10 Aralık 2010 Cuma

Postojna Mağarası - Yaklaşık 150 senedir turizme açık olan bir mağara !

Saat öğleden sonra 1:30-2:00 gibi Lubyanya indik. İtalya'ya gideceğiz ama önce mutlaka Postojna mağarasını ziyaret etmek istiyorum. Saat 3:00'de, son turistik ekibi içeri alacaklar ve sonra mağara kapanacak. Vakit kaybetmemek için 140 km hızla basıyorum Slovenya yollarında. Avrupa'ya katılmak yollara yaramış, kaymak gibi her yer, pırıl pırıl ve tertemiz.

Son 5 dakika kala, biletlerimizi alıyoruz. İlk dikkatimi çeken şey, mağaranın dışındaki çevre düzenlemesi ve alışveriş dükkanları ve yiyecek yeme yerlerinin bol bol oluşu. Çevre düzenlemesi çok güzel yapılmış, arabalar ve otobüsler için ayrı park yerleri, mağaraya giren suyun üzerinden çok güzel yapılmış bir köprü ve yeşillikler. Mağara canlıları için ayrı bir müzede sergileniyor ve ayrıca para ödüyorsunuz. Maalesef geç geldiğimiz için müze kapalıydı ama cam kapılarından baktığımda ilk gördüğüm çok güzel bir ayı iskeletiydi. Sanırım, epey bir şey kaçırdık diye düşünüyorum..İçim içimi yiyiyor ama yapacak bir şey yok maalesef.

Postojna mağarasına giriş merdivenleri

Sağ tarafta en son grubu görebilirsiniz. Tam arkamızdaki sanırım çook eski girişi..
Evet, sağ taraftaki görülen yerden gruba katılıyoruz ve hemen dikkatimi panolardaki uyarı işaretleri çekiyor ve çok hoşumuza gidiyor..Ee, tabii hemen fotoğrafını çekiyoruz ve sizlerle paylaşıyoruz.

Uyarı yazıları..

Postojna mağarasının eski hali..

uyarı yazıları..devam.
Tren için sıra bekliyoruz, bu sırada bende size mağaranın tarihçesinden biraz bahsedeyim. Postojna mağarası 1818 yılında köylüler tarafından bulunuyor ve 1819 yılında hemen turizme açılıyor. O zamandan beridir, 33 milyondan fazla bu mağaraya turistik ziyaret amacıyla insan geliyor. Aslında bu mağaraya ilk girildiği tarih olarak 1213 yılını bulabilirsiniz. 1819 yılında ilk aydınlatma yapılıyor ve Habsburg prensi Ferdinand sanırım ilk soylu ziyaretçi. 1872 yılında, mağaranın içine tren yolu yapılır. Dünya'da bir ilk. Bizde bu trenin 2010 versiyonunu bekliyoruz. Beklerken ben devam edeyim. 1884 yılında ilk elektrikli aydınlatma yapılıyor. Dünya'da ikinci. Birçok modernleşmeden sonra 1965 yılında 4. Speleoloji Sempozyumu, bu mağara da Kongre Salonu denen yerde (video'da tavanından sarkan avizeli salon) yapılıyor. Çok havalı. Mağaranın ziyaret edilebilir son kısmında ise 10.000 kişilik konser salonu var. Kesinlikle çok havalı.

Yavaş yavaş tren hareket ediyor. Oturduğumuz sıralar ıslak. Tavandan damlayan sular ıslatıyor. Aşağıdaki bağlantıdan mağara içinde seyahati izleyebilirsiniz.


