Kayıtlar

EL ALEM NASIL YAPIYOR, NE YAPIYOR?

Mayıs 2017 tarihinde yeşil kart çıktığını haberini aldıktan sonra ekim 2017 gibi Amerika maceramız başladı. Nerede yaşayacağımıza karar verip yerleşik düzene geçtikten sonra, tabii ki doğal olarak rahat duramadım. Burada da, yani seçtiğimiz şehir Boston'da, mağaracıları bulmam lazımdı ve şansıma NSS'e (Amerika Mağaracılık Federasyonu) bağlı en eski gruplarından Boston Grotto ile tanıştım. İlk toplantılarına katıldığımda itiraf etmem lazım, acayip sıkılmıştım, hoş hala sıkılıyorum ama toplantı düzenleri bu şekilde ve bunu düzeltmek için yapabileceğim çok bir şey yok maalesef. Yavaş yavaş mağaralara gidip geldikçe ve Morca'ya onlardan katılım oldukça arkadaşlığımız derinleşti, muhabbetimiz arttı, muhabbetlerden de bayağı bilgi edinmeye başladım. Tabii bu arada gene rahat duramadığım için NSS'e ve CFR (Cave Foundation Research), devlet (eyalet değil) yani federatif topraklar üzerinde bulunan mağaraları araştırmak için izne sahip tek derneğe de üye olarak, yavaş yavaş sist...

ASPEG`IN 10. YILI

Resim
Evde elimde telefon, salonda yazdığım bir kağıttan yeni mağara grup isimlerini Ali Yamaç'a okuyorum. "................grubu, anadolu speleoloji grubu" gibi iki üç tane isim saydıktan sonra Anadolu Speleoloji Grubu olsun diyerek, grubun isminde karar kıldık. Sırf bazı arkadaşlarımızı kırmamak, Boğaziçi Üniversitesi Mağara Araştırma Kulübü'nün ismine benzesin diye ısrar edenlere ve Boğaziçi Uluslararası Mağara Araştırma Derneği ismine bir şey dememiştik, amacımız ise bir şekilde dernek olalım ve dernek çatısı altında mağaracılık yapmak olduğu için çok fazla takılmamıştık. Yine de ASPEG isimle, grubumuz en azından isim olarak daha kapsayıcı olmuştu ve açıkcası memnun olmuştum. Telefonu kapadım ve ister istemez ileriyi düşünmeye başladım. BUMAD'dan ayrılalı daha yeni olmuştu, yeni bir grup kurmaktaydık. Kendi kendime acaba 5. yılı, 10. yılı. 15.yıllarını görebilecek miydik? o kadar yaşatabilecek miydik acaba?. Ne de olsa BÜMAK'ta başkan iken, 15.yılını organize...

DERNEK ARAÇ MAĞARACILIK AMAÇ

Neredeyse sadece birkaç yıl ara verdiğim mağaracılıkta yaklaşık 28 yıl geçti. Boğaziçi Üniversitesi Mağara Araştırma Kulübündeyken birçok kere yapmak istediğim etkinlikleri veya bilimsel çalışmaları yapamadık: Ya zaman veya fırsat olmadı ya önümüze engeller sürüldü, psikolojik bariyerler ya da bilimsel çalışmaları yapacak uzman kişiler yoktu aramızda dolayısıyla üniversitede. Boğaziçinde yerbilimleri yoktu (jeoloji, hidrojeoloji v.b.) veya biyoloji, ki burada eğitim alan mağaracı olsun aramızda maalesef yoktu ve bizde BÜMAK'ta bilimsellik adına rapor ve haritada kalıyorduk çoğu kez. Diğer yapmadığımız etkinliklerde de illa birileri bir bahane buluyordu. Mesela, Taşeli'ni karlı zamanda görmek istiyordum, kaç defa gidelim desem de kimse gelmedi. Yine Sorkun mağarası, Kastamonu'da, soru işaretli yan kolu, bakar bakar, ya buraya gidelim derdim şuradan bir inelim başka bir yere gidiyordur belki derdim, bana mağaranın ne kadar zor ve sulu şartlar altında döşendiğinden bahsedili...

