<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-6764553475384246459</id><updated>2011-11-30T16:58:05.583+02:00</updated><category term='Turizm'/><category term='Turizm Stratejisi 2023'/><category term='caving'/><category term='yeraltı'/><category term='turistik mağaralar'/><category term='MTA'/><category term='dünya'/><category term='aspeg'/><category term='kültürler'/><category term='bilim'/><category term='yeraltı tanrıları'/><category term='bilimsellik'/><category term='turizme açılmış mağaralar'/><category term='mağaracılık'/><category term='mağara'/><category term='bümak'/><category term='mağaralar'/><category term='düdenyayla'/><category term='cavers union'/><category term='BSU kampı'/><title type='text'>Ender Usuloğlu</title><subtitle type='html'>Mağaracılık, mağara fotoğrafları ve mağara ile ilgili yazılar ve anılar</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Ender Usuloğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03660387316559632800</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/SV9GlMF4OsI/AAAAAAAAAAY/xaJdc4OeCXA/S220/DSC_0272.JPG'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>53</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6764553475384246459.post-4961088045760750241</id><published>2011-11-30T16:07:00.000+02:00</published><updated>2011-11-30T16:07:43.824+02:00</updated><title type='text'>İlk Düdenyayla Gezim /29 Ekim 1990</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;Düdenyayla Düdeni'nin bende yeri ayrıdır. En sevdiğim mağaralardan biridir. Zordur, kolay kolay teslim olmaz ama bir o kadar da sevdirir kendini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1990 yılında yapılan 1.Sempozyum'da Serdar Bayarı'nın verdiği ihbar ile yazın BÜMAK'tan ufak bir grup, Düdenyayla'ya gitmiş ve sanırım 60 m indikten sonra mağaranın devam ettiğini görünce dönmüşlerdi. Bende 1.Erkek yurdunda kaldığımdan her gün kulüp odasındayım. 29 Ekim yaklaşmıştı ve devam eden bu düdene gitme teklifinde bulundum. Kabul gördü. Neyse klasik ilan panomuza geziyi açtık ve gelmek isteyenler isimlerini yazmaya başladı. Bilmeyenler için söyleyeyim. İlan panomuzda A4 sayfa kağıda, en başta gezinin adı, gidilecek tarihler, ad soyad, hangi malzemeleri varsa veya eksikse (çadır uyku tulumu v.b.) telefon gibi ilgili boşluk alanlar gelmek isteyenler tarafından doldurulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben tabii neredeyse devamlı kulüpte olduğum için arada gelenlerle konuşmalar filan bir heyecan bir heyecan, "aaa mutlaka gidelim süper olur" gibisinden laflardan sonra millet ismini yazıyor. Bakıyorum liste kabarıyor. Yaklaşık 10 kişi filan olduk..Ben, Evren, İlker, Togan, Esin, Nilay v.b. böyle gidiyor liste.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yavaş yavaş zaman yaklaştıkça ilk kıvranmalar Togan'dan geldi. "Ya şimdi oralarda kar vardır, hayatta çıkamayız ben telefonla aradım çok kar varmış" diye diye önce kendisi vazcaydı sonra da birçok geleni farkında olmadan vazcaydırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğrenci adamız o yıllarda tabii ki arabamız filan yok yani en azından ben o kadar zengin değildim. Şehirler arası otobüsle gideceğiz. Allahım ne eziyet!...Önce kulüp dolapları açılır,&amp;nbsp;saatlerce&amp;nbsp;bütün malzemeler toplanmaya başlar, birileri toplar birisi gezi malzeme listesi tutar. Onca eşya önce düzgünce çantalara&amp;nbsp;yerleştirilir&amp;nbsp;sonra kendi özel eşyalarınızı toplarsınız sonra üniversite'den Esentepe'ye garaj'a bir şekilde ulaşmanız gerekiyor, onu ayarlarsın sonra tam "oh be!" diyecek, otobüste yerini alacaksın, muavinle kavga kıvamında tartışmalar yaşardık. Çok fazla eşyanız var, ekstra para ödeyeceksiniz gibilerinden. Neyse bir şekilde o da halledilirdi. Ondan sonra ver elini yollar ama çilenin burada bittiğini sanmayın vardığınız yer, ya bir kasabadır ya da şehirdir. Haydi oradan da kampa kadar ulaşımı organize etmek için uğraşırdık. Kısacası eziyet. Fakat tatlı bir eziyet damakta tat bırakacak cinsten. Hafif mazoşist bir durum yani.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gün geldi çattı fakat ortada adam yok. Kulüpte ben, Evren ve İlker varız. Aramızda konuşuyoruz, ben acayip gergin vaziyette "ben gidiyorum, gelen gelir" diye kestirip attım. Evren ve İlker'de benim kafadan olduğu için gidiyoruz diye karar aldık ve yola koyulduk. Akşam otobüse bindik yukarıda anlattığım harala güreleleri yaşadıktan sonra.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabahleyin, Beyşehir gölü'nün doğu tarafından Beyşehir'e giriş yapıyoruz. Gölün mavisi çok güzel arkada Dedegöl dağlarının zirveleri gözüküyor. Zirveye yaklaştıkça karların beyazı, dağların gri tonlarındaki dokusu ile güzel bir tezat oluşturuyordu. Nefis bir gün. Güneş ışıl ışıl, ağaçlar sonbaharın renklerini yapraklarından yansıtarak bu ışıltıda parlıyor. Moralim acayip iyi yerinde. Gara girdik, eşyaları boşalttık. Şimdi kamp alanına gitmek için bir ayarlama yapmamız lazım. Gittik, belediye başkanının karşısına çıktık. Sağolsun iyi karşıladı bizi, derdimizi anlattık, o da bize kırmızı dakota bir kamyonet ayarladı belediye'den. Eşyaları yerleştikten sonra hızlı bir son alışveriş'ten sonra bastık yola çıktık. Göl'ün yanından düz giden asfalttan sonra yavaş yavaş kendimizi kıvrılan orman yoluna bıraktık. Arada duruyor ve fotoğraf çekiyorum. İnanılmaz güzel bir manzara. Güney'e doğru bakarken gördüğüm koyu yeşil, sarı, kırmızı, kahverengi renklere, yukarıda mavi gökyüzüne serpilmiş bulut parçacıkları ufka doğru uzayıp gidiyor. Yavaştan, Dedegöl dağlarının güneyinden yaklaşıyoruz. Şimdiki açılan otoban yolu yok. Ormanlardan geçtik ve çıplak araziye geldiğimizde gördüğüm manzara çok ani yükselen bir duvar ve kör vadi gibi bir yerdi. Yayla'nın ortasında 40-50 metre uzunluğunda belime kadar gelen odun istiflemişler. Ne güzel yakacak sorunumuz olmayacak dedim içimden. Odun istifinin yanına eşyalarımızı attık ve şöför arkadaşa şu gün şu saatte gel diye tembihledik. Tamam dedi ve çıktı gitti. Bizim içimiz ikircikli acaba gelir mi diye? Neyse gelmezse o zaman düşüneceğiz artık diyerek çadırımızı attık. Vakit öğleden sonrayı geçmiş ve dik duvarlardan dolayı erkenden gölge düşmüştü. Çadırı atar atmaz, klasik ve geleneksel mağara ağzını tavaf etmek için hemen mağaranın ağzına gittik. Yürümeye başladığımızda, mağaraya doğru ilerleyen sel yatağı dikkatimizi çekmişti. Oha dedik buraya ne su girer kışın filan gibilerinden geyik yapa yapa mağara ağzına ilerledik. &amp;nbsp;Mağara ağzı, soldaki dik yamacın neredeyse 90 derece yine sol tarafta kalacak şekilde büyük bir fay kırığı ile ve yamacın neredeyse üçte biri yarılmış şekilde oluşmuş. Her ne kadar ilk inişler 70 dereceden daha dik olsa bile ağzının genişliğinden dolayı çok ama çok aşağıları görebiliyorduk. Hem hoşuma gitmişti hem de içimden işimiz var dedim. Döşemeyi nasıl başlatırız diye kafa yorduktan sonra mağara ağzından ayrıldık. Artık iyice karanlık basmaya başlamıştı. Hemen suyu, odunu ayarladık ve ateşimizi yaktık. Bir yandan yemek yapıyor bir yandan nasıl mağaraya gireceğimizi konuşuyorduk. Üçümüzün birden arkada kimseyi bırakmadan girmemizin doğru olmayacağını düşündük. Bir tehlike anında haber vermek üzere bir kişinin geride kalmasını uygun bulduk ama en yakın köye 2 saatlik yürüyüş mesafesinde olduğumuzu unutarak konuşuyorduk. Ateş başı muhabbeti koyulaşmıştı ama geyik muhabbettine dönmemişti. Bu seferde 2 kişi mağaraya girersek, bir kişi iki defa arka arkaya mağaraya girmek zorunda kalacaktı. Hem bizden genç hem de çömezimiz Evren atıldı ortaya ben girerim diye. Hemfikir olduk ve yattık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah yine güneşe kalktık. Güzel bir kahvaltıdan sonra, mağaraya gireceğiz. Hava acayip güzel. Ölçüm alınacak içeride ama Evren ölçüm almasını bilmiyor. Hemen klino ve pusulayı çıkarttım ve Evren'e ölçüm dersi verdim ayak üstü sonra hazırlanmaya başladık. Mağara'nın başına geldik. Kararımız ilk girişi ben ve Evren yapacağız. İlker, kampta bekleyecek. Evren üstünde mavi bir yağmurluk ile girmek istiyor mağaraya. Kumaşa bakıyorum "Evren bak bu ince bir su yersen ıslanırsın" diyorum ama dinletemiyorum. "Abi böyle hafif filan gibilerinden bir geyik yapıyor bana" bende "tamam ama söylemedi deme" dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O zamanlar bizimde öyle süper iyi döşeme bildiğimizi zannetmeyin. Mağarada ne görürsen ve nasıl kaparsan. Evren tabii ki o zaman döşeme bilmiyor. Hemen pratik mağara ağzında anlatıyoruz kayaya nasıl dübel çakılacağını. Anlattıktan sonra "haydi dedik" Evren'e. O da ufak yalak tarzı aşınmış bir kayanın içinde oturuyordu, döndü ve başladı yere çakmaya. Ben ve İlker gevrek gevrek gülüyoruz. Evren azıcık daha uzağa çaksan dedik. Neyse Düdenyayla'da döşeme serüvenimiz böyle başladı. İlk iniş 27 m'nin yaklaşık son 7 metresinde balkon tarzı bir yer var oraya sürtünme hortumu taktık, ip kayaya sürtünüp zedelenmesin diye. İnişi yaptık. Önümüzde 4m*2m'lik bir göl var. Sağdan &amp;nbsp;yukarı çıkıp oradan döşeme yapıyoruz. V gibi bir çatlağa bir dübel çaktıktan sonra ilerlemeye devam ediyoruz. Yaklaşık 45-55 derece eğimle giden inişin ortalarında 2-3 ufak cadıkazanı olan 30-35 m'lik bir inişten sonra kumluk bir yere geliyoruz. Büyük bir kaya inişi bloke etmiş. Baktık hagada geçecek yer yok mecburen yandan dübel çakarak geçiyoruz. Burada mağara tavanı yüksek ama nispeten darlaşıyor. 1-2 m'lik bir enden sonra Evren buradan iniş yaptı. "Abi bu iniş göle iniyor" diyor. O zamanlar bizde de birazda yabancıların etkisinden su fobisi var. Uzun uzun baktıktan sonra 8-9 m yukarıda sağda bir balkona çıkıp beni beklemeye başladı, ben geldim ve devam ettim. İniş daral yerden bir anda çok büyük bir salona ve fay çatlağından sağa dönerek açılıyor.Bende baktım acaba inebilir miyiz diye? ııhıh. &amp;nbsp;Olmayacak. Bende balkona geldim ama bu zaman kadar yarım saat kaybettik. Balkonun sağında büyük bir kaya bloku var ve perlon bant atmaya müsait. Müsait ama çok büyük olduğu ve sağda olduğu için yukarıda sol taraftan gelen ip Evren'i dışarı çekiyor dolayısıyla Evren'e kayaya yanaşıp perlonu atamıyor bir türlü. Neyse aklıma göbek bağımı yukarıdan gelen ipe takıp Evren'i sağa çekmek geldi. Yaptım, yaptım ama belime müthiş ağrı girmeye başlamışken, neyse ki Evren perlonu atabilmişti. Kaya bloku sağ tarafta olduğu için gölün yanına inmeyi hedeflemiştik, Evren indi. Aşağıdan bir küfür geldi, göl uzunlamasına olduğu için gene gölün üzerindeydik. "Abi başlarım bu işe ben iniyorum göle" deyip indi. Sonra bir kahkaha geldi ve beni çağırdı yanına. Bende indim baktım karşıya geçmiş meğersem su dizlerin biraz üstünde kalmış. Gülüştük ama iki saat kaybettik sudan uzak döşemek için. Salon yaklaşık 20m*15m büyüklükteydi. İndiğimiz taraftan yaklaşık 10 metre ilerisinden karanlık bir yer yukarı doğru gidiyordu. Buradan bir kolun salona bağlandığına kanaat getirdik. Salonun sonundaki inişin başına geldik. Kısa 5 metrelik bir inişti. İpten tasarruf etmek için salonun diğer köşesindeki indiğimiz inişteki ipi havadan uzattık ve perlon attığımız bu 5 metrelik yere bağlantı yaptık. Perlonu sanırım uzun tutmuşum, Evren önden indi ve bir hafif ahh sesi geldi. "İyi misin Evren?" diye seslendiğimde, gevrek gevrek gülerek "gel gel" dedi. Bende ipe girdim ve yavaş yavaş perlondaki boşluğu almaya çalışıyorum ama bir anda artık ayaklarım boşlukta olduğu için "langg" diye 1 metre düştüm, o sersemlikle desandörle hızla kayıp birde baldırımı kayaya vurdum. Evren kahkahalarla bana gülüyor. İşin garip tarafı bende kendi halime gülüyorum neyse ki, leğeni çatlatmadık. Güle oynaya devam ediyoruz, hayda bir 5 metrelik iniş daha geliyor..Onu da geçtik bir 5-6 metrelik iniş daha geldi. "sıktı bu kısa inişler" diye düşüne düşüne bu inişi de yaptık. Önümüzde 1m*2m içinde su olan ufak bir cadıkazanın hemen dibinden bir başlayan bir iniş daha geldi. Taş attık...Evet nihayet bu iniş daha uzundu. Bağlantımızı yaptık ve Evrenim yine önde inişe başladı. Bayağı bir indikten sonra bağıra bağıra "abi burada derin bir cadıkazanı var ve yanlarından geçilmez şekilde" seslendi. Neyse biraz daha vakit harcadıktan sonra inişin ortasında sıkışmış bir kaya gördü ve bağırarak oraya gidip beni bekleyeceğini söyledi. "Gel sen bir bak bu göle" dedi bende "Tamam ama dikkatli ol sakın kıpırdama" gibilerinden bir lakırdı ettim. Bu bağırış çağrışları devamlı inişin başında cadıkazanını meydana getiren taşlara basarak yaptığımdan farkında olmadan bir tanesini yerinden oynatmışım, bir anda cadıkazanındaki su boşalmaya başladı, nereye? tam Evren'in tepesine..Bu iniş dar bir kanyon gibiydi. Bende akan sudan kaçmak için bacaklarımızı iki duvara sıkıştıra sıkıştıra, Evren'in olduğu kayadan yaklaşık 3-4 metre uzağından inmeye başladım. Evren'in tam karşısına gelince bastım kahkahayı...Fare gibi ıslanmaktaydı. Sen misin düştüğümde bana gülen!.."Evren beni dinleyecektin tulum giyecektin olum" dedim ama bir yandan da devamlı gülüyorum. Neyse onu suyun altında ıslanmaya bıraktım ve inişe devam ettim göle bakmak için. Hakikaten de geçilecek gibi değildi. Kanyon gibi duvarlar ve&amp;nbsp;&amp;nbsp;tutunabileceğimiz&amp;nbsp;bir çentik dahi yok. En az beş dakika bakmışımdır geçebilmek için ama nafile. O sırada Evren bağırdı "iniş buldum iniş"...Yanına geldim. Durduğu yer çok sakat olmakla birlikte arka taraftan başka bir galeriye iniş keşfetti. Oldukça dar olan bu yerden inişe devam edebilirdik. Acayip sevindik ama Evren'de titremeye başlamıştı. Çıkmaya karar verdik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çıktığımızda hava kararmış ve gece olmuştu. İlker merakla bizi bekliyordu. Hemen ateş yakıldı yemekler yapıldı ve tabii ki yaptığımız keşfin detaylarını konuşmaya başladık. Havamız çok iyiydi, bende gaza gelip bir iki ateş başı fotoğrafı çektim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yarın, Evren ikinci kez gireceği için mağaraya, dinlenmesi için biraz geç girdik. Hava yine süper, pırıl pırıldı. İlker ve Evren'in girişinden aklımda çok bir şey kalmadı. Bir hatırladığım bıraktığımız son inişin ortasındaki sıkışmış kayanın arkasındaki çatlaktan 30-40 metrelik iki kademeli inişi döşeyerek yapmışlar ve yine büyükçe bir salona gelmişler. Bu salonda sol tarafta büyük bir göl varmış ve İlker buraya "Çocuk Bahçesi" adını vermişti. Bu noktadan itibaren dönmeye karar verirler ve ölçüm almaya başlarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bende bu arada kampta tek başıma kalmış, ateş bile yakmadan yemek yedikten sonra akşam 9 gibi çadıra çekilmiştim. Çadırda uykuya dalmak için efor sarf ederken bir anda tepemin üstünde bir çığlık sesi ile resmen irkildim. Çadırın ayak ucundan başlayıp (süre olarak), başımı biraz geçerek, gecenin karanlığında sanırım bir yırtıcı kuştu nasıl bir çığlık atmaysa o, acayip bir şekilde geçti gitti. Bu çığlıktan sonra tek başına uyu bakalım uyuyabilirsen artık. Neyse uyandığımda bizimkiler gelmişti. ölçüm bitmemiş ama kumluğun oralarda bir yerdeydi artık. Ertesi gün, ben ve İlker girdik. Ölçümü bitirdik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün hava kapalıydı ve hafiften bir yağmur başlamıştı. Soğuktu. Ölçüm bitti ve malzemeleri toplayıp çıktık. Müthiş bir zafer ve gurur edası vardır ve tabii ki bu anı ölümsüzleştirdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hemen eşyaları toplamaya başladık çünkü yağmur ıslatmaya başladı inceden inceden. Eşyaları topladıktan sonra merakla beklemeye başladık acaba şoförümüz gelecek miydi?.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet uzaktan kırmızı desoto gözüktü. Hemen eşyaları yükledik ve yola çıktık. Yorgun, mutlu ve bir o kadar da &amp;nbsp;gururla geri döndük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz da inat uğruna üç kişi oldukça zorlu bir mağarayı araştırdık. Araştırdığımız son nokta ise -160. metreydi. Bu seviyeye kadar döşeme yapmış, ölçüm yapmış ve bütün malzemeyi geri toplamıştık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fena bir performans değil hani.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6764553475384246459-4961088045760750241?l=enderusuloglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/feeds/4961088045760750241/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2011/11/ilk-dudenyayla-gezim-29-ekim-1990.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/4961088045760750241'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/4961088045760750241'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2011/11/ilk-dudenyayla-gezim-29-ekim-1990.html' title='İlk Düdenyayla Gezim /29 Ekim 1990'/><author><name>Ender Usuloğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03660387316559632800</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/SV9GlMF4OsI/AAAAAAAAAAY/xaJdc4OeCXA/S220/DSC_0272.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6764553475384246459.post-2292466039026018996</id><published>2011-07-04T14:01:00.000+03:00</published><updated>2011-07-04T14:01:19.975+03:00</updated><title type='text'>Makedonya 9.gün (03.07.2010)</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;Sabah kamptan herkese allahaısmarladık dedikten sonra ayrıldık ve 12:00 gibi Üsküp'e vardık. Israrla Adina'ya merkeze gitme yolunuzdan sapıyorsunuz geçikeceksiniz dememe rağmen inatla bizi merkeze yakın bir hostel'e kadar bıraktı. Hemen pansiyona girip, vedalaştık. Daha onların 12 saatlik yolu var, o yüzden bende hızlı davranmaya çalışıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pansiyonda biraz kaldıktan sonra yine yağmurun altında tek şemsiyeyle Üsküp'ü turlamaya karar verdik. Yağmur altında baba-kız kol kola tek şemsiye altında dolaşmakta ayrı ve büyük bir zevkti. Meksika lokantası arıyoruz ama bulamadık ve ben pes ettim sonunda ve biraz pahalı gözüken Küba bar ve restaurant'ında karar kıldık. Bir şeyler yedikten sonra Eski ve bit pazarında dolaşmaya başladık. Bir kaç müzeye (sanat ve resim) girdik. Eski Osmanlı hamamlarını restore edip müzeye çevirmişler. Güneşte kendini göstermişken bir baktık, bizim Türk ekipten ANÜMAB'lılar ve Ahmet Sücüllü ve Ebru. Kahvede oturmuşlar. Bizde yanlarına gittik, birer Türk kahvesi söyledik. Biraz muhabbet ettikten sonra ben çok yorgun olduğum için pansiyon'a dönmeye karar verdik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pansiyona saat 4:00 gibi geldik ve bir uyuduk bir daha uyanmadık. Sabah, McDonald's'ta ufak bir kahvaltıdan sonra tabii ki de bir kitapçıya girip tavaf ettik :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hazırlandık ve yola düştük. Üsküp, Büyük İskender havalimanındayız. Keşke havalimanı da ismi gibi büyük olsaydı :). Şirin havalimanında 2 kapı var uçuşlar için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;evet anons yapıldı ve etraf kalabalık, gitmemiz lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hoşça Kalın !