4 Temmuz 2011 Pazartesi

Makedonya 8.gün (02.07.2010)

Evet sabah kalktık yine bahçede yağmurun altında kahvaltımızı ettikten sonra artık yatay mağaralardan çok sıkıldığım için dün Mekadonlara dikey bir mağara yok mu diyerek organizasyon dışı bir dikey mağara istedik. Bizim Anıl ve Cem'de dikey istiyordu. Neyse, sabah iki tane dolin yaklaşık -50-60 m'lik inişleri olan iki tane mağaranın GPS koordinatlarını ve 1/50.000 coğrafi harita çıktılarını alarak yola çıktık. Arkadan Makedonlarla Anıl ve Cem gelecek ama biraz daha geç bir saatte. Bizim ekip klasik, Sopi ailesi (Adi, Mihaela, Yuanna, Carla, Kosmim), Adina, Ivan ve ben. Programımız önce dikeylere girip ondan sonra Makedonya'nın en büyük ağızlı Peşna mağarasına gitmek. Yola çıktık.

Dolinler, bir dağın yamaçlarında olduğu için tek arabalık asfalt yolda belli bir süre ilerledikten sonra arabayı bırakıp, yürümeye başladık. Eski orman yolundan ilerleyip, yolun iki tarafını "Jungle gibi" kapatan ağaçların (sanırım çoğu odunluk meşelik) arasından geçip tepeye tırmanacağız. Orman yolunda ilerlerken çok güzel çiçekler gördük; hemen hemen her renkte vardı. Yan taraftan üstü çıplak (çimenle kaplı) tepeye çıkabilmek için yol aramaya başladık ama nafile. Ben ufak bir boşluk gördüm ve daldım oradan. Meşe ağaçlarının altında ise dikenli dikensiz bir sürü orman altı bitki örtüsü vardı. Neyse yara yara bir şekilde açık alandan tatlı bir eğimle tırmanışa geçtik, geçtik ama güneşte beynimizde boza pişiriyor sanki. Acayip terleyerek tırmandık tırmandık. Açık arazi dediğimde sizi yanıltmasın bu arada. Dizinize kadar büyüyen otlar arasında ve otların dibinde boşlukta duran kireçtaşları var yani rahatlıkla ayak bileğinizi burkabilir veya kırabilirsiniz. En tepeye çıktık ama imanımızda gevredi işin açığı. Birde gençler susuz kaldığı için onları arkada bırakıp, dolini bulabilmek için ben, Adi ve Ivan haritada ve GPS'in gösterdiği yerlere doğru taramaya başladık. Önce ben elimde hiçbir şey yokken bir indim çıktım tepeleri, dolin yakındır bulurum diye. Olmadı. Geri geldim, GPS ve Haritayı aldım, sonra Ivan'la beraber başladık ilerlemeye. Git git git bir hayli (yaklaşık 600-700 m ine çıka bu arazide) gittikten sonra nihayet bulduk. Bu arada Ivan, Hasköy Bulgaristan'dan mağaracı. O da dikey mağaraya gelmek istiyordu ona da gel dedik. Dolin, bu arada İngilizce bir terim, Türkçesi Obruk. Obruklar genelde dikeyi olan boru gibi inen boşluklar. Bu arada niye Dolin lafını kullanıyorum ki? :)

Tekrar geri geldik ve obruğu bulduğumuzu söyledik. Ekip biraz uflana puflana ilerledi ve obruğun yanına vardık. Hemen Adi ile ipi nasıl döşeriz diye konuşup bir hat belirledik. O sırada Mikaela, Adi'nin eşi, giyindi ve hattı döşemek için ipe girdi. Çok güzeldi ve çok hoşuma gitti. Kızı, kendisi ve eşi mağaracı ve eşi döşeme yapıyor :) Bu arada Mikaela, yemek pişirmesini bilmiyormuş. Valla ben onun yalancısıyım.