MAĞARACILIKTA ETKİNLİK DÜZENLEMENİN DAYANILMAZ AĞIRLIĞI

Doğa sporu olan mağaracılık bence ameleliği en çok olan, uzun saatler karanlık, soğuk, nemli ortamlarda yani insan yaşamına yabancı ve bir nevi düşman bir ortamda geçen bir spordur. Keşfetmenin hazzı ve bilimsel çalışmalara yataklık etmesi en olumlu tarafıdır bu sporun. Bununla birlikte, her doğa sporunda olduğu gibi doğadasınız ve doğayla mücadele ettiğimizi sanıyoruz ama biz sadece ve sadece kendimizle savaşıyoruz. Bunu yaparken de ister istemez risk alıyoruz. Doğa'da olmanın getirdiği risklerin yanında biz mağaracıların keşif için aldığı riskler var. Eğer keşfe yönelik bir mağaracılık yapıyorsanız zaten keşfetmenin risk taşıdığını kabul etmek durumunda veya farkında olmanız lazımdır. Riski sıfırlamak veya bertaraf etmek diye bir olasılık düşüktür ya da yoktur. Uzun yıllardan beridir hem birçok insanı mağaracılıkla tanıştırmış, eğitmiş ve neredeyse sayısını unuttuğum etkinlik düzenlediğim için, "risk'e" belli kendi tecrübemle bakıyorum. Etkinlik düzenlemek, o...

GÜNÜMÜZ POLİTİK JARGON'UN EN KÜÇÜK TOPLUMSAL OLUŞUMLARDAN OLAN DOĞASPORLARI DERNEĞİNDEKİ İZDÜŞÜMÜ

İnsanoğlu çok garip maalesef. 20 yıldır tanıdığın ve arkadaş bellediğin kişi(ler) veya tanıdığın sandığın kişiler, ki bu kişiler eğitim düzeyleri yüksek olan, toplumun belli bir kesiminden gelen, varlıklı, hatta bazılarımızın azınlık diyebileceğimiz bir toplumdan gelip, günümüze hakim olan politik jargonu ve bu jargonu kullananlardan son derece haz etmeyen kişiler olup, gün gelip kendilerini ifade etmek için karşısındakine, bıraktım dost lafını çünkü dost kelimesi ağırlığı olan bir kelime, arkadaşlarına karşı kullansın. İnsanoğlu gerçekten çok garip. Durum bu olunca aslında Türkiye'nin makro boyutunda bu halinden de şikayet etmeye hakkımız kalmıyor. Eğitim düzeyi yüksek insanlar bu şekilde, bu politik jargonları sırf karşısındaki insanlara karşı bu derece rahatlıkla kullanabiliyorsa, geride kalan halkın durumuna kızmamak lazım. Kızmaya hakkımız kalmıyor. İşin diğer enteresan tarafı, politikaya soyunan insanların aslında ne derece önemli bir iş yaptığını, kullandık...

BEN: MAĞARACI OLARAK ENDER USULOĞLU

Güzel bir laf vardır. "Adın çıkmış dokuza, inmez sekize" diye benim için söylenmiş laftır. Mağaracılığa BÜMAK'ta başladığımda bizim Osman başkan, bende YK'da başkan yardımcısı iken, bir gün Osman Amerika'ya benzin istasyonunda pompacı ! olarak çalışmaya gitti, haliyle başkan olarak BÜMAK'ın idaresi bana kaldı. Zamanımın çoğunu, derslere de çalışmak dahil, kulüp odasında geçirdiğim için dolapları ve eski dokümanları bayağı bir karıştırırdım. Eski siyah beyaz fotoğraflara baktığımda, derneğin 10.yılında yapılmış bir mağaracılık sergisi fotoğrafından ilham alıp 15. yılda sergi açmak için YK'yı ve çevremdeki arkadaşları "gaza getirip" çalışmaya başladık. Sabah 2 'lere kadar sergiyi açmak için uğraştığımızı hatırlıyorum, arkasından 15.yıl yemeğini düzenlemek için koşturduk. YK'daki ilk toplantıda ilk damgamı yedim: "diktatör". İnsanları bir şeylerle suçlamak ne kadar kolay. Ortaya güzel bir şeyler oluşturmak için hep beraber uğr...

YabanTV Röportaj

Resim

NASIL MAĞARACI OLDUM?

Resim
Bir subay çocuğu olarak hayatım çoğunluğu ya askeri sitelerde ya da askeri kamplarda geçiyordu. 1984 yılında, İzmir’de ki İstihkam lojmanlarında otururken üniversite imtihanlarına hazırlanıyordum. Günlerden bir gün sitede oturan bir kız arkadaşımdan okuduğu Boğaziçi Üniversitesi’nin bir kartpostalı geldi. “Hamlin Hall” diye adlandırılan 1.Erkek yurdu ile “sosyete kantin” diye sonradan adını öğrendiğim kantinin köşesinin bir fotoğrafı idi. Fotoğraf sarmaşıklarla bezenmiş bir bina köşesi ve pencerelerden oluşuyordu. Çok hoşuma gitmişti fotoğraf. Baktıkça içimden “hangi bölüm olursa olsun” mutlaka Boğaziçi’nde okumam lazım dedim kendi kendime. Aradan aylar geçmiş ve Boğaziçindeyim, okumaya başlamıştım. Bu okulun havası farklıydı. Bir kere rahat ve özgürdü. Hemen her üniversitede öğrenci olayları olurken burada yapılanlarla kıyaslandığında Boğaziçindeki öğrenci hareketleri devede kulak kalıyordu. Bende ortama yavaş yavaş ısınmaya başlamıştım. Öğrencilerin kendilerini ifade edebilecek...