&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6764553475384246459-2292466039026018996?l=enderusuloglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/feeds/2292466039026018996/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2011/07/makedonya-9gun-03072010.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/2292466039026018996'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/2292466039026018996'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2011/07/makedonya-9gun-03072010.html' title='Makedonya 9.gün (03.07.2010)'/><author><name>Ender Usuloğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03660387316559632800</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/SV9GlMF4OsI/AAAAAAAAAAY/xaJdc4OeCXA/S220/DSC_0272.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6764553475384246459.post-8069372405743561247</id><published>2011-07-04T13:48:00.001+03:00</published><updated>2011-07-04T13:51:41.611+03:00</updated><title type='text'>Makedonya 8.gün (02.07.2010)</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;Evet sabah kalktık yine bahçede yağmurun altında kahvaltımızı ettikten sonra artık yatay mağaralardan çok sıkıldığım için dün Mekadonlara dikey bir mağara yok mu diyerek organizasyon dışı bir dikey mağara istedik. Bizim Anıl ve Cem'de dikey istiyordu. Neyse, sabah iki tane dolin yaklaşık -50-60 m'lik inişleri olan iki tane mağaranın GPS koordinatlarını ve 1/50.000 coğrafi harita çıktılarını alarak yola çıktık. Arkadan Makedonlarla Anıl ve Cem gelecek ama biraz daha geç bir saatte. Bizim ekip klasik, Sopi ailesi (Adi, Mihaela, Yuanna, Carla, Kosmim), Adina, Ivan ve ben. Programımız önce dikeylere girip ondan sonra Makedonya'nın en büyük ağızlı Peşna mağarasına gitmek. Yola çıktık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dolinler, bir dağın yamaçlarında olduğu için tek arabalık asfalt yolda belli bir süre ilerledikten sonra arabayı bırakıp, yürümeye başladık. Eski orman yolundan ilerleyip, yolun iki tarafını "Jungle gibi" kapatan ağaçların (sanırım çoğu odunluk meşelik) arasından geçip tepeye tırmanacağız. Orman yolunda ilerlerken çok güzel çiçekler gördük; hemen hemen her renkte vardı. Yan taraftan üstü çıplak (çimenle kaplı) tepeye çıkabilmek için yol aramaya başladık ama nafile. Ben ufak bir boşluk gördüm ve daldım oradan. Meşe ağaçlarının altında ise dikenli dikensiz bir sürü orman altı bitki örtüsü vardı. Neyse yara yara bir şekilde açık alandan tatlı bir eğimle tırmanışa geçtik, geçtik ama güneşte beynimizde boza pişiriyor sanki. Acayip terleyerek tırmandık tırmandık. Açık arazi dediğimde sizi yanıltmasın bu arada. Dizinize kadar büyüyen otlar arasında ve otların dibinde boşlukta duran kireçtaşları var yani rahatlıkla ayak bileğinizi burkabilir veya kırabilirsiniz. En tepeye çıktık ama imanımızda gevredi işin açığı. Birde gençler susuz kaldığı için onları arkada bırakıp, dolini bulabilmek için ben, Adi ve Ivan haritada ve GPS'in gösterdiği yerlere doğru taramaya başladık. Önce ben elimde hiçbir şey yokken bir indim çıktım tepeleri, dolin yakındır bulurum diye. Olmadı. Geri geldim, GPS ve Haritayı aldım, sonra Ivan'la beraber başladık ilerlemeye. Git git git bir hayli (yaklaşık 600-700 m ine çıka bu arazide) gittikten sonra nihayet bulduk. Bu arada Ivan, Hasköy Bulgaristan'dan mağaracı. O da dikey mağaraya gelmek istiyordu ona da gel dedik. Dolin, bu arada İngilizce bir terim, Türkçesi Obruk. Obruklar genelde dikeyi olan boru gibi inen boşluklar. Bu arada niye Dolin lafını kullanıyorum ki? :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekrar geri geldik ve obruğu bulduğumuzu söyledik. Ekip biraz uflana puflana ilerledi ve obruğun yanına vardık. Hemen Adi ile ipi nasıl döşeriz diye konuşup bir hat belirledik. O sırada Mikaela, Adi'nin eşi, giyindi ve hattı döşemek için ipe girdi. Çok güzeldi ve çok hoşuma gitti. Kızı, kendisi ve eşi mağaracı ve eşi döşeme yapıyor :) Bu arada Mikaela, yemek pişirmesini bilmiyormuş. Valla ben onun yalancısıyım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, döşemeye başladı ki, diğer ekip geldi. 2 Makedon'la, Anıl, Cem ve ANÜMAB'tan Alper ve Emre geldiler. İkinci bir hattı döşesek mi döşemesek mi muhabbeti esnasında, Adi eşi'nin yanına inmiş ve boş verin tek hat kalsın oradan herkes insin çıksın dedi ve bir de acayip taş var boşta, taş düşebilir dikkat etmek lazım dedi. Bende o sırada kotun üzerine SRT malzememi giyinmiş "acaba insen mi inmesem mi?" diye kendi kendime düşünürken (çok yorulmuştum git gel obruğu bulana kadar) Adi sende in filan dedi. Arada Mikeal'e dan sonra ANÜMAB'tan Alper ve Emre inişe başladı. İniş'te ilk önce bir saptırma var (kayaya sürtmesin diye ip) sonra bir doğal istasyon sonra bir doğal istasyon daha ve en sonrada bir saptırma daha var ve obruğun dibine iniyorsun. Alper ve Emre iniştelerken, Ivan hazırlandı ve Alper ilk doğal'ı geçtiği için inişe başladı ve başlamasıyla bağırması bir oldu. Koca bir kayayı yerinden oynatmıştı ve kaya direk Alper, Emre ve Mikaela'nın üstüne düştü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alper ve Emre Allah'tan kayaya yapışmış ve birisinin bayağı bir yakınından geçmiş, Mikaela'da sanırım tecrübeli olduğu için hemen saklanmış. Büyük bir gürültü ile kaya aşağıya düştü. Ben dahil olmak üzere Adi hemen aşağıya bağırdı. O Romence bağırıyor ben Türkçe. Neyse ki, herkes iyiydi. Koca bir off dedikten sonra Ivan inişe devam etti ama aradan 10 sn geçmedi "Oh my god" diye bir çığlık geldi. Ivan, düşen taşın ipi koparttığını söyledi. Neredeyse....içteki kılıftan 2 tanesi kalmış ve tam desandörün ucundan geçerken gördüğü için heyecanlanıp bağırmış. Adi'ye söyleyince Adi önce bir telaşlandı (kendisi kurtarma da tecrübeli ve Romen Kurtarma Ekibinde yer alıyor). Ben devreye girip dedim dur sakin ol ben zaten giyinikim ben iner hattı değiştiririm dedim. Ivan'a bağırdım çıkması için. Ivan bir şekilde yukarı geldi ama beti benzi atmıştı zavallı'nın. Neyse onu yukarı aldıktan sonra ben 80 m'lik tek bir ipin ucunu aldım ve o sırada hazır olan Anıl'a ben iniyorum hattı söker düzeltirim sonra gençleri aramıza alırız, en son sen gelirsin dedim. Ok'leştikten sonra ben inmeye başladım. Hattı değiştirmeye başladım. İpin koptuğu yere Ivan bir düğüm atmış. Evet gerçekten bende 22 yıllık mağaracılık hayatımda böyle kopan bir ip ne gördüm ne işittim. İpin kopma noktasında bir sürü taşlar vardı ufak bir ayak darbesi ile inebilecek aşağıya. Adi'ye bağırdım. Taşları temizliyorum panik yapmayın diye. Aşağıya da aynı şekilde bağırıp korunaklı bir yere geçmelerini söyledim. Taşları temizledim, aşağıya inmeye devam ettim ve döşemeleri değiştirdim. Birazda ortam sakinleşsin diye ıslık çala çala indim. Neyse en son saptırmadan sonra aşağıya geldim. İlk döşenen hatta 2-3 tane ip vardı. Zedelenen ipi Anıl yukarı çekti, alttakini aşağıya indirdim, Mikaela çantaya soktu ve yukarı çıkarttı. Ben Alper ve Emre biraz muhabbet ettikten sonra artık taşlar temizlendiği için hatta 2-3 kiş aynı anda girebileceğini düşünerek, arkadan Alper ve Emre çıkışa geçti. Ben t şirtle inmiştim. Aşağıdaki soğuk hava iyi geldi :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha sonra Anıl geldi. Gençler ve Ivan korktuğu için inmek istememişler. Daha evvelden Anıl'la anlaştığımız gibi Anıl arkada kalıp bütün hattaki ipi toplayacak. O yüzden bende çıkışa geçtim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anıl'da ipi topladıktan sonra, Adi'nin bize ip üstünde dyneema'nın faydalarını anlatan 10 dakikalık sunumundan sonra toplanıp yola çıktık. Artık tekrar tepeye tırmanmadan yandan aynı yükseklikte ilerleyip, aşağı ineceğiz. İneceğiz de ben yoruldum ve dize kadar gelen otların içinde oynak taşlara basmadan ilerlemek resmen beceri isteyen bir iş. Bir iki defa kayıp düşüyordum neredeyse.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Makedonlar önde biz arkada, bizi bir "jungle" a soktular.Aman aman, yolu saptırarak. Her tarafım çizik içinde kaldı. İlerlemesi gerçekten zor bir parkur. Makedon'da wellcome to European Jungle filan deyip duruyor. Sinirlendim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En nihayet asfaltı bulduk ama perişan haldeyiz susuzluktan. Yanımıza çok az su almışız. Hemen minibüs'e gidip içecek ve yiyecek bir şeyler bulup ağzımıza tıkıştırdık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ha, bu arada Adi'nin kızı Yunanna'nın Elif otel'de kalmakla en iyi işi yaptı demesini yazmadan geçemeyeceğim :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz rahatladıktan sonra Peşna mağarasından çıkan suyun battığı düden'e gittik. Kendimi Karadeniz'de sandım. Boyum kadar kalabakların içinden geçip düden'in ağzından baktık ve geri döndük. Dönüş yolunda çeşme başında mola vermek çok ama çok iyi geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Israrla Peşna'ya gitmekte kararlıyız. Allah'tan yolumuzun üzerinde. Peşna, yaklaşık 40 m'lik büyük ağzı olan ve içinde çöküntü kayaların altında sızan dereli bir mağara. Etkileyici bir görüntüsü var ama gitme zamanı geldi geçiyor bile. Ekip, bol bol foto çektikten sonra arabaya atlayıp geriye döndü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu akşam kampın son günü, Makedonlar yemek ve parti hazırlamış bizim için. İçeri girdiğimizde herkes masalara doluşmuş ve biz perişan halde içeri girdiğimizde Elif bizi buldu. Duş alıp hemen aşağıya indim. masalarımıza oturduk. Deli gibi açız ve masada sadece salata, rakıya ve şaraplar var. Dayanadım yarım bardak şarap içtim. Bu arada bir sürü konuşmalar ve alkışlar gırla gidiyor ama yemek yok ortalıkta. Herkese önüne gelene sertifika verdiler. Balkan foto yarışması sonuçları açıklandı, kazananlar tebrik edildi. Benim artık gözüm dönmüştü ve başladım salatadan yemeye. Nihayet seremoniler bittiğinde yemeği dağıtmaya başladılar, Allahım bu anı bekliyorum ama bu ne? ! yemek buz gibi. Gelen köfte, sosis, tavuk kızartmaları hepsi buz gibi. Bakıyorum kimseden reaksiyon yok. İşte mağaracı ruhu bu galiba. Sorgulama önüne ne geliyorsa ye!. Rahat insanız vesselam. Bizde sorgulamadık ve yedik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yemekle beraber canlı müzik başladı ve tabii ki de partide. Ben biraz kendime geldikten sonra bizim Romenleri ve Elif'i dansa kaldırıp dans ettik. Acayip gır gır şamata oldu. 2 saat fila dans edildi. Günün sonuna doğru Türk ekibinden folklorik kıyafetleri giyen 2 bayan arkadaşımızda güzel bir gösteri yaptı. Çok hoşuma gitti. Saatim 12:00'yi gösteriyordu ve perişan haldeydim artık iflas ettim ve yattım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok güzel fotoğraflar var ama daha sonra yükleyeceğim. Çok hızlı bir şekilde havalimanında yazıyorum ve uçağımız kalkacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kampın son günü olduğu için yarın erkenden kalkıp Üsküp'e gideceğiz. Romen arkadaşımıza ne kadar ısrar etsemde otobüs var biz gideriz diye "hayatta olmaz" muhabettinden dolayı beraber dönüyoruz. Ekip ruhu :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yarın Üsküp'te Elif'le beraberiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün Balkanlarda bilinen bir kelimeyi tekrarlayarak kampı kapatalım. Önümüzdeki yıl kamp, Slovenya'da olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HAYDE !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6764553475384246459-8069372405743561247?l=enderusuloglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/feeds/8069372405743561247/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2011/07/makedonya-8gun-02072010.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/8069372405743561247'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/8069372405743561247'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2011/07/makedonya-8gun-02072010.html' title='Makedonya 8.gün (02.07.2010)'/><author><name>Ender Usuloğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03660387316559632800</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/SV9GlMF4OsI/AAAAAAAAAAY/xaJdc4OeCXA/S220/DSC_0272.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6764553475384246459.post-7998783367218334236</id><published>2011-07-03T02:20:00.000+03:00</published><updated>2011-07-03T02:20:00.688+03:00</updated><title type='text'>Makedonya 7.gün (01.07.2011)</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;Sabaha her zamanki gibi güzel bir kahvaltı ile başladık ve Memeçek mağarasına gitmek için hazırlandık. Bugünkü program Memeçek ve diğerinin adını bilmediğim mağaraya girip geri dönmek. Her zamanki gibi Mileya, Adi, Yuanna ailesinin WV minibüsleri ile Adina, Vidi, Elif ve ben doluştuk ve yola koyulduk. Geldiğimizde her zamanki gibi kalabalık bir grup vardı. Vidi geçen sene Canan ve Elif'le arabayla buz mağarasına giderken yol boyunca konuşan ve kafa şişiren eski mağaracı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Makedon rehber eşliğinde Slovenler, biz ve bir grup Makedon yola koyulduk. Maalesef "ahmak ıslatan" şeklinde yağmur yağıyordu. Rehber, mağaradan çıktıktan sonra sol tarafta dernek lokali gibi bir yer var çok güzel bahçesi ve Ihlamur ağacı olan göstererek çay veya kahve içmeye bekliyoruz dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rehberin söylemesine göre 50 dakika yürümeden (tırmanma dahil) sonra mağaraya geliyoruz. Mağara ufak bir mağaraymış. Yola koyulduk ama acayip ıslandık, birde patikadan yürürken dizlerinize kadar gelen kısımdaki her türlü bitki ayağınıza ıslak ıslak sıvandığı için birde öyle ıslanıyorsun anlayacağınız kaçış yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mağaranın ağzına geldikten sonra baktık ki mağaranın ağzını demir parmaklıkla kapamışlar sadece kapak gibi bir yerden çelik merdivenle döşemişler. İlk iniş çok değil 5 m'lik çelik merdiven inişi. Herkes teker teker giyindikten sonra yavaş yavaş inmeye başladık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-wEF2Ps2xjko/Tg-jt_3mPNI/AAAAAAAAAww/zvdIO1eu5MA/s1600/DSC_0737.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="212" src="http://3.bp.blogspot.com/-wEF2Ps2xjko/Tg-jt_3mPNI/AAAAAAAAAww/zvdIO1eu5MA/s320/DSC_0737.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Elif merdiven inişi yaparken&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-_LDgQ4CLhTU/Tg-j0LSaGnI/AAAAAAAAAw0/NmuiIUl-kS8/s1600/DSC_0740.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-_LDgQ4CLhTU/Tg-j0LSaGnI/AAAAAAAAAw0/NmuiIUl-kS8/s320/DSC_0740.JPG" width="212" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-iwenryJTvuA/Tg-j7-SbEyI/AAAAAAAAAw4/dTvSIOC2RN8/s1600/DSC_0741.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-iwenryJTvuA/Tg-j7-SbEyI/AAAAAAAAAw4/dTvSIOC2RN8/s320/DSC_0741.JPG" width="212" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-etnpN6y3Gfk/Tg-kCZFiNpI/AAAAAAAAAw8/eMPnWiaBeNU/s1600/DSC_0742.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-etnpN6y3Gfk/Tg-kCZFiNpI/AAAAAAAAAw8/eMPnWiaBeNU/s320/DSC_0742.JPG" width="212" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-e74E64-YRJQ/Tg-kJRWhgNI/AAAAAAAAAxA/jmqQTelG35o/s1600/DSC_0743.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-e74E64-YRJQ/Tg-kJRWhgNI/AAAAAAAAAxA/jmqQTelG35o/s320/DSC_0743.JPG" width="212" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Adina, Carla ve Elif&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-Y9xRJ9vgb68/Tg-kQOWO_JI/AAAAAAAAAxE/oj_5zOuP1SI/s1600/DSC_0744.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-Y9xRJ9vgb68/Tg-kQOWO_JI/AAAAAAAAAxE/oj_5zOuP1SI/s320/DSC_0744.JPG" width="212" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-zPOH0NyI4ik/Tg-kWm6Yg8I/AAAAAAAAAxI/6JQIFEXOwbs/s1600/DSC_0745.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-zPOH0NyI4ik/Tg-kWm6Yg8I/AAAAAAAAAxI/6JQIFEXOwbs/s320/DSC_0745.JPG" width="212" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Mağara ufak bir mağara olmasına rağmen oldukça süslü idi. Şöyle bir dolandıktan sonra merdivende çıkma sırasında bekledik. Bir grup daha mağaraya girdikten sonra biz çıktık ve hava hala kapalıydı. Giyindik ve inmeye başladık gene yağmur yağmaya başladı :(&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hızlı bir şekilde dağdan indik, rehberi filan beklemeden, sonunda bitap bir şekilde derneğin lokaline geldik. Lokalin içinde 10 adet yatak her türlü mağaracılık malzemesi, mutfak ve bilumum başka eşyalar vardı. O anda aklımdan geçti Pınarbaşı'nın bir köyünde bizde böyle bir ev alsak ve lokale mi çevirsek acaba diye?. Güzel olabilir(di).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hemen ıslakları çıkartıp, eşyaları yaydık ve Allahtan biraz güneş çıktı da kurutabildik. Diğer 2.mağaraya gidemeyecek kadar yorgun olduğumuzda evin dışında gölgede bir köşeye yayılıp muhabbet ettik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-oFAvFOLTkz0/Tg-mDhmzu3I/AAAAAAAAAxM/mc-LYByDvfc/s1600/DSC_0746.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="212" src="http://2.bp.blogspot.com/-oFAvFOLTkz0/Tg-mDhmzu3I/AAAAAAAAAxM/mc-LYByDvfc/s320/DSC_0746.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-h_cQL-WykPM/Tg-mKwoBUHI/AAAAAAAAAxQ/sr1Hz7YwcAA/s1600/DSC_0747.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-h_cQL-WykPM/Tg-mKwoBUHI/AAAAAAAAAxQ/sr1Hz7YwcAA/s320/DSC_0747.JPG" width="212" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Neyse 1-2 saat kadar fotoğraf çekmek için gidenleri bekledikten ve çayları (ıhlamur çayı ds dahil olmak üzere) da içtikten sonra nihayet geldiler ve minibüse atladık kampa geldik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hemen bir duştan sonra, Adina yine bize yemek hazırladı. Bu sefer MAMALİGA yiyiyoruz. Mamaliga Romence mısır irmiğinden biraz daha büyük bir malzeme kaşar ve sosisle karıştırılıp yeniyor. Adian yine eline sağlık gerçekten güzel olmuştu !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yemekten sonra, Elif'le ben bulaşığa talip olduk ve bulaşıkları yıkadık. Daha sonra otele girip, sunum hazırlıklarına baktıktan sonra sunumlar başladı. İlk sunum Romen Razvan Muti'nin 2-3 tane slideşovlu ve gerçekten güzel fotoğrafları vardı. Arkasından Oana, Hindistan gezisinin bir sunumunu yaptı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sunumlardan sonra artık dayanamadığımız için yattık !&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6764553475384246459-7998783367218334236?l=enderusuloglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/feeds/7998783367218334236/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2011/07/makedonya-7gun-01072011.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/7998783367218334236'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/7998783367218334236'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2011/07/makedonya-7gun-01072011.html' title='Makedonya 7.gün (01.07.2011)'/><author><name>Ender Usuloğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03660387316559632800</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/SV9GlMF4OsI/AAAAAAAAAAY/xaJdc4OeCXA/S220/DSC_0272.