Parlak olan yerlerde diller yazıyor ona göre orada toplanıyorsunuz
Tren yaklaşık 5 dakika gittikten sonra, durdu ve büyükçe bir salonda ki çok güzel sarkıtlar ve dikitler vardı. Herkes anladığı dile göre sıralandı. Rehberlerimiz, Slovence, İtalyanca, İngilizce ve Almanca konuşabiliyordu. Biz İngilizce konuşan rehberi takip ettik. Toplam grup herhalde 50-60 kişi filan kadardı ve bizden başka Türklerde vardı :) ama her grubun başında rehber vardı. Neyse rehberimiz anlattı biz yürüye yürüye seyrettik. İtiraf etmeliyim, ilk girişte yaklaşık 200-300 m içerde tavanlar ve oluşumlar son derece kirlenmiş (1800'lü yıllarda meşaleler ve diğer aydınlatmalardan dolayı ve bir sürü insan isim yazmış) ama onun haricinde ben daha bu kadar güzel oluşumları olan başka bir mağara daha görmedim (Kitapta, Lechugilla mağarası hariç :). Gerçekten çok güzel bir mağara ve tarihçesi var. Etraftaki mağaraları birleştirmek için tüneller kazmışlar, savaş mahkumu Rus askerlerin yaptıkları köprüler, Almanların stok ettikleri yakıtları havaya uçurmak için partizanların, mağaranın bir başından öbür ucuna tam karanlıkta gidip havaya uçurmalarına benzer birçok hikaye var mağarayla ilgili. Ben tabii bu arada zemini ve korkulukları tetkik ediyorum. Beton özel bir beton, kaymayı engelleyecek şekilde ince kumdan yapılmış. Vallahi onların yalancısıyım. korkuluklarda enteresan bir malzeme kullanılmış, kesinlikle paslanmıyor ve paslanmaya karşı dayanıklı.


güzelliklerden sadece birkaçı..

güzelliklerin devamı..
 Ehh, durur muyuz, Canan beni dürtüyor, rehbere soralım, bir iki kişinin ismini alalım diyor temasa geçmek için. Rehber'le koyu bir muhabbet koyuyorum. Mağaracı olduğumu öğrenir öğrenmez hemen işbirliğine girelim çok iyi olur filan diyor. Eşinin mağaranın sorumlusu olduğunu söylüyor ve herşeyi onunla paylaşabileceğimizi söyleyerek, trene bineceğimiz yere geliyoruz. Tabii ki hemen e posta adreslerini alıyorum. N'olur n'olmaz, Türkiye'de herkes mağaraları turizme açmaya meraklı bari uzmanlarından bir şeyler öğrenirsek düzgün açmalarına yardımcı olabiliriz. Ne de olsa 150 yıllık deneyim var yararlanmak lazım. Buradan
hemen bizim mağaraları turizme açmak için ne kadar meraklı olduğumuz lütfen çıkartılmasın. Turizme açılmasını önleyemediğimiz mağaraların bari koruyarak açalım endişesi taşıyoruz o kadar.

Yürüme parkurunun sonuna doğru, daha evvelden bahsettiğim konser vermek amacıyla kullanılan salona gelmeden önce büyükçe bir akvaryumun içinde "Proteus Vivarium" yani kısacası semenderi teşhir ediyorlar. Bunca mağaracılık hayatımda ilk defa bu kadar büyük bir troglobiti gözlerimle gördüm. Oh be sağolasın tanrım. İnanılmaz bir şey gerçekten.

Metin, anacım topumu bulamadım ama ben senin semenderi buldum. Gözünü seveyim sende benim topumu bul, rahata erelim :))

E posta adreslerini aldık ve trene bindik gene. Geriye doğru gidiyoruz. Geldiğimiz yere döneceğiz zannederken, mağara bize gene müthiş bir sürpriz yapıyor ve 20-30 metre yukarıdan ve duvar kenarından büyük bir salonun içinde geniş bir yeraltı nehrinin yanında bitiyor gezimiz. Trenden indikten sonra durup bu muhteşem galeriye bakıyorum. Büyük bir nehir karanlık bir delikten gelip şelaleler yaparak iniyor ve gene kayıplara karışıyor, bizde 20-30 m yukarıdan bunu seyrediyoruz. Vallahi çok güzeldi.



Mağaradan çıktık..Hafif güneş batmaya başladı ve gökyüzü sarımtırak, kırmızımsı renklere büründü. Çok güzel ama bizim de vaktimiz kalmadı. İtalya Dolomitleri bizi bekler. Arabamıza koyulduk ve bastık gaza. Akşamın bir vakti İtalya'ya girdik ama ne gümrükçü ve polis ne kontrol hiçbir şey yok. Sınırlar kalkmış.
Bir otoban'a girdik ve gittik..Postojna'nın tadı damaklarımızda kalarak.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

ASPEG Yayınları

http://issuu.com/aspeg