Neyse, döşemeye başladı ki, diğer ekip geldi. 2 Makedon'la, Anıl, Cem ve ANÜMAB'tan Alper ve Emre geldiler. İkinci bir hattı döşesek mi döşemesek mi muhabbeti esnasında, Adi eşi'nin yanına inmiş ve boş verin tek hat kalsın oradan herkes insin çıksın dedi ve bir de acayip taş var boşta, taş düşebilir dikkat etmek lazım dedi. Bende o sırada kotun üzerine SRT malzememi giyinmiş "acaba insen mi inmesem mi?" diye kendi kendime düşünürken (çok yorulmuştum git gel obruğu bulana kadar) Adi sende in filan dedi. Arada Mikeal'e dan sonra ANÜMAB'tan Alper ve Emre inişe başladı. İniş'te ilk önce bir saptırma var (kayaya sürtmesin diye ip) sonra bir doğal istasyon sonra bir doğal istasyon daha ve en sonrada bir saptırma daha var ve obruğun dibine iniyorsun. Alper ve Emre iniştelerken, Ivan hazırlandı ve Alper ilk doğal'ı geçtiği için inişe başladı ve başlamasıyla bağırması bir oldu. Koca bir kayayı yerinden oynatmıştı ve kaya direk Alper, Emre ve Mikaela'nın üstüne düştü.

Alper ve Emre Allah'tan kayaya yapışmış ve birisinin bayağı bir yakınından geçmiş, Mikaela'da sanırım tecrübeli olduğu için hemen saklanmış. Büyük bir gürültü ile kaya aşağıya düştü. Ben dahil olmak üzere Adi hemen aşağıya bağırdı. O Romence bağırıyor ben Türkçe. Neyse ki, herkes iyiydi. Koca bir off dedikten sonra Ivan inişe devam etti ama aradan 10 sn geçmedi "Oh my god" diye bir çığlık geldi. Ivan, düşen taşın ipi koparttığını söyledi. Neredeyse....içteki kılıftan 2 tanesi kalmış ve tam desandörün ucundan geçerken gördüğü için heyecanlanıp bağırmış. Adi'ye söyleyince Adi önce bir telaşlandı (kendisi kurtarma da tecrübeli ve Romen Kurtarma Ekibinde yer alıyor). Ben devreye girip dedim dur sakin ol ben zaten giyinikim ben iner hattı değiştiririm dedim. Ivan'a bağırdım çıkması için. Ivan bir şekilde yukarı geldi ama beti benzi atmıştı zavallı'nın. Neyse onu yukarı aldıktan sonra ben 80 m'lik tek bir ipin ucunu aldım ve o sırada hazır olan Anıl'a ben iniyorum hattı söker düzeltirim sonra gençleri aramıza alırız, en son sen gelirsin dedim. Ok'leştikten sonra ben inmeye başladım. Hattı değiştirmeye başladım. İpin koptuğu yere Ivan bir düğüm atmış. Evet gerçekten bende 22 yıllık mağaracılık hayatımda böyle kopan bir ip ne gördüm ne işittim. İpin kopma noktasında bir sürü taşlar vardı ufak bir ayak darbesi ile inebilecek aşağıya. Adi'ye bağırdım. Taşları temizliyorum panik yapmayın diye. Aşağıya da aynı şekilde bağırıp korunaklı bir yere geçmelerini söyledim. Taşları temizledim, aşağıya inmeye devam ettim ve döşemeleri değiştirdim. Birazda ortam sakinleşsin diye ıslık çala çala indim. Neyse en son saptırmadan sonra aşağıya geldim. İlk döşenen hatta 2-3 tane ip vardı. Zedelenen ipi Anıl yukarı çekti, alttakini aşağıya indirdim, Mikaela çantaya soktu ve yukarı çıkarttı. Ben Alper ve Emre biraz muhabbet ettikten sonra artık taşlar temizlendiği için hatta 2-3 kiş aynı anda girebileceğini düşünerek, arkadan Alper ve Emre çıkışa geçti. Ben t şirtle inmiştim. Aşağıdaki soğuk hava iyi geldi :)

Daha sonra Anıl geldi. Gençler ve Ivan korktuğu için inmek istememişler. Daha evvelden Anıl'la anlaştığımız gibi Anıl arkada kalıp bütün hattaki ipi toplayacak. O yüzden bende çıkışa geçtim.