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-wEF2Ps2xjko/Tg-jt_3mPNI/AAAAAAAAAww/zvdIO1eu5MA/s72-c/DSC_0737.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6764553475384246459.post-786540276069466929</id><published>2011-07-02T01:32:00.000+03:00</published><updated>2011-07-02T01:32:06.132+03:00</updated><title type='text'>Makedonya 6.gün (30.06.2011)</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;Sabah 2'ye kadar blog yazınca sabah 7:30'da zor kalktık. Erken kalkmamız gerekiyordu çünkü saat 8:30'da mağara gidilecekti. Romen arkadaşlarımız yiyecek alışverişini&amp;nbsp;önceden&amp;nbsp;yaptığı için kahvaltıya otelin çayırında kurulan çadırların oraya gittik. Onlarda uyanmış kahvaltı hazırlama başlamışlardı bile. Günün programı, bugün 3 tane mağara göreceğiz. Dün akşamdan otelde asılan haritalara baktığımda ufak mağaralar olduğunu gördüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kahvaltıdan sonra Elif'i otele park edip :), Polonyalı mağaracıların minibüsüyle ben, adina, sacha ve oana mağaraya gittik. Roxana ve Ovi ise daha geç kalkıp başka yerlere gittiler. Sonradan öğrendiğime göre, bu bölgedeki karstik yapı dolomitik ve mermer olduğu için çok fazla uzuna veya derine giden bir mağara yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse arabalarla sıra halinde herhalde 30'a yakın mağaracı aynı program içinde arka arkaya gidiyoruz. Yaklaşık 20 dk araba sürdükten sonra, nihayet ufak bir köye geldik ve hazırlanmaya başladık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-JsnsDR3NCd0/Tg33MeilocI/AAAAAAAAAv8/ZksTJkP8Xng/s1600/SDC10413.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-JsnsDR3NCd0/Tg33MeilocI/AAAAAAAAAv8/ZksTJkP8Xng/s320/SDC10413.JPG" width="240" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Foto: Adina Florescu, İlk Makedon mağarasına gitmeye hazırlanırken&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-E5_vW23sabs/Tg33UC9uRFI/AAAAAAAAAwA/dTeFuHd_1OY/s1600/DSC_0693.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="212" src="http://4.bp.blogspot.com/-E5_vW23sabs/Tg33UC9uRFI/AAAAAAAAAwA/dTeFuHd_1OY/s320/DSC_0693.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Biraz kalabalıktı&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-gkvPD2JAbXE/Tg33j7ZyI8I/AAAAAAAAAwI/wI1gV3F4DZA/s1600/DSC_0695.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-gkvPD2JAbXE/Tg33j7ZyI8I/AAAAAAAAAwI/wI1gV3F4DZA/s320/DSC_0695.JPG" width="212" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Hem de feci kalabalıktı&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;İlk mağarayı rehber bulamadı ve inanmayacaksınız ama ben buldum :) Durduğum yerin 6-7 metre aşağısındaydı. Herkesi söyledikten sonra mağaranın başına geldik. Petar Beron'la hemen mağaranın içine girip orada üstümüze değişmeye başladık çünkü acayip sıcaktı. Adama hayranım. 70 yaşında neredeyse hala mağaralara girip santim santim böcek arıyor. Bu arada kamp yerinde kendisiyle konuştum, yakında küre milli parkında topladığımız numunelerin sonuçları yayınlanacakmış. 3 yeni tür ve cins :).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçeride giyindikten sonra sırılsıklam terlediğim ve kalabalık olduğundan bizim ekibi bekledim hem soğuyayım hem de beraber girelim diye. Girdiğimiz mağara travers yani bir tarafından girip öbür tarafından çıkabileceğin bir kaç yeri sürünmeli ama süslü bir mağaraydı. Uzunluğu yaklaşık 200 m civarındaydı. Bir iki fotoğraf çektikten sonra çıktık ve diğer mağaraya gitmek üzere indik. Mağaramızın adı GORNA STALINSKA idi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-5cDBurtLqwo/Tg3524LHPJI/AAAAAAAAAwM/1hde6RmzzgI/s1600/DSC_0712.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="212" src="http://1.bp.blogspot.com/-5cDBurtLqwo/Tg3524LHPJI/AAAAAAAAAwM/1hde6RmzzgI/s320/DSC_0712.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-Tk5nyVZp97E/Tg359csEuoI/AAAAAAAAAwQ/fhyrvXRWSo4/s1600/DSC_0717.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="212" src="http://4.bp.blogspot.com/-Tk5nyVZp97E/Tg359csEuoI/AAAAAAAAAwQ/fhyrvXRWSo4/s320/DSC_0717.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-VoodxgclxoY/Tg36DtmcqrI/AAAAAAAAAwU/4gfoFcaYcos/s1600/DSC_0720.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-VoodxgclxoY/Tg36DtmcqrI/AAAAAAAAAwU/4gfoFcaYcos/s320/DSC_0720.JPG" width="212" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-D42Nee1JdR4/Tg36KAJOKzI/AAAAAAAAAwY/D0LsgdyJrnE/s1600/DSC_0724.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="212" src="http://3.bp.blogspot.com/-D42Nee1JdR4/Tg36KAJOKzI/AAAAAAAAAwY/D0LsgdyJrnE/s320/DSC_0724.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-14dkZAU6wH8/Tg36QrOWYVI/AAAAAAAAAwc/P_PCLYBQ1ck/s1600/DSC_0727.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-14dkZAU6wH8/Tg36QrOWYVI/AAAAAAAAAwc/P_PCLYBQ1ck/s320/DSC_0727.JPG" width="212" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/--6sZVJ5CwSM/Tg36XaNjGBI/AAAAAAAAAwg/-lmc5M7g9gk/s1600/DSC_0729.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="212" src="http://4.bp.blogspot.com/--6sZVJ5CwSM/Tg36XaNjGBI/AAAAAAAAAwg/-lmc5M7g9gk/s320/DSC_0729.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;İkinci mağara Allah'tan yakındı ama yine de üstümüzdeki mağara tulumlarıyla 10 dakika yolda yürüyüp, 10 dakika'da tırmanınca, zaten ter boşanıyordu iyice terledik. Bu mağara da ufak bir mağara. Giriş yatay, biraz ilerledikten sonra dar bir yerden geçip ilerledikten sonra alçak sürünme yaparak 10 m'lik bir ip inişinin başına geliyorsun. Bu sefer Sacha ile beraberim. Sıcaktan Oana ve Adina'yı bekleyemedik. Bu mağara hem çamurlu, hem guanolu (yarasa dışkısı) hem de çok güzel oluşumluydu. Makedonlar dübeli travertene çakmışlar ve diğer istasyondan gelen ipin boşluğunu 1 m filan bırakmışlar. Hemen dayanamadım, düğümü çözüp boşluğunu aldım ve indim. Arkamdan Sacha geldi. Aşağılara indik ve bir iki foto çektikten sonra yaklaşık 45 dk filan bekledik dışarı çıkabilmek için, habire mağaracı akıyordu ipten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-4PlmMiPK65M/Tg38C350yJI/AAAAAAAAAwk/at4hFDnfYeM/s1600/DSC_0732.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-4PlmMiPK65M/Tg38C350yJI/AAAAAAAAAwk/at4hFDnfYeM/s320/DSC_0732.JPG" width="212" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Sacha aşağıya inerken...&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-LI1jjC4FHeo/Tg38HRwvybI/AAAAAAAAAwo/qQaxGeoIsas/s1600/DSC_0735.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-LI1jjC4FHeo/Tg38HRwvybI/AAAAAAAAAwo/qQaxGeoIsas/s320/DSC_0735.JPG" width="212" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Dışarı çıktığımızda fark ettik ki, Adina ve Oana girmemişler. Mağaradan çıkıp hemen üstümüzü soyunabileceğimiz ev gibi bir yere geldik. Ahmet Sücüllü ile konuştuktan sonra 3.mağaraya gitmeyecek kadar tembelleştik. Bu arada ev dediğimiz yer meğersem Makedon mağara derneğinin eviymiş. Neyse güzelce orada &amp;nbsp;giyindikten sonra bizim HÜMAK'lı arkadaşlarla konuştuk. Yaklaşık 1 saat sonra Adina ve Oana geldi. Meğersem gitmeye üşendiğimiz mağara Makedonya'nın en güzel oluşumlarının olduğu mağaraymış. Neyse kısmetse bir daha ki sefere.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Döndükten sonra güzel bir duş ve hemen yemek yapmaya başladık. Bugünün yemeği makarna ve Romenlerin getirdiği hazır et karışımı yemek ve sosuydu. Fena değildi, eline sağlık Adina!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşam 9:00 gibi Makedon mağaracılar (aynı zamanda organizatörler) sunumlar olacak dediler. Bizde beklemeye başladık. Bu arada Balkan Fotoğraf yarışmasına katılan fotoğrafların sergisi açıldı. Güzel fotoğraflar vardı. Saat 9:30 oldu halan bir hareket yok. Slote'yle konuştuk dedi iptal oldu. Yok ya diyerek ben itiraz ettim ve biraz zorlamayla perde ve ses düzeni geldi. Önce ben Dağlı Kuylucu, Süha'nın 5 dakikalık videosunu gösterdim, ardından 5 dk'lık Düdenyayla kış ekspedisyonunu gösterdim. Oana ise LAOS etkinliğinin sunumunu yaptıktan sonra benim biraz gaz vermemle HÜMAK'lılar internet bağlantısıyla kendi sunumlarını yaptılar. En son 20 dk Düdenyayla videosunu seyrettikten sonra günü sonlandırmaya karar verdik.&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-DfZKfy8JZ4c/Tg5HxoyolVI/AAAAAAAAAws/-SI-ziyrXRc/s1600/DSC_0005.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="265" src="http://4.bp.blogspot.com/-DfZKfy8JZ4c/Tg5HxoyolVI/AAAAAAAAAws/-SI-ziyrXRc/s400/DSC_0005.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Foto: Roxana, Üsküpte bir heykel, gün sonundaki halimi andırıyordu ve güzel bir foto, arada kaynasın istemedim :)&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;Yorulduk, mağaralar açıkçası beni çok açmadı ama idare etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazan Elif Usuloğlu (aşağısı)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah uyanıp giyindikten sonra bahçedeki Romen arkadaşlarımızla buluştuk.Adina,Sacha ve Roxanne&amp;nbsp;sağ olsun&amp;nbsp;kahvaltıyı hazırlamışlardı.Onlar hemen hızlıca yiyip bir mağaraya girmek için hazırlandılar.Bende bütün günümü hotel de geçirdim.Onun için anlatacağım pek şey yok.Babamlar geldikten sonra Adina bize soslu makarna hazırladı.ELİNE SAĞLIK ADİNA:):)Akşam sunumlar olacaktı ama bazı kişiler gelmediği için olmadı.Sonunda babamın ısrarıyla ses sistemini getirdiler.Babam bir kaç tane video gösterdi.Oanna'da bir sunum yaptı.Ben bayağ yorgun olduğum için sunumlardan sonra yatmaya gittim.Akşam Türkler PARTİ vermiş sabaha kadar haberim olmadı.Yarın bir mağaraya gidiyoruz:)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6764553475384246459-786540276069466929?l=enderusuloglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/feeds/786540276069466929/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2011/07/makedonya-6gun-30062011.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/786540276069466929'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/786540276069466929'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2011/07/makedonya-6gun-30062011.html' title='Makedonya 6.gün (30.06.2011)'/><author><name>Ender Usuloğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03660387316559632800</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/SV9GlMF4OsI/AAAAAAAAAAY/xaJdc4OeCXA/S220/DSC_0272.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-JsnsDR3NCd0/Tg33MeilocI/AAAAAAAAAv8/ZksTJkP8Xng/s72-c/SDC10413.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6764553475384246459.post-1352023453283857610</id><published>2011-07-01T01:11:00.001+03:00</published><updated>2011-07-01T19:26:34.360+03:00</updated><title type='text'>Makedonya 5.gün (29.06.2011)</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;Sabah Tikveş gölünün kenarında kamp attığımız yerde&amp;nbsp;uyandık.Güne sabah kahvaltısı ,kahve ve kimlerin göle gireceği&amp;nbsp;konusunda konuşma&amp;nbsp;ile başladı.Oradan bir kaç saatlik yoldan sonra bizim Ohrid yoluna düştük. Dağlarda fotoğraf çektikten sonra inip aşağıdaki küçük köyde durduk. 10 euro'ya pazarlık yapıp, 2 gündür yıkanmadığımız için sırf yıkanabilmek ve göle girdikten sonra temizlenebilmek için oda tuttuk. Hemen giyinip göle girdik. Ender, Oanna, Adina göle girdi, diğerleri seyretti.&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-Kgi93TBwbBs/Tg3yYpW-apI/AAAAAAAAAvM/7qBg1R435jU/s1600/DSC_0182.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="212" src="http://2.bp.blogspot.com/-Kgi93TBwbBs/Tg3yYpW-apI/AAAAAAAAAvM/7qBg1R435jU/s320/DSC_0182.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Foto: Roxana Soreata; Tikveş gölü kenarındaki kamp yerimiz&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-dLsssiQEbP4/Tg3yd3mIHVI/AAAAAAAAAvQ/Ov2DR0b9xi8/s1600/DSC_0184.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="212" src="http://1.bp.blogspot.com/-dLsssiQEbP4/Tg3yd3mIHVI/AAAAAAAAAvQ/Ov2DR0b9xi8/s320/DSC_0184.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Foto: Roxana Soreata; Nereye gideceğiz stresi !&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-mC908NacFtc/Tg3yijpswsI/AAAAAAAAAvU/jSrljiHhy5o/s1600/DSC_0204.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="212" src="http://4.bp.blogspot.com/-mC908NacFtc/Tg3yijpswsI/AAAAAAAAAvU/jSrljiHhy5o/s320/DSC_0204.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Foto: Roxana Soreata; Sonunda beni dinleyip daha evvel gittiğimiz yoldan gidiyoruz. Göl kenarında dinlenirken&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-M67Y4hSTRbM/Tg3yTr2QWGI/AAAAAAAAAvI/O1UmCXHcC4s/s1600/DSC_0181.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="212" src="http://1.bp.blogspot.com/-M67Y4hSTRbM/Tg3yTr2QWGI/AAAAAAAAAvI/O1UmCXHcC4s/s320/DSC_0181.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Foto: Roxana Soreata; Tikveş gölü, yüzülmeyecek kadar yeşil maddelerle dolu içi&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;Göle girmeden evvel restaurant yanından geçerken acayip güzel balık koktu ve herkes gölden çıktıktan sonra balık yemek istedi. Güzelce paklanıp, restaurantın yolunu tuttuk. 7 kişi için 2,6 kg'luluk alabalık (Trout; sanırım &amp;nbsp;alabalıktı) ısmarladık. Gelen salatalar ve acayip keskin sarımsaklı yağları sürüp sürüp yemeye başladık. Tabii ki balık geldiğinde bizde yiyecek yer kalmamıştı ama yine de kıtlıktan çıkmış gibi balığı da mideye indirdik. Güzelce yedikten sonra arabalara binip yolumuzun üzerindeki &amp;nbsp;'Bay of Bones' müzesine birde Romen arkadaşlarımız görsün diye durduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-VbQn1Jl3P9c/Tg3yqQdxeoI/AAAAAAAAAvY/goyJYfZEpWA/s1600/DSC_0289.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="212" src="http://2.bp.blogspot.com/-VbQn1Jl3P9c/Tg3yqQdxeoI/AAAAAAAAAvY/goyJYfZEpWA/s320/DSC_0289.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Foto: Roxana Roseata, Ohrid gölünde küçük köyün plajı&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-nnfDVv9FqwY/Tg3yut1SCQI/AAAAAAAAAvc/gs0v1ic4g8g/s1600/DSC_0294.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="212" src="http://4.bp.blogspot.com/-nnfDVv9FqwY/Tg3yut1SCQI/AAAAAAAAAvc/gs0v1ic4g8g/s320/DSC_0294.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Foto: Roxana Roseata, Ben, Oana Adina yüzerken.&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-WvU53ESA1EI/Tg3yy16VLQI/AAAAAAAAAvg/iextvHxcw50/s1600/DSC_0300.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="212" src="http://4.bp.blogspot.com/-WvU53ESA1EI/Tg3yy16VLQI/AAAAAAAAAvg/iextvHxcw50/s320/DSC_0300.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-7ubCrvfLqo8/Tg3y29FcuWI/AAAAAAAAAvk/S4NK20EUWKI/s1600/DSC_0315.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="212" src="http://1.bp.blogspot.com/-7ubCrvfLqo8/Tg3y29FcuWI/AAAAAAAAAvk/S4NK20EUWKI/s320/DSC_0315.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Foto: Roxana Roseata, siz hiç wetsuit giymiş balina gördünüz mü?&amp;nbsp;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-8ZgiMD2Cjlc/Tg3y66g0hkI/AAAAAAAAAvo/72XHCQQJ_mg/s1600/DSC_0327.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="212" src="http://2.bp.blogspot.com/-8ZgiMD2Cjlc/Tg3y66g0hkI/AAAAAAAAAvo/72XHCQQJ_mg/s320/DSC_0327.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Foto: Roxana Roseata, sonunda balina sahile vurdu..:))&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-9KlkYuzUlRA/Tg30jYn7QCI/AAAAAAAAAvs/Mhgss5qKJ-c/s1600/DSC_0374.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="212" src="http://4.bp.blogspot.com/-9KlkYuzUlRA/Tg30jYn7QCI/AAAAAAAAAvs/Mhgss5qKJ-c/s320/DSC_0374.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-PxjY6pou4No/Tg30nEub8TI/AAAAAAAAAvw/55eEwaaKXlE/s1600/DSC_0377.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="212" src="http://1.bp.blogspot.com/-PxjY6pou4No/Tg30nEub8TI/AAAAAAAAAvw/55eEwaaKXlE/s320/DSC_0377.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-SU3RNLYRzaU/Tg30rvHnTeI/AAAAAAAAAv0/4DkLMSfRQto/s1600/DSC_0379.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="212" src="http://3.bp.blogspot.com/-SU3RNLYRzaU/Tg30rvHnTeI/AAAAAAAAAv0/4DkLMSfRQto/s320/DSC_0379.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Fotolar: Roxana Roseata, balığa hucüme ederken.&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görmediğimiz Romalı garnizonun yerini de gördükten sonra tekrar yola koyulup akşam saat 8:00'de Ohrid'e geldik. 1-1,5 saat sonra buluşmak üzere dağıldık. Elif'le beraber kafeye oturup bloga yazı yazdık. Daha sonra akşam 10.15 gibi yola koyulduk, kampa gelebilmek için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-avBdRCSEU00/Tg30vp-6LuI/AAAAAAAAAv4/6pGxDlgGg-w/s1600/DSC_0492.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="212" src="http://1.bp.blogspot.com/-avBdRCSEU00/Tg30vp-6LuI/AAAAAAAAAv4/6pGxDlgGg-w/s320/DSC_0492.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Foto: Roxana Roseata, Ekip Ohrid'de.&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;Bir kere yolda yanıldıktan sonra kampa gelebildik saat 12:00'yi gösteriyordu ve maaşallah bütün Türk mağaracıların keyifleri yerinde, kafalar tütsülü :), herkes bir o yana bir bu yana kıvıra kıvıra dans ediyorlardı. Daha sonra öğrendik ki, 30'un üzerinde Türk mağaracı varmış. Maşallah. Türkiye'de bir geziye toplamaya kalksan, bu kadar adam toplanmaz bir araya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugünlük bu kadar, bugün daha çok Adina, Roksana fotoğraf çektiği için fotoğraf elimizde yok. İnşallah yarına..&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;Yazan: Ender &amp;amp; Elif&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6764553475384246459-1352023453283857610?l=enderusuloglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/feeds/1352023453283857610/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2011/07/makedonya-5gun-29062011.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/1352023453283857610'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/1352023453283857610'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2011/07/makedonya-5gun-29062011.html' title='Makedonya 5.gün (29.06.2011)'/><author><name>Ender Usuloğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03660387316559632800</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/SV9GlMF4OsI/AAAAAAAAAAY/xaJdc4OeCXA/S220/DSC_0272.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-Kgi93TBwbBs/Tg3yYpW-apI/AAAAAAAAAvM/7qBg1R435jU/s72-c/DSC_0182.