hesap ve şifrem,ayrıyeten benim normal email adresim filan sonunda girdim.3cü günü bile işaretledim.tebrikler çok güzel yazmışsınız.kazım dedenin babası mevlevi şeyhi imiş.onuda izmire gelince istemi amcandan sorup öğrenirsin.
    hepinizi sarı+kara ve ben çok öpeiz.3.7.2011-16:00
    ilter dede

    YanıtlaSil

ASPEG Yayınları

http://issuu.com/aspeg