Anıl'da ipi topladıktan sonra, Adi'nin bize ip üstünde dyneema'nın faydalarını anlatan 10 dakikalık sunumundan sonra toplanıp yola çıktık. Artık tekrar tepeye tırmanmadan yandan aynı yükseklikte ilerleyip, aşağı ineceğiz. İneceğiz de ben yoruldum ve dize kadar gelen otların içinde oynak taşlara basmadan ilerlemek resmen beceri isteyen bir iş. Bir iki defa kayıp düşüyordum neredeyse.

Makedonlar önde biz arkada, bizi bir "jungle" a soktular.Aman aman, yolu saptırarak. Her tarafım çizik içinde kaldı. İlerlemesi gerçekten zor bir parkur. Makedon'da wellcome to European Jungle filan deyip duruyor. Sinirlendim.

En nihayet asfaltı bulduk ama perişan haldeyiz susuzluktan. Yanımıza çok az su almışız. Hemen minibüs'e gidip içecek ve yiyecek bir şeyler bulup ağzımıza tıkıştırdık.

Ha, bu arada Adi'nin kızı Yunanna'nın Elif otel'de kalmakla en iyi işi yaptı demesini yazmadan geçemeyeceğim :)

Biraz rahatladıktan sonra Peşna mağarasından çıkan suyun battığı düden'e gittik. Kendimi Karadeniz'de sandım. Boyum kadar kalabakların içinden geçip düden'in ağzından baktık ve geri döndük. Dönüş yolunda çeşme başında mola vermek çok ama çok iyi geldi.

Israrla Peşna'ya gitmekte kararlıyız. Allah'tan yolumuzun üzerinde. Peşna, yaklaşık 40 m'lik büyük ağzı olan ve içinde çöküntü kayaların altında sızan dereli bir mağara. Etkileyici bir görüntüsü var ama gitme zamanı geldi geçiyor bile. Ekip, bol bol foto çektikten sonra arabaya atlayıp geriye döndü.

Bu akşam kampın son günü, Makedonlar yemek ve parti hazırlamış bizim için. İçeri girdiğimizde herkes masalara doluşmuş ve biz perişan halde içeri girdiğimizde Elif bizi buldu. Duş alıp hemen aşağıya indim. masalarımıza oturduk. Deli gibi açız ve masada sadece salata, rakıya ve şaraplar var. Dayanadım yarım bardak şarap içtim. Bu arada bir sürü konuşmalar ve alkışlar gırla gidiyor ama yemek yok ortalıkta. Herkese önüne gelene sertifika verdiler. Balkan foto yarışması sonuçları açıklandı, kazananlar tebrik edildi. Benim artık gözüm dönmüştü ve başladım salatadan yemeye. Nihayet seremoniler bittiğinde yemeği dağıtmaya başladılar, Allahım bu anı bekliyorum ama bu ne? ! yemek buz gibi. Gelen köfte, sosis, tavuk kızartmaları hepsi buz gibi. Bakıyorum kimseden reaksiyon yok. İşte mağaracı ruhu bu galiba. Sorgulama önüne ne geliyorsa ye!. Rahat insanız vesselam. Bizde sorgulamadık ve yedik.

Yemekle beraber canlı müzik başladı ve tabii ki de partide. Ben biraz kendime geldikten sonra bizim Romenleri ve Elif'i dansa kaldırıp dans ettik. Acayip gır gır şamata oldu. 2 saat fila dans edildi. Günün sonuna doğru Türk ekibinden folklorik kıyafetleri giyen 2 bayan arkadaşımızda güzel bir gösteri yaptı. Çok hoşuma gitti. Saatim 12:00'yi gösteriyordu ve perişan haldeydim artık iflas ettim ve yattım.

Çok güzel fotoğraflar var ama daha sonra yükleyeceğim. Çok hızlı bir şekilde havalimanında yazıyorum ve uçağımız kalkacak.

Kampın son günü olduğu için yarın erkenden kalkıp Üsküp'e gideceğiz. Romen arkadaşımıza ne kadar ısrar etsemde otobüs var biz gideriz diye "hayatta olmaz" muhabettinden dolayı beraber dönüyoruz. Ekip ruhu :)

Yarın Üsküp'te Elif'le beraberiz.

Bütün Balkanlarda bilinen bir kelimeyi tekrarlayarak kampı kapatalım. Önümüzdeki yıl kamp, Slovenya'da olacak.

HAYDE !



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

ASPEG Yayınları

http://issuu.com/aspeg