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6764553475384246459.post-3831462481349929712</id><published>2011-06-30T03:03:00.000+03:00</published><updated>2011-06-30T03:03:38.530+03:00</updated><title type='text'>Makedonya 4.gün (28.06.2011)</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;Yazan: Elif Usuloğlu&lt;br /&gt;Size Sasha'nın anısını&amp;nbsp;anlatacağım&amp;nbsp;demiştim.Sasha 15 yıldır mağaracılık yapıyormuş.Bir mağarada 2 tane boltu çakarken çaktığı kaya bloğu kopmuş ve üstüne gelmiş 10-15 metre düşmüş.Kalçası birkaç yerinden kırılmış.Bir kaç ameliyat &amp;nbsp;ve 2 yıldan sonra düzelmiş.Ve bugün HALA mağaraya giriyor. Bana göre bu İNANILMAZ!!!Sasha ve Oanna ile ben aynı çadırda kaldık sabah dün akşamdan geldiğimiz Stone Dolls'un orada uyandık.Babam geçen akşam kahramanlık yapıp dışarıda yatmak istedi ama yağmur geleceğinden korktuğu için Ovi'nin çadırına kaçtı.Neyse sabah uyandığımızda kahvaltımızı ettikten sonra yola koyulduk.İlk önce gittiğimiz yer şelalelerdi. Şelaleler dünyanın en harika manzaralarından biri. Ben ve babam şelalelenin üstüne tırmanmaya başladık, arkalara doğru gittik sonunda yorulduğumuz için geri gittik.İkinci şelale ters bir yerde olduğu için onu&amp;nbsp;boş verdik.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object width="320" height="266" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-db28cb6bf587e219" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/get_player"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="flashvars" value="flvurl=http://v15.nonxt1.googlevideo.com/videoplayback?id%3Ddb28cb6bf587e219%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330398260%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D7443E2E0C8165B78C679492223FE6020418BFBED.52EE10213FE0F3BA3EBAA708279344AB24B092B4%26key%3Dck1&amp;amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3Ddb28cb6bf587e219%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DylflDINmiLUYIjh3HyEBUXO3f44&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;ps=blogger"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/get_player" type="application/x-shockwave-flash"width="320" height="266" bgcolor="#FFFFFF"flashvars="flvurl=http://v15.nonxt1.googlevideo.com/videoplayback?id%3Ddb28cb6bf587e219%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330398260%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D7443E2E0C8165B78C679492223FE6020418BFBED.52EE10213FE0F3BA3EBAA708279344AB24B092B4%26key%3Dck1&amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3Ddb28cb6bf587e219%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DylflDINmiLUYIjh3HyEBUXO3f44&amp;autoplay=0&amp;ps=blogger"allowFullScreen="true" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object width="320" height="266" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-830aac89bd270a14" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/get_player"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="flashvars" value="flvurl=http://v10.nonxt1.googlevideo.com/videoplayback?id%3D830aac89bd270a14%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330398260%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D2AFD24FE1E9700B9E7D07B5531E8D1D7580EB915.396A737BD97CCEE5952242488D880442540CF6F%26key%3Dck1&amp;amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D830aac89bd270a14%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DbIWazw6Mk3m3TnKPXj3ZSd0pMcI&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;ps=blogger"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/get_player" type="application/x-shockwave-flash"width="320" height="266" bgcolor="#FFFFFF"flashvars="flvurl=http://v10.nonxt1.googlevideo.com/videoplayback?id%3D830aac89bd270a14%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330398260%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D2AFD24FE1E9700B9E7D07B5531E8D1D7580EB915.396A737BD97CCEE5952242488D880442540CF6F%26key%3Dck1&amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D830aac89bd270a14%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DbIWazw6Mk3m3TnKPXj3ZSd0pMcI&amp;autoplay=0&amp;ps=blogger"allowFullScreen="true" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Strumica'da ki kiliseyi görmeye gittik.Kiliseden çıktıktan sonra yoldan ağaçlık bir alan gördük ve orada&amp;nbsp;öğlen yemeğimizi&amp;nbsp;yemek için durduk.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-2A1v5A_P6DM/Tgu9J1_ywqI/AAAAAAAAAvA/bVcM9UFIVQM/s1600/28062011029.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-2A1v5A_P6DM/Tgu9J1_ywqI/AAAAAAAAAvA/bVcM9UFIVQM/s320/28062011029.jpg" width="240" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-M4UOlH0nqKM/Tgu9NR9gI_I/AAAAAAAAAvE/__b_csxNWEM/s1600/28062011030.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://4.bp.blogspot.com/-M4UOlH0nqKM/Tgu9NR9gI_I/AAAAAAAAAvE/__b_csxNWEM/s320/28062011030.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yemek yerken babam bir tane tencere bulup içine su koyarak diğer ağacın altına koydu.Arada bir su kaynadı mı diye bakmak için gidip geldi.Geri dönerken pikniğimizi yaptığımız ağacın gövdesini tutarak sallamaya başladı.Biz de meyve falan düşer diye bakıyoruz onun yerine ağaçtan tırnağım kadar&lt;span class="Apple-style-span" style="color: lime;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #38761d;"&gt;YEŞİL BÖCEKLER&lt;/span&gt; düştü.Neyse ki benim başıma düşmedi ama Romanyalı Roxanne'in her yerine böcek düştü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-3teI0w0ROO4/Tgu8pSdS6hI/AAAAAAAAAu4/iNCAPGCl0jg/s1600/28062011031.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://4.bp.blogspot.com/-3teI0w0ROO4/Tgu8pSdS6hI/AAAAAAAAAu4/iNCAPGCl0jg/s320/28062011031.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-Jf6fi-8N498/Tgu8u9Drv4I/AAAAAAAAAu8/VtIsUSxRVA8/s1600/28062011032.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://4.bp.blogspot.com/-Jf6fi-8N498/Tgu8u9Drv4I/AAAAAAAAAu8/VtIsUSxRVA8/s320/28062011032.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Çabucak yemeğimizi yedikten sonra Tikveşli gölün oradaki manastıra gitmeye çalıştık saatler boyunca yoldaydık.Sonunda öğrendik ki manastıra sadece yürüyerek, bisikletle ya da&amp;nbsp;motosikletle&amp;nbsp;gidiliyormuş. Bu yüzden de Tikveş gölünün orada bir yere çadır attık.Yani attılar, ben Oanna'larla kalıyordum ama babam yine kahramanlık yapmak istedi bu yüzden dışarıda şişme bir yatakta yattı.Ona Oanna'da katıldı.Saat 0:00 bizim çadır sağ sola sallanıyordu. Birkaç dakika sonra Oanna bizim çadıra geldi. Babam bizim çadırın köşelerini taşla düzeltti ve Ovi'nin çadırına koştu.Yarın ki planımız Ohrid'e gitmek orada dolaşmak sonrada kampa varmak.Şu anlık görüşürüz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazan Ender: Ender'e pek bir laf kalmadığı ve çok geç olduğu için sadece resim ve video yükleme yaptı :)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6764553475384246459-3831462481349929712?l=enderusuloglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/feeds/3831462481349929712/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2011/06/makedonya-4gun-28062011.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/3831462481349929712'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/3831462481349929712'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2011/06/makedonya-4gun-28062011.html' title='Makedonya 4.gün (28.06.2011)'/><author><name>Ender Usuloğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03660387316559632800</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/SV9GlMF4OsI/AAAAAAAAAAY/xaJdc4OeCXA/S220/DSC_0272.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-2A1v5A_P6DM/Tgu9J1_ywqI/AAAAAAAAAvA/bVcM9UFIVQM/s72-c/28062011029.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6764553475384246459.post-5387371143553774929</id><published>2011-06-29T22:23:00.000+03:00</published><updated>2011-06-29T22:23:26.807+03:00</updated><title type='text'>Makedonya 3.gün (27.06.2011)</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-MmulVNn5ZMY/TgtrxOElZcI/AAAAAAAAAt0/osHE7CHsFOM/s1600/22012007%2528007%2529.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="121" src="http://1.bp.blogspot.com/-MmulVNn5ZMY/TgtrxOElZcI/AAAAAAAAAt0/osHE7CHsFOM/s640/22012007%2528007%2529.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Evet, uzun bir aradan sonra tekrar yazma şansını elde ettik. Şu anda Ohrid'deyiz. 3.günümüzde de Ohrid'deydik. Sabah erkenden kalktıktan sonra nefis bir omlet ve kahve eşliğinde kahvaltımızı yaptıktan sonra, ayrılmadan önce hemen görmek istediğimiz bir kaç yeri görmek için hızlı bir arnavut kaldırımlı yoldan kaleye doğru çıkmaya başladık. Önümüze ilk gelen sol tarafta bir roma dönemi amfi tiyatro idi. Şehrin içinde :). Bu yoldan yukarı çıkarken kendimi Safranbolu'daymış gibi hissediyorum. Evler tamamen Türk izleri taşıyor. Amfi tiyatroya baktıktan sonra Maria Magdelana kilisesine gittik. Ufak şirin ve bakımlı bir kiliseydi. Burada Türk turist kafilesiyle karşılaştık. Bir iki freskleri çabucak inceledikten sonra soluğu, Balkanlarda ki ilk üniversite'nin kalıntılarında aldık. Bu üniversitede Kril alfabesini icat etmişler /bulmuşlar. Tepenin üstünde kalenin hemen yanında ormanlık bir arazinin dibinde güzel bir yerdi. O zamanlar laiklik diye bir kavram olmadığı için üniversitenin içindeki kiliseye de hızlıca baktık. Kale ilk makedonya kralının kalesi, bayağı bir yenilenmeden geçmiş. Şehrin hakim tepesinde olduğu için manzarayı içimize sindirip bir iki foto çektikten sonra hızlıca otele geldik ve yola koyulduk.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-JsrchOLAhSw/TgtryBox78I/AAAAAAAAAt4/tyKLFRZDolE/s1600/23012007%2528004%2529.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-JsrchOLAhSw/TgtryBox78I/AAAAAAAAAt4/tyKLFRZDolE/s320/23012007%2528004%2529.jpg" width="240" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-plqyz4HO0SE/TgtrzcZxVpI/AAAAAAAAAt8/fo9Vs9t3TX0/s1600/23012007%2528005%2529.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://1.bp.blogspot.com/-plqyz4HO0SE/TgtrzcZxVpI/AAAAAAAAAt8/fo9Vs9t3TX0/s320/23012007%2528005%2529.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-dKQV6kizRM4/Tgtr0f9Wm-I/AAAAAAAAAuA/VaveMaOzHvI/s1600/23012007%2528006%2529.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://3.bp.blogspot.com/-dKQV6kizRM4/Tgtr0f9Wm-I/AAAAAAAAAuA/VaveMaOzHvI/s320/23012007%2528006%2529.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Allah aşkına Safranbolu'ya benzemiyor mu? :)&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;Ohrid'den Üsküp'e Romen mağaracı arkadaşlarımızla buluşmaya gidiyoruz ama önce Tetovo (Kalkandelen) 'da duracağız çünkü kitapta Bektaşi Tekke'sinin varlığını okudum. Mutlaka görmem lazım. Bir de dışı boyalı ve süslü cami varmış onu da görelim dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada Ohrid konusunda son not: Evler gittilçe çok bakımlı , bahçeli ve gerçekten sevgi katarak meyve ağaçları ve çiçekler yetiştiriyorlar..Çok ama çok bayıldım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-jWocwzDV1Z4/Tgtr2Beq7UI/AAAAAAAAAuE/z7yiMzo6CP4/s1600/23012007%2528007%2529.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="640" src="http://3.bp.blogspot.com/-jWocwzDV1Z4/Tgtr2Beq7UI/AAAAAAAAAuE/z7yiMzo6CP4/s640/23012007%2528007%2529.jpg" width="480" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Bir evin bahçesi. Hemen hemen hepsi böyle özentili..&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;Tetovo Kalkandelen ismini Osmanlılar yani biz koymuşuz. İsmi yerli ustaların kılıçları çok iyi yapmaları ve kuvvetli olduğu için çeliği, kalkan deliyormuş bizde bu ustaları onurlandırmak için "Kalkandelen" demişiz, Tetovo'ya. Valla 100-120 km hızla gittiğimizde 1-1,5 saat içinde oradaydık. Arada Oanna ile SMS'leşiyoruz geldiniz mi nerdeseniz gibilerinden?"..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tetovo'ya girdiğimizde il göze çarpan bir sürü tük ismi, markaları ve lokantaları. Tetovo'nın çoğunluğunu Arnavut azınlık oluşturuyor. Makedonların da nur topu gibi Arnavut azınlık partisi var. Arnavut bayrağı görebiliyorsunuz bir çok yerde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yolumuzun üstünde ana cadde de süslü camiyi görüyoruz. Hemen bir yere park edip durduktan sonra içine giriyoruz (avluya). Evet ilginç bir cami ama bilgi alacak insan yok, bir iki kişi caminin dışında namaz kılıyordu. Bizde fotomuzu çekip, Bektaşi tekkesini aramaya koyulduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-kxfbMYZPLa4/Tgtr4W8N9iI/AAAAAAAAAuM/r4ViZSLNuWg/s1600/23012007%2528009%2529.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://4.bp.blogspot.com/-kxfbMYZPLa4/Tgtr4W8N9iI/AAAAAAAAAuM/r4ViZSLNuWg/s320/23012007%2528009%2529.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-2bs-23JVUN0/Tgtr3aSoLeI/AAAAAAAAAuI/iwOpSV8Xfwc/s1600/23012007%2528008%2529.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-2bs-23JVUN0/Tgtr3aSoLeI/AAAAAAAAAuI/iwOpSV8Xfwc/s320/23012007%2528008%2529.jpg" width="240" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Yolda giderken, Elif'e Alevi-Bektaşiliği anlatmaya çalışıyorum. Neyse kapısına geldik. Dikkatimi çeken şey; Türk , Arnavut, Suudi (?) ve Bektaşi (yeşil zemin üzerine 12 köşeli yıldız) bayraklarının asılı olmasıydı. Bu makedonya'da uzun zamandan sonra açılan ilk Bektaşi Tekkesi ve müslümanları birbirine oynayarak içerde camii de açmışlar. Önce bahçede gezindikten sonra ilk önce dışardan güzel gözüken bir binaya girerken Arnavut müslüman bir adam selamladı bizi. Türk olduğumuzu duyunca, bir poh poh bir poh poh..Neyse cami olduğunu anladık. Adam hemen Bektaşileri kötüledi geri zekalı herif. Yerler içerler, namaz kılmazlar falan filan. İşte bu yüzden müslümanlar ve ülkeleri belini doğrultamıyor. Sana ne lan adamın nasıl Allah'a ulaştığından dedim içimden ve gülümseyerek dinledim nezaket uğruna. Yalandan bir dua ettik çıktık. Sonra Tekke'ye girdik. Tapuları yok etmek için 6 ay evvel birileri kundaklamış. Yeniden yapıyorlardı. Gene Türkçe konuşan Arnavut bir genç karşıladı bizi. Dedi; "Baba içerde, buyrun gelir, oturun dedi". Bizde ayakkabılarımızı çıkardık tam beklemeye başlarken çok sempatik bir adam geldi. Hoşgeldiniz'den sonra akıcı, hızlı bir Türkçe ile konuşmaya başladı bizle. Biraz kendimden ve kızımdan bahsettim. Bize Alevi-Bektaşiliği ve bu tekke'nin tarihçesini başından geçenleri anlattı. Çok muhabbet bir baba idi. Oğlum ALİ'ye özellikle selam söyledi :).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitaplardan birinde Peygamberin çizilmiş resmini gösterdi uzun muhabbetin arasında. Yemeğe buyur etti. Bizde mağara kampına geldiğimizden ve yola çıkmalıyız dan dem vurduk. Bir hatıra fotoğrafı çektirdik. Daah sonra Erenler meydanını gezdik ve yola çıktık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-xyGmYhHn2aI/Tgtr505ff9I/AAAAAAAAAuQ/wqOr9c6lz1E/s1600/23012007%2528010%2529.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="480" src="http://2.bp.blogspot.com/-xyGmYhHn2aI/Tgtr505ff9I/AAAAAAAAAuQ/wqOr9c6lz1E/s640/23012007%2528010%2529.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-NfogeWMlLRo/Tgtr7EcDr0I/AAAAAAAAAuU/R9dGacff4vQ/s1600/23012007%2528011%2529.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="300" src="http://2.bp.blogspot.com/-NfogeWMlLRo/Tgtr7EcDr0I/AAAAAAAAAuU/R9dGacff4vQ/s400/23012007%2528011%2529.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Yola çıktıktan yarım saat sonra Üsküp'teydik. Bayağı geniş bir bulvar caddeden merkeze doğru yol aldık. Merkez inşaat halinde. Tam merkezi Aleksandır'ın atlı heykelini dikiyorlar. Bu heykel Yunanistan'la aralarında sorun olmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-g6NM29xxpc4/Tgtr88fSfhI/AAAAAAAAAuc/JJzR74BiXIw/s1600/23012007%2528015%2529.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://3.bp.blogspot.com/-g6NM29xxpc4/Tgtr88fSfhI/AAAAAAAAAuc/JJzR74BiXIw/s400/23012007%2528015%2529.jpg" width="300" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;SMS'leşmelerden sonra bir anda birileri arkadan bizi selamladı ve sarmaş dolaş olduk, Oana ve Adina ile. Ekibin geri kalanı ile tanıştık; Saşa, Roksan ve Ovi ile. 2 araba gelmişler. Benim kiraladığım arabayı bırakmam lazım, ufak bir atıştırmadan ve onları arabaları ile kaybedip tekrar bulduktan sonra nihayet arabayı bırakabildim. Diğer arabaya transfer olduktan sonra Adina'nın şöförlüğünde yola koyulduk. Adina'nın çalıştığı ve görmek istediği yerleri göreceğiz. Üsküp'ten yola çıktık ve ilk durağımız dünya'nın en eski gökyüzü gözlemevi gibi kullanılan bir kayalık'ta bulduk kendimizi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-PzM2l5ETXoo/TgtzIb8p_TI/AAAAAAAAAuw/su_FbXzYyr0/s1600/23012007%2528032%2529.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="147" src="http://4.bp.blogspot.com/-PzM2l5ETXoo/TgtzIb8p_TI/AAAAAAAAAuw/su_FbXzYyr0/s640/23012007%2528032%2529.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-A7cwsjmGEs4/TgtzF1575JI/AAAAAAAAAuk/nc54lGr1p9c/s1600/23012007%2528027%2529.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://3.bp.blogspot.com/-A7cwsjmGEs4/TgtzF1575JI/AAAAAAAAAuk/nc54lGr1p9c/s320/23012007%2528027%2529.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-D7JZlbjwSTU/TgtzGcBfCMI/AAAAAAAAAuo/u8JT6NdeP7I/s1600/23012007%2528028%2529.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="157" src="http://3.bp.blogspot.com/-D7JZlbjwSTU/TgtzGcBfCMI/AAAAAAAAAuo/u8JT6NdeP7I/s320/23012007%2528028%2529.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-MOj6RQG6QBQ/TgtzJsX49KI/AAAAAAAAAu0/GPKs-J-dOhs/s1600/23012007%2528035%2529.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-MOj6RQG6QBQ/TgtzJsX49KI/AAAAAAAAAu0/GPKs-J-dOhs/s320/23012007%2528035%2529.jpg" width="240" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Bu gözlemevi NASA tarafından onaylanmış. Neyse, buradan, "Stone Dolls" diye bir yere gideceğiz ama hava kararmaya başladı ve yol nispeten uzun. Devam ettik. Hava tam kararmaya başladı ve biz oradaydık. Neyse piknik alanı vardı ve kamp atmaya karar verdik. Ben tembelliğimden bri geceliğine çadır atmak istemedim, tahta bankların üzerinde uyuyalım dedim ELif'e. Elif, gözleri yaşlı annesiyle konuşmak istedi acaba neden? Neyse, dedim sen Oana'ların çadırında kal. Hemen morali yerine geldi. Yıldızlar çok güzel ve ben ısrar ediyorum dışarda yatmaya ama köpekler filan havlamaya başlayınca, dedim bu akşamlık kahraman olmayayım ve Ovi sağolsun çadırın da yer varmış bende oraya sığındım. İyi ki. Akşam yağmur yağdı :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazan Elif Usuloğlu (aşağısı)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Sabah Villa Dea!da uyanıp sabaha bir omlet yiyerek başladık ben menüde pancake görünce onu da ısmarladım.Pancake geldiğinde ağazım açıkı kaldı üstünde fıstık serpilmiş içinde çikolata,nutella,bal ve muz vardı.Yedikten sonra içime bir enerji doldu ve sabah babamın gezmek istediği yerleri gezmeye gittik.İlk önce Roma döneminden kalmış amfi tiyatro çıktı.Sonra bir tane kiliseye girdik.