BİR KAZAZEDEYE MÜDAHALE ETME VE ARDINDAN MAĞARAYA GİRME PSİKOLOJİSİ

Tam bir yıl öncesinde takvime işaretlediğimiz ve ASPEG'in son yıllarda bulduğu ve araştırdığı derin mağara adayımız Yarık Düdeni için temmuz 2015'de Sivastı Yaylasındayız. Yarık düdeni'ni 2006 yılında başka bir yaylada araştırdığımız Macar düdeni etkinliği esnasında bulmuştuk. Bulmuştuk ama bu mağaraya ilk iple girme fırsatını tam 5 yıl sonra 2011'de Taşeli bölgesinde yaptığımız etkinlik esnasında kalan son 2 günde yaptık. 2011 Kasım ayında yayla'ya vardığımızda köylüler sahile inmişti bizde bir aşağı yaylanın ismini vermiştik düdene. Ekmelen. 2014 Ekim'de ufak bir grupla gelene kadar, Yarık düdenin ismi Ekmelen olarak kaldı sonra köylülerden ismini öğrenince, Yarık düdeni demeye başladık. Köylülerin isim verme şeklide enteresan. Düden fay çatlağında oluştuğu ve girişin son kısmında yüksek dar ve kanyon gibi bir giriş olduğu için hakikaten, yer yarılmış gibi. Bildiğin yarık. Bu sefer, DEUMAK ve AKÜMAK'tan mağaracı arkadaşlarla 10 kişiyiz. Yarık düdeni -...

MAĞARACILIK DERNEKLERİNDE KURUMSALLAŞMA

Sonda söyleyeceğimi baştan söyleyerek başlayayım. Kurumsallaşma, paranın yani sermayenin ortaklar için azami artırılması, sermaye/para akışının kontrol edilmesinden (yani birilerinin gayri yollardan el koymaması, çalmaması) başka bir hizmete yaramaz. Yıllardır yabancı şirketlerde çalıştıktan sonra gördüğüm budur. Mesela, herkesin bir görev tanımı vardır, çalışanlar arasında performans geri bildirim vardır, İSO belgeleri vardır, 6 sigma pratikleri vardır, kalite kontrol ve güvence pratikleri vardır, belli endüstrilerde en iyi kıyaslamalar vardır mesela: Fabrikalarda, normal bakım, yatırım toplamının %3'nü geçmemelidir. Bunların hepsi, insanların verimli çalışması dolayısıyla maliyetlerin azaltılması ve nihayet, gerçekleşen karın fazlalaştırılması içindir. Kurumsallaşma, sermayedarın, rekabetçi kalmasını ve büyüyen/büyük şirketlerindeki paranın kontrolünü kolaylaştırır. Genelde küçük şirketlerde kurumsallaşmaya çok önem verilmez zaten patron işin başındadır, parayı kontrol eder ...

GARNEVERDİ CEMİYETİ

Resim
GARNEVERDİ CEMİYETİ Başlığı farsça attım, İran'lı dostlarımıza atfen. Garneverdi, farsça mağaracı demek. Kuhneverdi ise dağcı demekmiş, bizde son gezimizde öğrenmiş olduk. İran'daki sohbet ve eğitim esnasında öğrendiğimiz bilgileri sizinle paylaşıp, Türkiye ile kıyas yaparak, en iyileri kim, nasıl yapıyor, nasıl kendimiz bu iyi yapılan becerileri/tecrübeleri alabiliriz, onu sorgulamamız gerektiğine inanıyorum. İnsan kendi yaptıklarını birileriyle kıyaslamazsa, ne derece iyi ya da kötü yapıyor, kendi seviyesini belirlemekte zorlanırsa, gelişim yavaşlar veya durur. Örgütlenme İran'da yaklaşık 1320 kişi temel mağaracılık eğitimi almış. Bunların büyük çoğunluğu belki de hepsinin başka doğa sporlarına ilgileri var ve yapıyorlar. Öncelikle tabii ki dağcılık, trekking, buz tırmanışı, kanyon geçişi ve kaya tırmanmayı sayabiliriz. Birçoğunda altyapı olarak doğa sporu, kanımca biraz kültürden birazda baskı rejiminin yarattığı bir özgürlük sibopu olarak görmekteyim. Ki...