Şirindi,şans eseri bir Türk grubuyla karşılaştık.Biraz yukarı çıktıktan sonra çoooooooooooooooooooooooook eski bir üniversitesinin kalıntılarını gördük oradan daha yukarıya yürüyünce kaleye vardık.Kaleden çook güzel manzara vardı.Fotoğraf koyamıyorum çünkü babam istediğim fotoğrafı koymuş:(.Kaleye doğru yürürken evlere baktım.Evler çiçekler yüzünden gözükmüyordu ama bir ev vardı.Evin bahçesinde eski bir atlı araba onun üstünde yanlarında pembe, mor,beyaz her renk vardı.:)Keşke bizim bahçede böyle olsaydı.&lt;br /&gt;Üsküp'e Oanna ve arkadaşlarıyla buluşmaya giderken babamın isteği üzerine Tetovo(Kalkandelen)'e gittik.Orada bir süslü camiyi dolaştık oradan babam Bektaşi tekkesini aramaya koyuldu.Orada babam bana Aleviilik konusu anlattı,o kadar uzunduki kısaltmak gerekirse Aleviiler dualarını Türkçe okuyormuş...&lt;br /&gt;Kısa kesmek zorundayım çünkü babam başımda 'hadi hızlı,hızlı ol' diyor.Diğer yanımda Oanna interneti kullanmak için bekliyor.Kampa vardığımızda internet bulabilirsem size Sasha'nın anısını anlattcam.O zamana kadar görüşürüz.:)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6764553475384246459-5387371143553774929?l=enderusuloglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/feeds/5387371143553774929/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2011/06/makedonya-3gun-27062011.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/5387371143553774929'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/5387371143553774929'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2011/06/makedonya-3gun-27062011.html' title='Makedonya 3.gün (27.06.2011)'/><author><name>Ender Usuloğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03660387316559632800</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/SV9GlMF4OsI/AAAAAAAAAAY/xaJdc4OeCXA/S220/DSC_0272.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-MmulVNn5ZMY/TgtrxOElZcI/AAAAAAAAAt0/osHE7CHsFOM/s72-c/22012007%2528007%2529.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6764553475384246459.post-889320653944866731</id><published>2011-06-27T01:10:00.001+03:00</published><updated>2011-06-27T01:12:48.473+03:00</updated><title type='text'>Makedonya 2.gün (26.06.2011)</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-egLGlEHT58E/Tgegj2vlCWI/AAAAAAAAAs4/bWXEB3XXz5A/s1600/22012007%2528002%2529.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="85" src="http://4.bp.blogspot.com/-egLGlEHT58E/Tgegj2vlCWI/AAAAAAAAAs4/bWXEB3XXz5A/s400/22012007%2528002%2529.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/--wNXLk9CvhM/TgegkR4313I/AAAAAAAAAs8/m-NcaoHY00c/s1600/22012007%2528005%2529.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="151" src="http://1.bp.blogspot.com/--wNXLk9CvhM/TgegkR4313I/AAAAAAAAAs8/m-NcaoHY00c/s320/22012007%2528005%2529.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Yazan Elif Usuloğlu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merhaba,&lt;br /&gt;İlk önce demek istediğim bir şey var.&amp;nbsp;Makedonya'daki&amp;nbsp;kızlara acıyın.Geleli 2 gün oldu Skopje ve Vesel de toplam 4 yakışıklı çocuk vardı.Ülkeye erkek açısından 10 üstünden 4 verdim.Neyse..Bugün ilk önce "Bay of Bones" müzesine gittik.Müzeden çıktıktan sonra orada göle girdik.Hayatımdaki EN SOĞUK girdiğim göllerden biri oldu:):)Birkaç saatlik yoldan sonra Ohrid'e ulaştık.Ohrid çok sakin güzel bir yer,gölün kenarında bulunuyor.Ohrid'te Türklerle karşılaşmak hoş oldu.Sokaklarda yürürken kenarlarda takı satan diğer yanda da kıpkırmızı güllerle yürümek çok güzeldi.Ohridte toplam 9 tane yakışıklı gördüm.Bu yüzden ülkeye erkek açısından 10 üstünden 8 verdim.:)Yemek yedikten sonra dondurma yemeye gittik.Hesap geldiğinde 7 top dondurma,bir ice tea ve bir duble epresso 390 dinar tuttu.Buda 15 Tl.100 dinar 4Tl. Ben Makedonya'yı anlamıyorum.Yarın Üsküp'e gidip Oanna'yla buluşcağız.&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;Görüşürüz!!!:):):):)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazan Ender Usuloğlu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bitelo yani Manastır şehrinde gece hayatı akıyordu..Dışardan müthiş bir müzik sesi geliyordu ve zor uyudum. Sabah kalktığımda Elifi kalıp gibi yan tarafta uyuyor görünce artık kızımın değiştiğini anladım. Böğrümde 39 numara ayak yoktu :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada biz Manastır diyoruz Bitelo şehrine. Etraftaki tepelerde bir sürü manastır varmış ve bölgede sözde yaklaşık 500 kiliseye ruhban sınıfını yetiştiriyorlarmış. Bu arada arkadaki dağın adı "Baba".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filtre Kahveli kahvaltımızı yaptıktan sonra saat 9:00 gibi hemen "Manastır Askeri İdadesi"'ne koyulduk. Binanın önünde durduğumuzda en üstte Osmanlı Tuğrasını görebiliyorsun ve Osmanlıca yazılmış yazıları. İçeri girdiğimde karışık duygular içindeydim. Bir an genç Mustafa Kemal'i iki yandan merdivenlerde koştururken veya sınıfına giderken hayal etmeye çalıştım. 3 yıl burada okumuş ve bu şehirde kalmış. 2. kata çıkıyoruz, sol taraf tamamen Atatürk'e ayrılmış. Çok hoşuma gitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-o9OHgzbfOYg/TgeH09QHuKI/AAAAAAAAAsI/o8h3rgUVmbY/s1600/DSCN0533.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://4.bp.blogspot.com/-o9OHgzbfOYg/TgeH09QHuKI/AAAAAAAAAsI/o8h3rgUVmbY/s320/DSCN0533.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&amp;nbsp;Anı defterini doldurduktan sonra Atamızı tatlı bir şekilde andıktan sonra müze kısmına geçtik. Burada eski çağlardan günümüze kadar ki tarih anlatılıyor. Bir fotoğraf vardır. Askeri idadeden otele giden yolda "genç türkler" in yürüyüşü vardı. Balkan savaşları ve Makedonya'nın elden çıkışı kim bilir ne kadar üzmüştü hepimizi. O zamanlar Makedonya'nın çoğrafi sınırları şimdiki sınırlarla aynı değil. Bu yüzden hem Arnavutlar, hem Bulgarlar, hem Yunanlılar, hem Sırplar burası bizimdir diyor. Selanik'te bir zamanlar Makedonya içindeymiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Otel'e dönerken bir kahve içmeye oturduk. Otel'den çıktıktan sonra ki durağımız "Heraklea" şehir kalıntıları. Burası, Büyük Aleksandır'ın babası 2. Filip'in kurduğu şehir. 2.Filip şehir krallıkları birleştirdikten sonra kralların kralı olmuş. Aleksandır başka bir şehirde doğmasına rağmen sonuçta Makedonya krallığı "Heraklea" dan yayılmış. Antik şehri gezerken düşünmeden edemiyorum. 100 yıl evvel 3 yıl bu şehirde yaşamış olan Atatürk'te büyük İskender'in makedonya krallığının buradan çıktığını biliyordu ve eminim tarihe olan merakından dolayı burayı ( o zamanlar kazı olmasa bile bazı kalıntılar açıkta olsa gerek) dolaşmıştır diye düşünüyorum. Bir taraftan karmaşa yılları, vatanı kurtarmak için kendi kendine yaptığı planlar. Yanlış hatırlıyor olabilirim Bulgar'lara karşı yapılan savaşa katılmak istemiş ama çok genç olduğu için almamışlar. Bir taraftan tarih bilinci bir taraftan yetiştiği ortam coğrafya bir taraftan vatan sevgisi sanırım Atatürk'ün kişiliğine katkısı olmuştur diye düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-iwYPuukD-Ac/TgeIa-I4iiI/AAAAAAAAAsM/z9YCDamaRyo/s1600/DSCN0534.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; display: inline !important; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-iwYPuukD-Ac/TgeIa-I4iiI/AAAAAAAAAsM/z9YCDamaRyo/s320/DSCN0534.JPG" width="240" /&gt;&lt;/a&gt;Bu duygularla Heraklea'den çıktıktan sonra Türk mezarlığını görmek istedim, bir dua (ki hiç adetim değildir bu arada) edelim istedim. Haritadan Türk mezarlığı denen yere geldim ama emin olamadım. Sadece adam boyunda sazlıkların bürüdüğü bir tepe gördüm. Arabadan indik ve daldık adam boyu sazların arasına...Evet, uzakta bir iki Türk mezar taşı gördüm. İçim buruldu. Tamamen yalnızlığa terk edilmiş bir mezarlık. Gerçekten çok üzüldüm. Ecdadımız orada yatıyor ama onları yalnız bırakmışız, kendi başlarına. Arabaya bindik bir an içimden Yahudi mezarlığı bire görmek istedim ama hemen vazgeçtim eğer düzgün ve bakımlı bir mezarlık görürsem daha da üzüleceğim hemen vazgeçtim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-SwSL5w2iYzs/TgeQTuCJwXI/AAAAAAAAAso/dqV27VDLP7M/s1600/DSCN0553.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://4.bp.blogspot.com/-SwSL5w2iYzs/TgeQTuCJwXI/AAAAAAAAAso/dqV27VDLP7M/s320/DSCN0553.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-ll5sxFCCNr8/TgeI5As-U1I/AAAAAAAAAsQ/997RJfn9Io8/s1600/DSCN0535.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-ll5sxFCCNr8/TgeI5As-U1I/AAAAAAAAAsQ/997RJfn9Io8/s320/DSCN0535.JPG" width="240" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-ZFuko90FIfY/TgeJUNtAJ0I/AAAAAAAAAsU/mfs62TYs4w8/s1600/DSCN0536.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; display: inline !important; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-ZFuko90FIfY/TgeJUNtAJ0I/AAAAAAAAAsU/mfs62TYs4w8/s320/DSCN0536.JPG" width="240" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-J0t2k2FrZ2g/TgeJ6lsGTlI/AAAAAAAAAsY/QzVE1DugsIw/s1600/DSCN0538.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-J0t2k2FrZ2g/TgeJ6lsGTlI/AAAAAAAAAsY/QzVE1DugsIw/s320/DSCN0538.JPG" width="240" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&amp;nbsp;Döndük yarı buruk bir vaziyette, yola devam ettik. Market alışverişi yaparken kasiyerin yardım sever hareketleri neşemizi tekrar yerine getirdi. Ohrid yolunda devam edeceğiz ana yolda belli bir süre gittikten sonra Prespansko gölüne sapıp dağ yollarından Ohrid gölüne ineceğiz ve oradan Ohrid şehrine varacağız. Neyle karşılaşacağımızı bilmediğim için sandviç malzemesi aldık, bol yiyecek ve içecek alarak tepeye yani Baba'ya sarmaya başladık. Dünden aldığımız müziği koyduk ve kıvrak müzikle neşemiz yerine geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz dinledik sevdik bakalım siz sevecek misiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="https://docs.google.com/leaf?id=0B5eP5wNcENOmZTQ2MTk2MjctM2VjZi00MDc5LTliZDMtZmVjZmUxYWVjNTY5&amp;amp;authkey=CKqZ3aIF&amp;amp;sort=name&amp;amp;layout=list&amp;amp;num=50"&gt;Mig Mig&lt;/a&gt;&amp;nbsp; (sanırım önce bilgisayarınıza yüklemeniz gerekecek)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-Q-99ZbYmPk8/TgeKhn2KRxI/AAAAAAAAAsc/tSFZKPPWkN4/s1600/DSCN0539.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://2.bp.blogspot.com/-Q-99ZbYmPk8/TgeKhn2KRxI/AAAAAAAAAsc/tSFZKPPWkN4/s320/DSCN0539.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-Ukb14AEorzg/TgeLEBZkvmI/AAAAAAAAAsg/x46k74EZDMA/s1600/DSCN0540.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-Ukb14AEorzg/TgeLEBZkvmI/AAAAAAAAAsg/x46k74EZDMA/s320/DSCN0540.JPG" width="240" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-7h5PmT-fsMY/TgeLiHl43cI/AAAAAAAAAsk/9B4E-P0kstI/s1600/DSCN0543.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-7h5PmT-fsMY/TgeLiHl43cI/AAAAAAAAAsk/9B4E-P0kstI/s320/DSCN0543.JPG" width="240" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Baba dağını aşıp düz ovaya indik ve Carev Dvor, ardından Oteşevo köylerinden geçtik. Burada dikkatimi çeken, evlerin çok düzgün ve bakımlı olmasıydı. Hemen hemen hepsi bahçeli ve şahane güller ve çiçeklerle donatılmıştı. Aynı köyde hem cami hem de kilise görmekte hoştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nihayet göl kıyısına geldik ve hemen yüzmek için yanaştık ama bayağı bir rüzgar esiyordu ve sazlıklar ve yosunlar yüzme için ideal değildi. Orada ufacık "yugo" arabaya koca botu bağlamaya çalışan gençlere sorduk; Oteşevo'da yüzebilir miyiz diye? bu arada çok yakındık köye. Adamlar biz bu taraftan geldik diye geldiğimiz yönü gösterdiler ve Oteşevo'ya gitmedik dediler. Makedonların kendi memleketlerinde fazla dolaşmadıkları kanısı iyice yerleşmeye başladı bana. Oteşevo'ya geldik ve geçtik, Arnavut sınırına yakınız. Hadi dedik Carina'ya kadar gidelim belki yüzecek yer vardır. Taktım yüzecem, Elif hafif üşüdüğü için ayaklarını ıslatmaya karar verdi bu arada aşağıdaki müzik çalıyordu ve güzel aranjman yapmışlar diye geçti içimden :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="https://docs.google.com/leaf?id=0B5eP5wNcENOmYmI2Njk1NmEtYmUwZi00NDMyLTg4YTUtMjk2NjI2NWNiOTk5&amp;amp;hl=en_US&amp;amp;authkey=CLiT8oMH"&gt;Born To Be Wild&lt;/a&gt;&amp;nbsp;(Sanırım yüklemek gerekecek)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet burada da giremedik ve diğer göle Ohrid'e geçelim orası kuzey rüzgarlarına kapalıdır diye düşündüm, daha sakin olabilir dedim kendi kendime ve direksiyonu dağlara kırdım gene. Başladık çıkmaya, çık çık ve nihayet bir vadimsi bir yerden sonra arka tarafa geçmiştik. Manzarayı görünce hemen durduk saat 12:00-12:30 gibiydi, yemek vakti gelmişti :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="float: left; margin-right: 1em; text-align: left;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-Zaio7i3G_s4/TgeeCTaI9kI/AAAAAAAAAss/uoxxBCrJL5o/s1600/DSCN0558.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; margin-bottom: 1em; margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://3.bp.blogspot.com/-Zaio7i3G_s4/TgeeCTaI9kI/AAAAAAAAAss/uoxxBCrJL5o/s320/DSCN0558.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Prespansko Gölü&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&amp;nbsp;Yemekten sonra döne döne gölün kıyısına inmeye başladık rüzgar biraz kesilmiş gibi geldi. Peştaniye gelmeden göle indiğimiz yerde ufak bir köy var, gölün kenarında. Yukarıdan çok güzel yüzecek yerleri gözüküyordu. Hemen park yerine girdik. &amp;nbsp;Rüzgar kesilir diye ümit ediyordum ama nafile. Dalgalarda bayağı bir yükselmişti. Ufacık sahile indik o sırada duba iskele söküldü arka arkaya gelen dalga darbelerinden yavaş yavaş sola doğru kaymaya başlamıştı. Yüzemeyeceğimizi anladık, bindik arabaya devam ettik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="float: right; margin-bottom: 0.5em; margin-left: 1em; padding-bottom: 6px; padding-left: 6px; padding-right: 6px; padding-top: 6px; text-align: right;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-lHxFidddXdA/TgeeajaiBpI/AAAAAAAAAsw/ncdsEFvL39Q/s1600/DSCN0559.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; margin-bottom: 1em; margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="300" src="http://3.bp.blogspot.com/-lHxFidddXdA/TgeeajaiBpI/AAAAAAAAAsw/ncdsEFvL39Q/s400/DSCN0559.JPG" style="cursor: move;" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="font-size: 13px; padding-top: 4px; text-align: center;"&gt;Ohrid Gölü, sol taraf Arnavutluk, sağ tarafta Ohrid şehri var. Çok güzel bir manzara.&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devam ederken birden sol tarafta "Bay of Bones" Kemikler Körfezi müzesi karşımıza çıktı. Elif kemik kelimesini okuyunca tabii hemen girelim dedi. Burası göl kıyısında suyun üzerinde yeniden kurulmuş, bronz ve demir çağında yaşamış insanların köyününü bir kopyasıydı. Ayrıca yapılan kazılarda hem su altı ve kıyıda çıkan her şeyi sergiliyorlardı. Bu arada saat 14:00-14:30 aralarında ve sıcak tam tepemizde. Burası rüzgarlara karşı korunaklı bir yer. Kısaca müzeyi dolaştık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-uaLxmWVDJEg/TgeiwOxo-6I/AAAAAAAAAtA/AZUlewBVb_k/s1600/DSCN0565.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="300" src="http://2.bp.blogspot.com/-uaLxmWVDJEg/TgeiwOxo-6I/AAAAAAAAAtA/AZUlewBVb_k/s400/DSCN0565.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Bay of Bones Müzesi&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-J1FBTuloQ68/TgejFJ7mMFI/AAAAAAAAAtE/xAzpr-EDrJo/s1600/DSCN0570.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-J1FBTuloQ68/TgejFJ7mMFI/AAAAAAAAAtE/xAzpr-EDrJo/s320/DSCN0570.JPG" width="240" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Göl üstündeki eski yerleşimin kopyası&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;&lt;table cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="float: left; margin-right: 1em; text-align: left;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-HMf10c_T240/Tgej-8jwzYI/AAAAAAAAAtI/vsMWZeT5Hng/s1600/DSCN0576.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; margin-bottom: 1em; margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://1.bp.blogspot.com/-HMf10c_T240/Tgej-8jwzYI/AAAAAAAAAtI/vsMWZeT5Hng/s320/DSCN0576.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Güzel bir manzarası var her evin&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-B58FuQxQ-gk/Tgek1hMA4gI/AAAAAAAAAtM/Ur6YlLYN6xs/s1600/DSCN0577.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://2.bp.blogspot.com/-B58FuQxQ-gk/Tgek1hMA4gI/AAAAAAAAAtM/Ur6YlLYN6xs/s320/DSCN0577.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;ELif sıcak'tan bayıldı :) numarası yapıyor&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-oCVgfviJLMU/Tgeln6b_VJI/AAAAAAAAAtQ/5E1ZRb4m76U/s1600/DSCN0579.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://1.bp.blogspot.com/-oCVgfviJLMU/Tgeln6b_VJI/AAAAAAAAAtQ/5E1ZRb4m76U/s320/DSCN0579.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;yüzdüğümüzün resmidir. E, bir müzede yüzdük :)&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-WJ-Ydsg6ef8/Tgel_n1h8xI/AAAAAAAAAtU/DTKEl8j8DZU/s1600/DSCN0580.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://2.bp.blogspot.com/-WJ-Ydsg6ef8/Tgel_n1h8xI/AAAAAAAAAtU/DTKEl8j8DZU/s320/DSCN0580.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;İlk defa wetsuit'imi denedim. Valla üşümedim ama aynı şeyi Elif için söyleyemeyeceğim&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;Ve göründüğü üzere göle girdik. Su soğuktu ama ben hissetmedim, wetsuit'le sanırım Elif biraz üşüdü ama yüzmeye devam etti. Rahatladıktan sonra, sıra elbiselerimizi giyme vakti geldi ve araba da değiştik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok değil 20 dakika sonra Ohrid'deydik. Hemen merkeze yakın bir iki otel'in yanına çektim ve Elif'e fiyat sormasını istedim. Alışması lazım. İlki 68 euro kahvaltı dedi, dedim olmaz. Villa Dea 35 euro kahvaltısız dedi hemen atladım. Nasılsa yanımızda daha yiyecek çok vardı. Yerleştikten sonra, yürüyerek merkeze gittik. Ya ben bu adamların diktikleri ağaçları çok sevmeye başladım. Ihlamur kokuları arada bir geliyor, çok güzel çamlar var ve her yerde çiçekler var. Trafiğe kapalı alanda dükkanlara baka baka dolaşıyoruz. Elif üzerine bir iki elbise denedi. Seçtiğim bir elbiseyi beğendi aldık ama şeker pembesi pantalonu beğenmedi. Bence çok güzeldi. Yürürken bir tekke keşfettik. Hatayi tekkesi, içeri girdik 100 dinar bağışta bulundum. Biraz dolaştıktan sonra çıktık ve bir sürü Türk turist kafilesi gördük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük kathedralin yakınında bir restaurant beğendik ve oturduk. Gene sıcak basmıştı ve alkolsüz bira istedim, yoktu. Valla bulun dedim, garson şaşırdı ama Allah'tan markette varmış, dedim "al gel". Oturduk, ben bira içiyorum, Elif "Tikveş" bölgesinden gelen beyaz bir şarap içiyor, daha doğrusu içiyor gibi yapıyor. Bir yudum şeftali buzlu çay bir yudum şarap :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-7dPn4DDcXdI/TgeqZwguFRI/AAAAAAAAAtY/V1RBBF1B3Lg/s1600/DSCN0581.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://3.bp.blogspot.com/-7dPn4DDcXdI/TgeqZwguFRI/AAAAAAAAAtY/V1RBBF1B3Lg/s320/DSCN0581.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Ohrid Şehri; arkada eski kale&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;&lt;table cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="float: left; margin-right: 1em; text-align: left;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/--xIef3Xqus8/Tgeq0oE8IkI/AAAAAAAAAtc/GoPaKhaKBA4/s1600/DSCN0591.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; margin-bottom: 1em; margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/--xIef3Xqus8/Tgeq0oE8IkI/AAAAAAAAAtc/GoPaKhaKBA4/s320/DSCN0591.JPG" width="240" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Zar zor bulduğum biram&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-kuOWGgg9w-U/TgerQ6SySFI/AAAAAAAAAtg/06K8o9gbYXM/s1600/DSCN0593.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; display: inline !important; margin-bottom: 1em; margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-kuOWGgg9w-U/TgerQ6SySFI/AAAAAAAAAtg/06K8o9gbYXM/s320/DSCN0593.JPG" width="240" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Elif: Şarap daha etkisini göstermemiş :)&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;Yemekten sonra tekrar merkeze döndük ve dondurma yedik. Bende Lavazza kahve içtim :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-N0sNMk7emQU/TgeroYgkapI/AAAAAAAAAtk/KtwR_Rh56ng/s1600/DSCN0597.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-N0sNMk7emQU/TgeroYgkapI/AAAAAAAAAtk/KtwR_Rh56ng/s320/DSCN0597.JPG" width="240" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-sBxPUHMBSwo/TgesCi7jWvI/AAAAAAAAAto/HLjJZA8tXb8/s1600/DSCN0598.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://4.bp.blogspot.com/-sBxPUHMBSwo/TgesCi7jWvI/AAAAAAAAAto/HLjJZA8tXb8/s320/DSCN0598.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Şehirin göl kıyısı tamamen yayalara ayrılmış ve rahatlıkla bir ucundan öbür ucuna 5-6 km yürüyebilirsiniz. Bizde yemekten ve dondurmadan sonra öyle yaptık.&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-sz_8SIf8HGk/TgeslUonPtI/AAAAAAAAAts/cDsRIX6iJro/s1600/DSCN0602.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://1.bp.blogspot.com/-sz_8SIf8HGk/TgeslUonPtI/AAAAAAAAAts/cDsRIX6iJro/s320/DSCN0602.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Güzel manzara.&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;Evet gene güzel bir günün sonuna geldik. Yarın Üsküp'e döneceğiz, Romen mağaracı arkadaşlarımızla buluşmak için. Ama nereden geçeceğiz ? :) Arada sırada araba da hele hele uzun yolda giderken türkü dinleriz. Geçeceğimiz yerin türküsü var ! ??? Gelmedi mi aklınıza o zaman aşağıdaki linke tıklatın !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://0.gvt0.com/vi/XSiSaLkYMdQ/0.jpg" height="266" width="320"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/XSiSaLkYMdQ&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266"  src="http://www.youtube.com/v/XSiSaLkYMdQ&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Ahh ah..Baba tarafım Girit'ten, anne tarafım Horasan'dan ama buraları sanki memleketim gibi. Sanırım 400-500 yıl dna'lara işlemiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6764553475384246459-889320653944866731?l=enderusuloglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/feeds/889320653944866731/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2011/06/makedonya-2gun-26062011.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/889320653944866731'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/889320653944866731'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2011/06/makedonya-2gun-26062011.html' title='Makedonya 2.gün (26.06.2011)'/><author><name>Ender Usuloğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03660387316559632800</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/SV9GlMF4OsI/AAAAAAAAAAY/xaJdc4OeCXA/S220/DSC_0272.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-egLGlEHT58E/Tgegj2vlCWI/AAAAAAAAAs4/bWXEB3XXz5A/s72-c/22012007%2528002%2529.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6764553475384246459.post-13950289064930113</id><published>2011-06-25T22:17:00.001+03:00</published><updated>2011-06-25T22:23:36.164+03:00</updated><title type='text'>Makendonya 1.gün (25.06.2011)</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;table cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="float: left; margin-right: 1em; text-align: left;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-74qwEocvMTo/TgYxEMxuBPI/AAAAAAAAAr8/oLCcAXFskBs/s1600/DSCN0520.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; margin-bottom: 1em; margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://4.bp.blogspot.com/-74qwEocvMTo/TgYxEMxuBPI/AAAAAAAAAr8/oLCcAXFskBs/s320/DSCN0520.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Uçakta: bir garip Elif deyular !&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;Yaklaşık 1 saatlik rötarla Üsküp havalimanına geldik. Tabii ki çok küçüktü. Polis kontrolünden geçtikten sonra araba kiralamadaki gençle konuşurken Bitola şehrine gitmek istiyoruz nasıl bir yerdir deyince, Üsküp'ün haricinde bir yeri bilmiyorum deyince bu ikinci şaşırmam oldu. Birincisini Nilüfer'e "memleketine gidiyoruz nereleri gezelim diye sorunca, ben Üsküp'ten başka bir yer bilmiyorum deyince biraz şaşırmıştım ama uzun zamandır Türkiye'de olduğuna yormuştum. Yolda başkalarına da sorunca bu insanların bu küçücük ülkede dolaşmadığını hissettim. Veya bana öyle geldi. Yolda ilk durduğumuz benzin istasyonundan yiyecek ve içecek bir şeyler almak için durduk. Elif'le Türkçe konuştuğumuz için parayı alan adamda bizle gayet düzgün bir Türkçeyle konuştu. Hoşumuza gitti. İlk ders hemen geldi. "Kızım Türkiye cumhuriyeti ne zaman kuruldu" cevap: "eeee?" yuh dedim yuh, anası babası bir şey öğretmiyor diyecekler :) peki kaç yıldır Türkiye Cumhuriyeti var? ""88 yıl" Peki biz burada (Makedonya'da) kaç yıldır vardık biliyor musun? "yaklaşık 500 yıldır". Kıyaslama güzel bir imkan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yola devam ettik. İlk dikkatimi çeken, imkanlarının olmaması. Köylerde yeni yapılan binalarda ısı yalıtımı yok, sadece tuğla var. Bu Bosna'da da aynıydı. Burası biraz daha temiz, yollar küçük ve Türkiye'den farkı yok; yama dolu. Yol üstünde 2-3 tane mağara gördük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Girdiğimiz ilk kasaba Vesel'di. Para bozdurmak için girdik ama başarılı olamadık neyse ATM'den Dinar çektik şimdilik iyiyiz. Binalar zavallı görünüşte, bakımsız. 1 euro 60-61 dinar. Vesel'e girmeden evvel otobana girdik, paralı yola ama hiç bir şekilde geldiğimiz yoldan farkı yoktu. Kasiyer bir de bizi göz göre göre kazıkladı. Adam 6 euro istedi 1 euro'luk geçişe. Dinarımız yoktu mecburen kazık yedik. Bende sizleri bir yerde elbet kazıklayacağım dedim ve geçtim devam ettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yola devam. Bitola'ya geldik. Yığılca yolu gibi bir yoldan hatta Yığılca yolundan daha ufaktı zaman zaman, Makedonya'nın büyük şehirlerinden birine girdik. Otel rezervasyonu yaptırmamıştım. Biraz belirsizliği seviyorum galiba. Şehire geldiğimde, anında otel anlaşması yapmak (eğer çok kalmayacaksam bir yerde) hoşuma gidiyor. Merkez gibi bir yerde Casino Hotel 4 yıldız !. Hemen girip soruyorum 2 kişi bir oda kaç para 80 euro !. Kadına baka baka oha! dedim. Neyse anlayışlı kadındı yandaki sokakta bir oteli söyledi ama benim gözüme başkası çarptı. Gene merkezde herkesin bira içtiği cafelerin dolu olduğu sokakta, "millenium" hotel'e girdim ve güzel bir makedon bayan resepsiyonda 60 euro dedi. Yav, biraz indirseniz falan derken bir odamız 50 euro dedi :) hemen baktım ve gayet güzeldi. Tek kötü yanı ben ve Elif aynı yatakta yatacaktık. Elif hala aynı şekilde uyuyorsa, sabah böğrümde ayağı olacak ! Neyse n'apalım :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;Hemen yerleştikten sonra 2 tane eski cami vardı onları ziyarete gittik. 1400-1500 yıllarda yapılmış camiler şu an da tamamen boş ve kendi kaderine terk edilmiş. Keşke Türkiye Dışişleri şunlara bir elini uzatsa veya Kültür bakanlığı. Oradan eski pazara gittik. Çok hoş ufacık tek katlı binalardan müstakil çok güzel sokaklarla dolu. Maalesef şansımıza çoğu kapalıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-7QmC7wh10h0/TgYyw2P2DwI/AAAAAAAAAsA/z8MbUnjs_tI/s1600/DSCN0525.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-7QmC7wh10h0/TgYyw2P2DwI/AAAAAAAAAsA/z8MbUnjs_tI/s320/DSCN0525.JPG" width="240" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Sokaklarda yürürken dikkat ettiğim bir iki noktayı belirtmem lazım. Yollar geniş ama bakımsız. Binalar bakımsız ama yolların 2 tarafına diktikleri ıhlamur ağaçları ve huş ağaçları çok ama çok güzel olmuş. Bütün şehir ıhlamur kokuyor. Gerçekten bu her şeye değdi. Trafiğe kapalı mareşal Tito sokağında yürüyoruz. Eski Osmanlı askeri karargahın "Atatürk'ün okuduğu askeri mektep" önünden geçtik. Müze olmuş ve yarın ziyaret edeceğiz. Zaten bu şehre geliş amacım buydu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gene "emperyal ruhum" şaha kalktı. 1389 yılında 30.000 askerle Makendonya'yı almış ve yaklaşık 500 yıl yönetmişiz. 1389 yılında tüm Mekedonya'nın nüfusu neydi bilmiyorum ama bizim askerler herhalde %10'nunu geçmezdi diye tahmin ediyorum...Vay anam vay...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-fS-40NLa8oU/TgYzQHFjB0I/AAAAAAAAAsE/DuI4eNhylEQ/s1600/DSCN0530.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-fS-40NLa8oU/TgYzQHFjB0I/AAAAAAAAAsE/DuI4eNhylEQ/s320/DSCN0530.JPG" width="240" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Dükkanları dolaştıktan ve ufak tefek alış veriş yaptıktan sonra ufak bir yerde yemek (El Greko) &amp;nbsp;yedik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-N6V1y11G-Z4/TgYw1qmLv8I/AAAAAAAAAr4/2vIGPrlRWYI/s1600/DSCN0531.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://4.bp.blogspot.com/-N6V1y11G-Z4/TgYw1qmLv8I/AAAAAAAAAr4/2vIGPrlRWYI/s320/DSCN0531.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Restaurant'ta Elif'in yaşında bir sürü kız vardı ve Elif onlara acıdı. Neden dedim? Makedon erkeklerinde yakışıklı yok dedi :) 10 üzerinden 3 verdim dedi. Bende Makedon kadınlarına 10 üzerinden 6-7 verdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-nqq7gv2qhxY/TgYwbtwIzmI/AAAAAAAAAr0/8qT0ePlW3gQ/s1600/DSCN0528.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://2.bp.blogspot.com/-nqq7gv2qhxY/TgYwbtwIzmI/AAAAAAAAAr0/8qT0ePlW3gQ/s320/DSCN0528.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Ne alaka? Su temiz akıyor ama arada TV atılmış, olur böyle şeyler, alışkınız dedik ama Elif'in çok hoşuna gitti ve çekti&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6764553475384246459-13950289064930113?l=enderusuloglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/feeds/13950289064930113/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2011/06/makendonya-1gun-25062011.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/13950289064930113'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/13950289064930113'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2011/06/makendonya-1gun-25062011.html' title='Makendonya 1.gün (25.06.2011)'/><author><name>Ender Usuloğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03660387316559632800</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/SV9GlMF4OsI/AAAAAAAAAAY/xaJdc4OeCXA/S220/DSC_0272.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-74qwEocvMTo/TgYxEMxuBPI/AAAAAAAAAr8/oLCcAXFskBs/s72-c/DSCN0520.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6764553475384246459.post-4870798822267537849</id><published>2011-05-09T19:57:00.000+03:00</published><updated>2011-05-09T19:57:32.908+03:00</updated><title type='text'>Sanal Alemde Mağaracılık /Gruplar arası İletişim(sizlik)</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Baskerville, Georgia, Palatino, 'Palatino Linotype', 'Book Antiqua', 'URW Palladio L', serif; font-size: 12px; line-height: 18px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Uzun zamandır yazayım mı yazmayayım mı diye kararsız kaldıktan sonra yazmaya karar verdim. Bir aralar merak edip, hangi derneğin ve kulübün websitesi var kaçı güncel diye bir tablo hazırlamıştım. Aradan aylar hatta bir yıl geçti ve bir "fake" ney? "fake" mağaracılık federasyonu websitesi çıktı ortaya. Kullanılan üslubu sevmesem bile müthiş bir eşek şakası ile aslında çok basit bir websitesinin yapılabileceğini ama kimsenin ilgilenmediğini gösteren bir şakaydı. Aşağıda üniversite kulüplerinin isimleri var. Yaklaşık 12 mağaracılık üniversite kulübü var.&amp;nbsp;&lt;strong&gt;AKÜMAK, ANADOSK, ANÜMAB, BÜMAK, DAUM-KAG, DEUMAK, EMAK, HÜMAK, İTÜMAK, MÜMAK, MUMAT, ZÜMAK.&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;Yaklaşık diyorum çünkü bir tanesi yeni kuruldu bir tanesinde diğer doğasporları var. Bu kulüplerden 2 tanesinin websitesi yok. 6 tanesi güncel diğerleri ya statik hiçbir güncel bilgi yok ya da güncellenmemiş. Websitelerinin %50'si güncel tutuluyor. Bu rakam iyi midir? Bilemiyorum.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Mağaracılıkla şu da bu şekilde uğraşan dernek ve grup (MTA dahil) toplamı ise 11'dir. Bunlardan sadece 4 kurum websitelerini güncel tutuyor. 4 kurumdan birisi, bir derneğin şubesi bu arada. 11 tane gruptan 1 kurumun websitesi yok diğerleri ise çok eskiden kalma veya güncel değil statik bilgiler mevcut.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Bu kurumlar arasında federasyon yok tabii ki zaten websitesi'de yok.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Gelelim facebook'a. Yaklaşık 23-24 tane mağaracılıkla ilgilenen kurumların arasından 15'inin facebook'ta sayfası var. 24 gruptan sadece 2 kurumun blog'u var websitesi haricinde. 24 gruptan sadece 2 kurumun elektronik bülteni, 3 kurumunda ortak bir elektronik bülteni var. Yani toplamda 5 kurum.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Sempozyum'da herkes iletişimsizlikten dem vurdu hatta federasyon bu konuda karar almış sempozyumlar bundan sonra her yıl yapılacakmış iletişimi artırmak için. Aslında anlamadığım bu kadar elimizde teknolojik imkan varken neden birbirimizle iletişmiyoruz. Tembellik mi? vaktin olmaması mı? gönüllü insanların olmaması yani insan gücünün olmaması mı?&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Mağaracılık gibi konuda ufku açık olan Türkiyemizde, araştırılmadık yüzlerce binlerce mağara dururken, mağaracılar olarak birşeyler yazmak ve üretmek için endişe duymalıyız. Yazı yazmak ama iyi ama kötü, bizden sonra gelecek arkadaşlara mutlaka yazılı bilgiler bırakmak kaygımız olmalı. &amp;nbsp;Oturduğumuz yerden "herşey olacağına varır", "su yolunda ilerler" filan gibi bir takım beylik laflarla bu işler olmuyor, olmayacak. Endişe ve kaygı duymalıyız. Bir rapor yazılmadığında veya harita çizilmediğinde rahatsız olmalıyız ve birbirimizi dürtmeliyiz.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Elimizin altında her şey var. Bilgisayarlar, klavyeler, çizim programları daha neler neler. Hatırlıyorum ilk raporumu BÜMAK'ta varolan dandik bir daktilo ile yazmıştım. Elimizdeki buydu. Şimdi köşebaşında kafeler var internetli veya internet kafeler var en ücra köylerde bile. Gezi yaparken bile güncel an be an neredeyse yazı yazacak ve birbirimizle iletişim kurabileceğimiz imkanlar var. En son gezide Metin, kayaağıl'ın fotoğrafını çekmiş bende başka köyde kamptayım cep telefonuma foto yolladı. Bu kadar yani.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Eee? ne duruyoruz arkadaşlar, ileteşelim. Daha neyi bekliyoruz !&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6764553475384246459-4870798822267537849?l=enderusuloglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/feeds/4870798822267537849/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2011/05/sanal-alemde-magaraclk-gruplar-aras.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/4870798822267537849'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/4870798822267537849'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2011/05/sanal-alemde-magaraclk-gruplar-aras.html' title='Sanal Alemde Mağaracılık /Gruplar arası İletişim(sizlik)'/><author><name>Ender Usuloğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03660387316559632800</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/SV9GlMF4OsI/AAAAAAAAAAY/xaJdc4OeCXA/S220/DSC_0272.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6764553475384246459.post-4245889347332601826</id><published>2011-01-12T16:49:00.000+02:00</published><updated>2011-01-12T16:49:35.180+02:00</updated><title type='text'>Kokular (AKM ve Mağara)</title><content type='html'>Herkes bugünlerde beni hard rock veya heavy metal müziği dinleyen biri olarak tanır. Özellikle eskiden Elmadağ'da çalışırken, AKM'deki opera ve konserleri kaçırmamaya ve ailecek gitmeye özen gösterirdim. Ailecek klasik müzik ve opera'da dinler ve severiz. Dün, 11.01.2011'de, bizim çocukların okulundaki kültür merkezinde, devlet opera ve orkestrasının "Carmina Burana" performansını seyretme şansım oldu. Uzun zamandır özlediğim bir kokuyu duymuştum gene. AKM'de yerinize oturduğunuzda performans esnasında, hava dolaşımından kaynaklı, sahneden seyircilere doğru, değişik parfüm, performans teri ile sahnedeki tahta kokularının karışımı gelirdi. Bu koku acayip hoşuma giderdi. Sahnedeki performansın özelliğini artıran bir ayrıntıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu koku, hemen hemen hep aynıydı benim için. İstediğim kadar farklı günlerde, farklı konserlere gideyim mutlaka aynı kokuyu duyardım, galiba şartlanma böyle bir şey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı hazzı başka bir koku karışımında da alıyorum o da; mağaradan çıkarken, özellikle dikey mağaralarda, yüzeye yakın bir yerde; Hafif bir çimen, yosun, toprak ve soğuk ve sıcak havanın tam birbirine temas ettiği noktada karışmış hafif nemle beraber meydana gelen bir koku. Bu koku da hemen hemen her gittiğim mağara da aynıdır ve hep yüzeye yakın, sahneden seyirciye gelen kokudan farklı, aşağıdan gelen mağaracıyı bekleyen bir koku vardır bu sefer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şöyle bir düşündüğümde, çok farklı olan iki ayrı koku'nun bende aynı hazzı uyandırması hep neden, nasıl oluyor diye merak uyandırmıştır. Sanırım hem iki etkinliği seviyorum ondan olsa gerek...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6764553475384246459-4245889347332601826?l=enderusuloglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/feeds/4245889347332601826/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2011/01/kokular-akm-ve-magara.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/4245889347332601826'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/4245889347332601826'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2011/01/kokular-akm-ve-magara.html' title='Kokular (AKM ve Mağara)'/><author><name>Ender Usuloğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03660387316559632800</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/SV9GlMF4OsI/AAAAAAAAAAY/xaJdc4OeCXA/S220/DSC_0272.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6764553475384246459.post-2037090323993003816</id><published>2010-12-28T13:45:00.003+02:00</published><updated>2010-12-28T15:03:02.878+02:00</updated><title type='text'>AKTİFLİK KRİTERİ</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #666666; font-family: Baskerville, Georgia, Palatino, 'Palatino Linotype', 'Book Antiqua', 'URW Palladio L', serif; font-size: 12px; line-height: 18px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #666666; font-family: Baskerville, Georgia, Palatino, 'Palatino Linotype', 'Book Antiqua', 'URW Palladio L', serif; font-size: 12px; line-height: 18px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Eskiden BÜMAK'ta mağaracılık yaparken AKTİFLİK kriteri diye kavramla tanışmıştım. Kavramın özü, BÜMAK'a üye olanların içinden belli sayıda mağaralara girenler, ki bu kriter yön-kur tarafından konulurdu, aktif mağaracı olurdu ve genel kurul'da oy verme hakkına ve dolayısıyla kulübün aktivitelerinde ya da kısacası yönü konusunda söz sahibi olurdu.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Bizde mezun olduktan sonra kurduğumuz dernek veya gruplarda bu aktiflik kriterini devam ettirdik. Aktiflik kriterinin diğer bir amacıda, gördüğüm kadarıyla, üyeleri harekete geçirmek ve daha sık mağaralara girmelerini sağlamak, projelerde yer almalarını veya yapılacak işlerin ucundan bir şekilde tutmalarını sağlamaktı ve bu hala da öyle.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Acaba bu aktiflik kriterini, kurumlara yani dernek, üniversite kulüpleri veya gruplara uygulasak ya da teoride uygulansa, böyle bir kriter kurumları daha fazla mağaraya girmeye, çalışmaya teşvik eder mi? Ne bileyim yılda 10 gezi yapmayan gruplar, bir üst yapıda aktiflik kriterince aktif olamıyorlar ve oy veremiyorlar. Aktif olmayan kurumlarda söz sahibi olamıyor böylelikle.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Objektif kriterlere göre böyle bir aktiflik kriteri konulsa, birbirleri ile dost ve gönül bağı olan kurumlardan birisi çalışırken diğeri oturduğu yerde, göreceli olarak, bir şey yapmıyorsa ve maalesef "meyve veren ağaç taşlanır" zihniyetinde olduğumuz için herkes çalışanı dövüyorsa, o zaman çalışan bir kurumun diğer çalışmayan kurumları yanlarında sırf dost diye taşıması kendi kendilerine yaptıkları bir haksızlık değil mi? yoksa oy kaygısı mı? yoksa "zaten o kadar az kişiyiz ki, çalışmasalar bile, ki içten içe bir şey yapmadıklarını biliriz (göreceli olarak), oluşumun içinde olsunlar" deriz. Temennim son şıktır.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Tabii, işin teorisinden bahsediyoruz böyle bir aktiflik kriteri konulamayacağı aşikar ama belki de bir genelleme yaparak "aynası iştir kişinin lafa bakılmaz" atasözümüzü bir avuç içi kadar olan mağaracılık camiasında kendimize "yönerge" edinsek sanırım güzel bir aktiflik kriteri olurdu hepimize.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6764553475384246459-2037090323993003816?l=enderusuloglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/feeds/2037090323993003816/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2010/12/aktiflik-kriteri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/2037090323993003816'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/2037090323993003816'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2010/12/aktiflik-kriteri.html' title='AKTİFLİK KRİTERİ'/><author><name>Ender Usuloğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03660387316559632800</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/SV9GlMF4OsI/AAAAAAAAAAY/xaJdc4OeCXA/S220/DSC_0272.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6764553475384246459.post-4404085921249289161</id><published>2010-12-17T12:43:00.001+02:00</published><updated>2010-12-17T12:43:36.268+02:00</updated><title type='text'>JEAN MICHEL JARRE’DAN MANOVAR’A MAĞARACILIK</title><content type='html'>Metin (Albükrek)’in ilk seyrettiğim dia gösterisinin zamanını hatırlamıyorum ama müziğini bugün bile severek dinliyorum. Jean Michel Jarre.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Metin’in o güzel diaları ile new age tarzı Jean’ın müziği gerçekten göğsümü kabartıyor, içimdeki duygulara hitap ediyor ve o an mağaraya gitme hissi uyandırıyordu. Jean Michel’in müziği mağara girdiğimde neler hissettiğimi iyi yansıtan müziklerden biri. Sonraları Jean Michel’den sonra Kitaro, Vangelis ve diğer new age müzisyenleri ile tanıştım. Üniversite sırasında metal müzik de dinliyordum ama hiçbir zaman dia seyrederken ve mağaraya gitme hissi uyandıran bir müzik türü değildi. Bu müzik bende sanki keşfedilmemiş uzayın derinliklerine yapılan yolculuğu (nasılsa) hissettiriyordu. Gizemli ve nispeten sessiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllar geçtikçe, yavaş yavaş “acı çekmek” sloganı ile kamplara gider olduğumuzdan mıdır bilinmez eve dönüşte ufak tefek yara ve berelerim hoşuma gitmeye başlamıştı. 2006 yazında, Taşeli Macar yaylasında BÜMAK etkinliği Bulgarlarla beraber yapılıyordu. Düğün alanı mevkiinde içinde yıllardır aklımda kalan bir cula deliği vardı. 1990’larda BÜMAK zamanında oraya inilmiş ve 100 metrenin altına kadar gidilmişti. Son noktası daralmıştı, işte orası patlatılabilir miydi? Atladık arabalarına ve düğün alanı mevkiine “Manovar” müziği eşliğinde koyulduk yola. Manovar metal müzik yapan bir grup. Arabanın bagajında, patlayıcılar, Bulgarlara bakıyorum çaktırmadan, hafif el ve kafa tempoları, ağızda mırıldanmalar, adamlar sanki savaşa gidiyorlar. Sonradan öğrendim meğer Manovar grubu eski çağlardaki destansı savaşları, yiğitliği, savaşları müziklerinde yaşatan bir grup. En son araba dururken aklımda kalan son sözler şuydu hoparlörden gelen “Father, father I look up to youuuuu!”. Vay anam! Nerde lan benim kılıcım diyesim geldi içimden. Epik bir şarkının içindeyken gerçeklere dönmüştük. Bulgarlar, mağaraya indi bizde ali yamaç’la beraber araba da bekliyoruz. Ali genelde caz ve benzeri müzik türleri sevdiği halde o da tempo tutuyor, biz kılıç şakırtıları arasında bangır bangır müzik dinliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu geziden sonra özellikle manovar sayesinde tekrar metal dinlemeye başlamıştım. Metal müziği özellikle bende mağaraya giderken sanki bir savaşa gidiyormuşum hissi uyandırıyor. Hiçbir zaman yenemeyeceğimiz bir savaşın bilincinde olarak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğayla savaş. Olacak şey değil. Mağarayı bitirme veya yenmek, olacak şey değil. Doğanın bize izin verdiği ölçüde, önümüze koyduğu bazı engelleri yenecek kadar bir mücadele içine giriyoruz mağaracılıkta. Evet, bir savaş değil de bir mücadeleye gidiyoruz aslında. Bu mücadelenin somut kanıtları ise öte berindeki yara izleri. En son duyduğum ne kadar doğrudur bilemem ama Teo, Krubera’da çok miktarda çantaları takmış kendine mağaradan çıkartırken, fıtık olmuş. Helikopterle hastaneye yetiştirmişler. Sanırım adamın o çantaları yukarı çekerken ki ruh halini anlayabiliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müzik türüne göre ruh halimiz, gizemli mistik sessizlikle, hiçbir zaman kazanamayacağımız bir mücadele arasında salınım yapıyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6764553475384246459-4404085921249289161?l=enderusuloglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/feeds/4404085921249289161/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2010/12/jean-michel-jarredan-manovara.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/4404085921249289161'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/4404085921249289161'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2010/12/jean-michel-jarredan-manovara.html' title='JEAN MICHEL JARRE’DAN MANOVAR’A MAĞARACILIK'/><author><name>Ender Usuloğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03660387316559632800</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/SV9GlMF4OsI/AAAAAAAAAAY/xaJdc4OeCXA/S220/DSC_0272.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6764553475384246459.post-2950367306575719406</id><published>2010-12-17T12:41:00.000+02:00</published><updated>2010-12-17T12:41:13.217+02:00</updated><title type='text'>BSU KAMPINDAN KÜLTÜR İZLENİMLERİM</title><content type='html'>BSU kampına geç bir saatte geldiğimizde, etrafta gördüğümüz insanların size aşina veya size yakın birileri olduğunu görüyorsunuz; giyim, kuşam ve vücut dillerimiz hemen hemen aynı. Bakıyorum her yaştan ve her kesimden mağaracılık yapan insanlar var. Bütün Balkan’lardaki mağaracılarda olduğu gibi bizde de onlar da profesyonel iş hayatında çalışanlar var, kendi işi olanlar var, yani kısacası her türlü insan, mağaracılık yapmak için bu işe girişmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstisnalar kaideyi bozmazmış ve 80/20 kuralını da akılda tutarak yazmakta fayda var. &amp;nbsp;Aslında burada genel intibadan ve edindiğim mağaracılık kültürü izlenimlerinden bahsetmek istiyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Profesyonel olarak çalışan ve kısıtlı miktarda vakti olan (resmi izinleri ve tatilleri) mağaracılar, genel intiba olarak vakitlerini mağaracılığa ayırıyorlar. Kısıtlı miktarda vakitleri olduğu içinde, eline geçen her fırsatı mağaracılıklarını daha iyi hale getirmek için harcıyorlar. Adina, Focul Viu derneği Romen bayan mağaracı, ile Börtik mağarasına giderken, sırtında çok ağır bir çanta vardı, ver değişelim dedim. Bana cevabı olmaz benim için pratik oluyor oldu. Bu gibi örnekle bir iki defa daha karşılaşınca bunun genel bir eğilim olduğunu gördüm. Yani kısıtlı zamanında olabildiğince hem kendini hem de mağaracılığını, en asgarisinden ilerletmek için bir çaba var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir başka dikkatimi çeken bir şey ise gençlerine gösterdikleri ilgi alaka ve mağaracılığı aşılama çabaları. Tabii, Romanya’da ki gibi mağaracılık okullarının olması bu gibi işleri daha hızlı ve sistematik hale getirmiş. Bizde şimdilik hayal gibi gözüken bu yapılanma olmamasından dolayı, gençliğin mağaracılığa olan ilgisini artırmak için üniversite kulüplerine çok büyük işler düşüyor. Yabancılarda, 15-16 yaşında başlayan (hatta az da olsa 9-10 yaşında) mağaracılık bizde en iyisinden 20-21 yaşlarında başlıyor. Federasyon’un belki de ilk yapacağı işlerden biri de bu olmalı. Gençlere mağaracılığı daha çok tanıtmamız gerekmekte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peter Beron, ikinci gün bana kurtarma yapılacak sende katıl mutlaka çok iyi olur akşam toplantı var dedi. O akşam hem mağaradan geç çıkmamız hem de Cluj’a inip Gülşen’i alıp geri dönmemiz sonucu kurtarma toplantısına ve dolayısıyla tatbikata katılamadım. Fakat şunun farkına vardım. Yaklaşık 80-90 kişinin katıldığı bir toplantıda pürüz çıkmamış, tatbikatın nasıl olacağına karar verilmiş ve mağara içinde bölüm bölüm ayrılan ekipler, aksaklıklar olsa da başarılı bir şekilde zaman zaman boğaz’a kadar gelen buz gibi suların içinde tamamlamışlardı. Tatbikat akşamı ise yarı resmi bir toplantı yapılmıştı. Ekip liderlerinin genel olarak kendilerine düşen görevi anlatmaları istenmişti. Konuşmalar arasında, etrafta toplanan 60-70 kişilik kalabalık arasından bir Bulgar çıktı ve özel konuştu. Kendisi bir ekip lideri değildi. Eminim kendi grubundan bazı insanların aklından “nereden çıktı bu?” gibi bir düşünce geçmiştir ama kimse de engellemedi, sabırla herkes dinledi ve alkışladı. Asgari müştereklerde anlaşma ve insanların birbirlerine olan toleransı bana daha yüksek gibi gözüktü.&lt;br /&gt;Bizde, çoğrafi keşifler zamanında kıtaları keşfetmek olmadı. Zamanın akla gelmeyen ve korku dağlarını aşabilecek cesarette olsaydık, ne bileyim Antartika’nın keşfi için bizde orada olsaydık veya çığır açacak icatlar yapsaydık veya mucitlerimiz çok olsaydı sanırım mağaracılıkta daha hızlı yol alırdık. Belki de bunlar bizde vardı ama yeni gelen kuşaklara göğsümüzü gere gere tarihimizi iyi anlatamadık, bir zamanlar uçak üretip Avrupa’ya sattığımız gerçeğini veya yüzde yüz yerli araba yapmamızı ve bırakın tarihçesini gururunu toplumumuza iletemediğimiz için belki biraz bu haldeyiz. Halimizde ne var diyenler çıkabilir? Bence şu anki halimiz olabileceğimizden daha iyi bir yerde değil o kadar ve bunu iş yapma alışkanlığımız ve edindiğimiz mağaracılık kültürüne bağlıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aradaki üç dört yıllık bir duraksamayı da sayarsak 23 yıldır mağaracılıkla ilgileniyorum. Geriye dönüp baktığımda kişisel yaptığım işlere baktığımda “daha fazlasını” yapabilirmişim diye düşünüyorum. &amp;nbsp;Yine de kendimi BÜMAK gibi kulüpte mağaracılığa başladığım için şanslı sayıyorum. Sonuçta, mağaracılık ferdi bir doğa sporu veya bilimsel bir çalışma alanı değildir. Ekibe ihtiyacınız vardır. Yavaş yavaşta olsa mağaracılığımızda bir toparlanma görüyorum ve iyiye doğru hızlanacağını ümit ediyorum. Toparlanmadan kastım; Mağaraları araştırmak, keşfetmek, raporunu yayımlamak, haritasını çıkarmak, bilimsel çalışma yapmak ve bir şekilde (sanal veya matbu) sonuçları yayımlamak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepimizin vakti ve parası kıymetlidir. Mağaracılık ise malzemesi bol ve pahalı bir doğasporudur ve aynı zamanda hem bilimsel çalışma hem de sportif tarafı göründüğünden de zordur. Sonuçta soğuk ve nemli bir ortamda Ademoğlu’nun yaşama koşullarına pek de elverişli olmayan bir ortamda hem spor hem de bilimsel çalışmalar yapıyoruz. Paramızı ve vaktimizin kıymetini bilmemiz hem kendimize hem de çevremize azami faydayı sağlamalıyız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toparlanmanın hızlı olması ümidindeyim diyerek kendimi tekrarlamak istiyorum çünkü mağaracılığa bize (yaklaşık 35+ yaş yukarısı) göre nispeten yeni başlamış mağaracı arkadaşlara kültürü aşılamak bize düşüyor.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6764553475384246459-2950367306575719406?l=enderusuloglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/feeds/2950367306575719406/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2010/12/bsu-kampindan-kultur-izlenimlerim.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/2950367306575719406'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/2950367306575719406'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2010/12/bsu-kampindan-kultur-izlenimlerim.html' title='BSU KAMPINDAN KÜLTÜR İZLENİMLERİM'/><author><name>Ender Usuloğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03660387316559632800</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/SV9GlMF4OsI/AAAAAAAAAAY/xaJdc4OeCXA/S220/DSC_0272.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6764553475384246459.post-7676161181836151652</id><published>2010-12-17T12:38:00.000+02:00</published><updated>2010-12-17T12:38:20.016+02:00</updated><title type='text'>AYIŞIĞI ALTINDA BİR UÇURUMDAN ÇIKMAK</title><content type='html'>“Gökhannnn”, “efendimmm”, “ricam biraz daha ortaya git”, “tamam abi”. Bir devasa çukurun içinde yaklaşık en ufak kayanın 50 cm olduğu bir yerde 60 derecelik bir çarşaktan yukarıya doğru çıkarak ölçüm almaya çalışıyoruz. Amacımız içinde bulunduğumuz Kayaağıl Obruğunun düzgün bir ölçümünü almak… İçinde yetişkin 30-40 m boyunda çam ağaçlarının olduğu, devasa kayaların ve her iki tarafa doğruda oldukça eğimli çarşaklardan oluşan nefes kesen bir obruk. Google Earth’de sanki büyük bir fare, peynirden büyük bir lokma almış gibi duruyor. Dağda koca bir ısırık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bulutlar toplanmaya başladı ve şimşekler çakıyor, yıldırımlar düşüyor. Önce takmıyorum çünkü uzaklarda. Sonra yavaş yavaş üzerimize doğru geliyor. Hafiften yağmur çiselemeye başladı. Hafif içim ürperiyor ama bu soğuk yağmur damlalarından mı (kasım ayındayız) yoksa şimşeklerden mi tırstım bilemiyorum? Sanırım ikisi de. Üzerimizde bir sürü metal aletlerin olması tabii ki tırsma oranını arttırıyor. “Hay ben böyle işin…” deyip biraz daha ölçüm yapmak istiyorum, inatçıyım ve bu muhteşem obruğun hak ettiği ölçümü almak istiyorum. 2 istasyon daha ama damlalar hem irileşiyor hem de sıklaşıyor. Tepemizde bir “Şırak !” sesi ve aydınlanma. Artık bende pes ediyorum ve “ Gökhan, bırak gidiyoruz” diyorum. Gidiyoruz ama nereye yaklaşık 100 m obruğun içindeyiz tabii ki sığınacak bir yere. “Şırak! Şırak!” aydınlanmalar, “hay ben böyle havanın…hay ben böyle şansın…” Şeklinde ağaçların orada buluna büyük bir kaya var hemen yanına vardık. Artık iyiden iyiye ıslanmaya başlamıştık. Hemen tit setlerini çıkardık kafamızın tepesinden bir yıldırım daha. Bu bayağı yakındı. Hemen kayanın altına siniyoruz. Tit setlerini de kayanın en ücra köşesine sıkıştırıyoruz adeta. Kayayı tarif etmem lazım. Yaklaşık 1,5 m yüksekliğinde, 4 m genişliğinde ve hafifçe yokuşumsu bir yerde duruyor ve kayanın üst ucu hafifçe öne doğru çıkık vaziyette. Gökhan kayanın altında üst tarafta bende hemen gökhanın bittiği yerden kayanın sonuna kadar ki yeri kaplıyorum. Yağmur sıkı yağıyor. Yavaş yavaş kayanın üstünden perde halinde damlalar aşağıya iniyor ve parça parça beni ıslatmaya başlıyor. Bu arada havadan sudan konuşuyoruz, “acaba Ceyhun ve Sinan merak eder mi? “ “yok ya fazla endişelenmemişlerdir, yağmur yağdığı için gecikeceğimizi anlamışlardır”… “1001, 1002, 1003…” “hayırdır Gökhan? “, “gökgürültüsünü sayıyorum abi, sanırım uzaklaşmaya başladı fırtına”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halimiz enteresan yani. Bir ara düşünüyorum “ya bu kaya bu kadar yağmurdan sonra öne doğru kaysa” “siktir, ayakla ezilmiş hamamböceğinden beter oluruz”, “sadece çıt sesi çıkar herhalde”… Kafamdan bu düşünceyi dağıtmaya çalışıyorum. Yaklaşık 20 dakikadır kayanın altındayız. Pantalonum ıslanmaya başladı, Allahtan üzerimde polarım var ben fena değilim ama Gökhan t shirt’le duruyor. “iyi misin Gökhan? Poları vereyim mi? İyiyim abi daha üşümedim..ok..” Yağmur hafiften gene ahmak ıslatana döndü. Bende fırsat bu fırsat Gökhan çıkalım yoksa bu fırtınanın ve yağmurun geçmesini beklersek burada kalırız dedim. Hemen kayanın yanında tit setlerini giydik, karanlıkta, dik bir çarşakta tırmanmaya başladık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse Allahtan ışıklarımız var ve ipi bulduk. 60 m ip tırmanışı bizi bekliyor. Önden Gökhan başladı çıkmaya. Yağmur durmuş ve bulutlar yavaş yavaş aralanmaya başlamıştı. İpte çıkarken birde fark ettim ki ortalık gündüz gibi aydınlamaya başladı. “gökhann!, efendim abi? Işığını kapat, ışıksız çık, kampa giderken ışık lazım olacak, tasarruf yapalım…okkk!”. &amp;nbsp;Gökhan hemen hemen obruğun tepesine varmıştı. Bende 30 m’ler de bir yerdeyim ve bulutlar tamamen açıldı ve tabak gibi bir dolunay çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Obruğun her tarafı aydınlanmış, gündüz gibiydi ve ben ipte nefes kesen bir manzarada çıkıyordum. Tek kelimeyle muhteşem bir manzaraydı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olan oldu ve ben uludum. İçimden ulumak geldi. “Aaauuuuuuuuu!!!”. Dolunayda 200 metreye 400 metre dev bir obruğun içinden çıkarken ben artık çığlık çığlığa zevkten dört köşe olmuş bağırıyordum.&lt;br /&gt;Gökhan çokta fazla ses çıkarmadan manzaranın tadını çıkartıyordu sanırım ben gelirken. Çoşkumu paylaştıktan sonra malzemeleri topladık ve obruğun oradaki en yüksek eşiğinden geldiğimiz köye doğru bakmaya başladık. Bulutlar artık gene kapamıştı ve çok yakında gökte bir karanlık gök gürültüleri ve şimşeklerle üzerimize doğru gelmeye başlamıştı. Sanki Zeus’u veya gök tanrısını kızdırmıştık. Her yer kapkaranlık. Cep telefonundan ulaşmaya çalışıyoruz ama bir türlü beceremedik. Karanlıkta durmuş Gökhan’a rotamızı anlatıyorum. “Gökhan bak biz sol taraftan geldik, şu hayal meyal önümüzdeki vadiyi görüyor musun bak şurada kavis yapıyor, hah işte o yerin sağ tarafından geleceğiz. Çoban esas yolun sağ tarafta olduğunuz söylüyordu, patikayı bulursak, hani gelirken dinlendiğimiz düzlük bir yer var ya aha şu kavisin sağ tarafında oraya geldiğimizde köy sağ tarafta vadinin sonunda yer alıyor. Vadinin yine sağ tarafından indik mi köye varırız, ok mi?” Zavallı Gökhan ne desin, sen bilirsin abi demekten başka”. Bir an hayal edin, karanlıkta taa ilerlerde bir köyün ışıkları var ve vadinin sol ve sağ tarafı karanlıkta hafif kavis yapmış ve ben ellerimi sağa sola sallayarak karanlıklara doğru daha doğrusu gelen fırtınaya doğru tarif ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnmeye başladık ve sağdan ilerlemeye başladık. Yürüyoruz yürüyoruz. Yağmur başladı gene. “Ohh be, patikayı bulduk”. Yaklaşık 15-20 dakikalık bir yürüyüşten sonra bir patikaya vurduk. Takip etmeye başladık hemen, inmeye devam ediyoruz. İn baba in. Yaklaşık 15-20 dakika daha geçti, acaba doğru yolda mıyız? Bir ara yüksekçe bir yere çıkıp gene vadiye doğru bakıyorum. Bir şey görenin alnını öperim. Yağmur bir taraftan karanlık bir taraftan… Ama içimden bir seste devam diyor. Bende devam ediyorum. Ahh! Dinlendiğimiz yere benzeyen bir düzlüğe geldik. Heyecanla “bak Gökhan burası dinlendiğimiz yer diyorum, şurayı aşarsak köyü görürüz”. 10 dakika sonra köyü gördük. Acayip sevindim. Gene karşımızda bir vadi var. Bizim gene sağdan gitmemiz lazım diyerek önümüzdeki patikayı takip ediyoruz. Bu arada yağmur şiddetlenmiş durumda. Polarım sırılsıklam, donum henüz ıslanmadı, goratex dağcılık botlarımda henüz ıslanmadı ama eli kulağında. Bir şekilde biz patikadan sapıp vadinin tam ortasından ve dibinden inmeye başladık. Ağaçlar burada maki orman şeklinde 2-3 m boyunda. Hemen hemen her tarafım çizik içinde kalıyor. “Şırak, şırak, bum, güm..” “hey allahım, nedir garezin ya?”. İnanılmaz bir yağmur yağıyor artık her şeyim ıslak. Botlarımın içi cıvık cıvık oldu. Bu bir şey değil ama ağaçlardan kurtulamıyoruz bir türlü, inanılmaz zorluyor bizi. “Lan nerde bu köyün ışıkları, sıçtığımının nereye gitti!” giderek öfkesi artan ve siniri bozulan bir Ender var artık. Köye 5 kaldı ama biz bittik. Artık küfrede küfre de ilerliyorum yok ya bu ağaçlarında bize garezi var buna kanaat getirdim artık. Ohh! Arabanın flaşörlerini gördük. Neyse..ama…yaklaşamıyoruz bir türlü. Ya sabır ya sabır, saat 8:30-9:00 oldu ve yağmur tüm dünyada toplanan nem mübarek sadece bizim tepemize yağıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nihayet düzlük bir alana geldik..ohh be. Arabaya vardık, çadır var ama kimse yok. Hayda acaba nerdeler? Yağmur ısrarla yağmaya devam ediyor bardaktan boşanırcasına. Aranıyoruz köyün içinde bir oraya bir buraya gidiyoruz. Yok yok yukarıdaki sabrımı deniyor. Neyse, Ceyhun’la Sinan’ı köyün misafirhanesinde bulduk. Hemen kuruları giyip yemek yedik sıcak bir şeyler içtik. Moraller yerine geldi. Uyku tulumun girdim, sıcak sıcak uyuyacağım ama uyuyamıyorum. O kadar yorgunum ki uyuyamıyorum. İşe bak. Yarım saat bir saat sonra uykum gelmeye başladı ve tatlı rüyalara gömüldüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir günde, gelirken çobanın sayesinde en gelinmeyecek yerden geldik zorlandık sonra muhteşem obruğu gördük. 60 m’den ayaklarımı sallandırdım ve yemek yedim bir kıçlık yerde, fotoğraf çektim. İndik güzeldi çıkarken muhteşemdi. Gelirken, dönerken cehennem azabıydı. Sonu çok iyiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir günde ancak bu kadar zıtlıklar yaşanabilirdi. O günü hiç unutamayacağım. &lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6764553475384246459-7676161181836151652?l=enderusuloglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/feeds/7676161181836151652/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2010/12/ayisigi-altinda-bir-ucurumdan-cikmak.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/7676161181836151652'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/7676161181836151652'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2010/12/ayisigi-altinda-bir-ucurumdan-cikmak.html' title='AYIŞIĞI ALTINDA BİR UÇURUMDAN ÇIKMAK'/><author><name>Ender Usuloğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03660387316559632800</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/SV9GlMF4OsI/AAAAAAAAAAY/xaJdc4OeCXA/S220/DSC_0272.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6764553475384246459.post-56306814156268410</id><published>2010-12-17T11:42:00.000+02:00</published><updated>2010-12-17T11:42:06.823+02:00</updated><title type='text'>Türk Mağaracı Astrolojisi</title><content type='html'>Uyarlayan Gülşen KÜÇÜKALİ, Ender&amp;nbsp;USULOĞLU&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rus araştırmacı Sofi Tram Semen, ilk astroloji&amp;nbsp;sistemini Türklerin oluşturduğunu ve burçların&amp;nbsp;gerçekte 36 tane olduğunu iddia etmiştir. Rus&amp;nbsp;araştırmacının Türk astrolojisi adlı çalışmasına&amp;nbsp;göre, Hun-Karaçay Türklerinin oluşturduğu&amp;nbsp;astroloji 12 değil, 36 burçtan oluşuyor. İşte Türk&amp;nbsp;astrolojisine göre burçlar.&amp;nbsp;Biz de boş durmadık, Türk mağaracıları için&amp;nbsp;uyarladık. Bakalım astrolojiye göre nasıl&amp;nbsp;mağaracısınız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TORUK (21 Mart-31 Mart): İrade sahibi, gururlu, şerefli, iyi yüreklidir. İyi bir yöneticidir.&lt;br /&gt;Mağaracılıkta siyaset yapmayı iyi bilir, yaptığı mağaracılıktan gurur duyar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HIMMIY (1 Nisan-10 Nisan): İyimser, idealist, romantik, yaratıcıdır.&lt;br /&gt;Mağaracılıkta bir sürü fikirle gelir ve idealisttir zaman zaman mağara ortamında romantik olduğu anlarda vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HUTTUS (11 Nisan-20 Nisan): Hassas, mantıklı, dürüst, kıskanç ve irade sahibidir.&lt;br /&gt;Mantıklı olmakla beraber mağaracılıkta kıskançtır. Özellikle “en”ler konusunda hassastır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HUNTA (21 Nisan-30 Nisan): İnatçı, zevk sahibi, kırılgan ve duygusaldır.&lt;br /&gt;Tam bir çayır ağasıdır. Yemesini içmesini ve kamp yapmasını iyi bilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÇOLPANCI (1 Mayıs-10 Mayıs): Duygu tutsağıdır. Çocuk ruhlu temiz kalpli ve sadıktır.&lt;br /&gt;Duyguların çoşkulu selidir mağarada. İnsancıldır ve arkadaşlarını yolda pardon mağarada bırakmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KÖLKÖL (11 Mayıs-21 Mayıs): Enerji dolu, aşkta şahane, kahraman yapılı ve iktidarcıdır.&lt;br /&gt;Sevgilisini saçından mağarasına sürükler, enerji doludur hem yatakta hem de mağarada oldukça iyidir&lt;br /&gt;&amp;nbsp;ÇAMAY (22 Mayıs-31 Mayıs): Mantıklı, temiz ahlaklı, idealist, fikirde önder, yeteneklidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle mağaracı az bulunur hatta karstik alanlarda “yeni tür” diye de geçebilir, tabii bulursanız.&lt;br /&gt;KÜYLÜ (1 Haziran-10 Haziran): Düzeni sever. Güç sembolüdür. İhaneti kabul etmez.&lt;br /&gt;Kazak mağaracıdır. Mağaracılık yaparken kitaba uyulmasını ister ve herkesin onu örnek almasını bekler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KUŞMUŞ (11 Haziran-21 Haziran): Mantıklı, parlak, iyimser, eleştirici, şen ve şanslıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mağaracılıkta zorluklar onu yıldırmaz, yanındayken eğlenirsiniz. Zaman zaman eleştirici olabilir dikkat!&lt;br /&gt;SEZGEK (22 Haziran-30 Haziran): Mızmız, tatlı dilli, içine kapanık, inatçı, yetenekli, şendir.&lt;br /&gt;Mağarada mızmızlanır ve inatçıdır, yetenekli olduğunu göstermek için biraz dürtmekte ve zorlamakta fayda vardır. &lt;br /&gt;KUŞDÜGER (1 Temmuz-11 Temmuz): Duyguları mantığından üstündür. Yemeği sever; sanata ve siyasete yeteneklidir.&lt;br /&gt;Bu da siyaseti seven mağaracılardan birisidir ama duyguları önde gider. Kamplarda yemek sorunu çıkarmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GONDARAY (12 Temmuz-22 Temmuz): İyi bir hafızaya sahiptir, bilge ve dehadır, his dünyası zengindir; dürüst ve hoşgörülüdür.&lt;br /&gt;Dört göz mağaracıdır, nam-ı diğer inek mağaracı. Her şeyi bilmekle beraber duygusaldır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖTGÜR (23 Temmuz-31 Temmuz): Zeki, gururlu, çekicidir. Maddi problemlerini büyütür.&lt;br /&gt;Şeytan tüyü olan mağaracı tipidir. Birde para konusunda rahat olsa, yeme de yanında yat pardon sürün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KÜSÜMMÜ (1 Ağustos-12 Ağustos): Dedikoduya bayılır; işte önder ve bir numara olmayı sever.&lt;br /&gt;Bu da siyaseti seven mağaracılardan..Farkı politikayı mağaracılıktan önde tutması ve bunun için her şeyi yapmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KÜNLÜ (13 Ağustos-23 Ağustos): Duygusal, gururlu ve aşkta önderdir. Psikolojiye meraklıdır.&lt;br /&gt;Çağdaş yasamdaki anlamsızlık ve yabancılaşma ve insan ilişkilerinde ki duyarsızlık üzerinde çok kafa patlatmış sonunda kendini doğaya ve mağaralara vermiş ekolojik psikoloji önderidir.&lt;br /&gt;SINÇIMA (24 Ağustos-1 Eylül): Şerefli, dürüst, insancıl, yaratıcı, zeki ve otoriterdir.&lt;br /&gt;Karşısına okkalı bir fırça atacak kimse çıkmamıştır ama genelde tahmininden fazla sayıda ve hayal bile edemeyeceği yaratıcılıkta küfürler yiyen kişiliktir. Mağarada zekasını kullanarak pek çok işte yararlılık gösterir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ATÇAK (2 Eylül-13 Eylül): İyimserdir ama depresyona da müsaittir&lt;br /&gt;Yüzlerindeki gülümse ve her daim olumlu olayları görme isteği saflıkla bağdaştırılır. Dost ve yardımsever bir mağaracıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KILLI (14 Eylül-23 Eylül): Otoriter, gururlu, sabit fikirli, süper zekalı ve insancıldır.&lt;br /&gt;Küçüklüğünden beri "amaçsız yaşanmaz!" gibi zırvalarla beyni yıkanmış, sürekli bir hedefe yönelik hareket etme zorunluluğu hissetmiş, mağaracılığı üstün bir ideale hizmet olarak benimsemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CANAKKI (24 Eylül-3 Ekim): Sorumluluk taşır. Yetersizlik kompleksi vardır. Gösterişi sever.&lt;br /&gt;"Sen aslansın, kaplansın" sözleri ardından çok hızlı harekete geçer. Saatlerce ölçüm yapabilir. Kuru fasulye ve nohutla beyni açılır. Bu yüzden konserveyle beslenir. Sürekli gaz kaçıran modelleri pek de iyi çalışamaz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BAN (4 Ekim-12 Ekim): Duygusaldır, zor işte arkaya bakmaz. Aşk tutsağıdır.&lt;br /&gt;Mağaraların, onun fantezi dünyasında özel bir yeri vardır ama sevgilisi mağaracı değilse mağaracılığı ara verebilir. İlişkisi bitince gerçek aşkın mağara olduğunu iddea eder ve geri döner.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CEMİŞ (13 Ekim-23 Ekim): Altıncı hissi kuvvetlidir. Uygun zamanı seçmekte üstüne yoktur.&lt;br /&gt;Kampa mağara döşendikten sonra gelir ve toplama başlamadan kamptan ayrılır. Yeni mağara keşfetme bahanesiyle arazide gezmeye bayılır. Hisleri sayesinde irili ufaklı inler bulduğu da olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BATIK (24 Ekim-1 Kasım): Çift karakterli, cesur, gaddar, önderdir. Mükemmel arkadaştır.&lt;br /&gt;Çift karakterli olması karaktersiz olmasından iyidir. Beş kutu enerjiği içeceğini alıp mağaraya dalar. Arkadaşlarını da peşinden sürükler. Mağarada yardım severdir. Kampta babasını bile tanımaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HIRTLI (2 Kasım-12 Kasım): Çabuk karar verir ve kararlarını bozmaz. Suç komplekslidir.&lt;br /&gt;Toynağını yere sürtmekle meşgul olduğu ve dikkatini tamamen bu işe verdiğinden, mağaraya giren ondan sonra mağarada ne işi olduğunu merak edendir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TUTAMIŞ (13 Kasım-22 Kasım): Dinci, idealist, değişkendir. Mistik konulara meraklıdır.&lt;br /&gt;Dışı sert, içi yumuşak olduğu için taze ekmek benzetmesi yapılır. Mağarada canları tatlı olur. Rahat batma sendromuna yakalanmıştır. Evinin bahçesine bile çadır kurup yatar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;USLU (23 Kasım-2 Aralık): Objektiftir. Hoşgörülü, gözlemci, otoriter bir yapısı vardır.&lt;br /&gt;“Kuşlar, ağaçlar aman ne güzel havalar” diye kampta dans ederek yürür. “Mağaraları sevelim, onlar da birer insan” diye öğüt verir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KUTAS (3 Aralık-12 Aralık): Mistik, sabit fikirli ve kıskançtır. Anlaşılamaz huylara sahiptir.&lt;br /&gt;Her konuda, at gözlüğünü yanına alarak hareket eder. Her şey yolunda giderken bile rahat olamaz. Sürekli etrafındaki insanlarda ve işlerde kusur arar. Mağarada karşılaşırsanız ölü taklidi yapın ya da kendisinden hemen uzaklaşın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TUSANAK (13 Aralık-21 Aralık): Güçlü bir karakteri vardır. İktidarcıdır. Emir vermeyi sever.&lt;br /&gt;Gözü dönmüş halde etrafa salya sümük saçarak "mağaraa" diyerek dolaşırlar. Onlara yakın bölgelerde dolaşmamakta fayda var. Mağaraya doyma noktası dank etmez&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TUTAR (22 Aralık-1 Ocak): Zor durumlardan kolayca çıkar. Sık küser. Arkadaşı azdır.&lt;br /&gt;Mağarada şebeklik olsun diye bir düşüncesi olmadan her deliğe girip çıkar. Arkasına bakmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BEÇEL (2 Ocak-12 Ocak): Karamsardır. Dışı ve içi farklıdır. Kötülüğün karşısında zayıftır.&lt;br /&gt;Uçurumdan aşağıya düşüşü ve yere çarpışını yaşar yine de mağaraların karanlığında sükunet ve huzur arar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PIRSIUAY (13 Ocak-20 Ocak): Geniş bir mantığa sahiptir. Uzun yaşar. Şan sever.&lt;br /&gt;Mağaraları değerlendirme kriteri mantık ve sayısal verilerdir. Matematik ve mühendislik bilimlerinde ne kadar iyi olduğunu her fırsatta vurgulamaya çalışır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BALAUZ (21 Ocak-1 Şubat): Mantıklı, gaddar, önder ve dehadır. Bilim adamı olabilir.&lt;br /&gt;Dünya kahramanları atlasında kendisi hakkında şöyle bir yazı yazılmıştır; hayatta hiçbir şey olamadığı için mağaracı olmak zorunda kalmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CANTAY (2 Şubat-10 Şubat): Titiz, mantıklı, zekidir. Astronomiyle ilgilidir.&lt;br /&gt;Bütün gece kampta yıldızlara bakmaktan sabah en geç o uyanır. Çalışkandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ERGÜR (11 Şubat-18 Şubat): Aşkta hayalcidir. Önder fikirleri vardır. Psikolojisi hassastır.&lt;br /&gt;Ondaki sabır dervişte yoktur. Delirmekle normal kalabilmek arasındaki çizginin iki tarafında da bulunmuş, Çelik gibi sağlam sinirleri vardır. Hiçbir mağarayı &amp;nbsp;imkânsız görmez&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SÖNEGEY (19 Şubat-28/29 Şubat): Dengesizdir. Çekici, gizemli, kurnaz, nazik ama serttir.&lt;br /&gt;Neşeli olduğunda sıcak, mutsuz olduğunda sert ve yağışlı olabilir. Mağara yakınlarında davranışları size yatay uzansa da, iç kesimlere doğru dikleşmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CANNAN (1 Mart- 9 Mart): İyi yürekli, tatlı dilli, zarif ve hüzünlüdür. Başkalarına baskı yapabilir. Mistik ve pratik hayat arasında bocalar.&lt;br /&gt;Küçük bir mağarada sosyal yaşamdan uzak saç sakal uzamış sakallar tütün kullanımından sararmış göbek biradan şişmiş bir göbekle yaşamak ister.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞATIK (10 Mart-20 Mart): Sanatkar, özgür, depresif ve şehvet düşkünüdür. Rahatsız bir ruha sahiptir. Sinir hastalıklarına yakalanabilir.&lt;br /&gt;Hassas yaradılışlıdır. Kampta meyvemi önüme getirsinler, ipmiş döşemeymiş kasmıyım artık, biraz da hurilerle nurilerle oynaşayım ister.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6764553475384246459-56306814156268410?l=enderusuloglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/feeds/56306814156268410/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2010/12/turk-magarac-astrolojisi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/56306814156268410'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/56306814156268410'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2010/12/turk-magarac-astrolojisi.html' title='Türk Mağaracı Astrolojisi'/><author><name>Ender Usuloğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03660387316559632800</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/SV9GlMF4OsI/AAAAAAAAAAY/xaJdc4OeCXA/S220/DSC_0272.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6764553475384246459.post-1402468711092281562</id><published>2010-12-17T11:32:00.002+02:00</published><updated>2010-12-17T11:32:30.920+02:00</updated><title type='text'>TEMUÇİN AYGEN: BİR İDEALİST</title><content type='html'>&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm; text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif; font-size: x-small;"&gt;Boğaziçi Üniversitesindeki ikinci yılımda, doğa sporları yapmak için “mağara araştırma” kulübüne girmiştim. Boğaziçi Üniversitesi’nin güzelliklerinden biri de buydu. 20-30’a yakın, istediğiniz dalda veya ilgi alanında kulüp vardı. Ben de bir arkadaşımın kamp ateşi muhabbeti ile doğa sporu yapmak için yazıldım.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt;Zaman ilerledikçe ve ben yavaş yavaş&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt; mağaracılık neymiş, o tecrübeyi yaşarken, kimin söylediğini hatırlamadığım birisi, “Temuçin Aygen geliyor, o bizim babamızdır, mağaracılığı Türkiye’ye tanıtan kişidir” dedi. İşte adını ilk o zaman duymuştum. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt;BÜMAK’ın (Boğaziçi Üniversite Mağara Araştırma Kulubü) 15. kuruluş yılını kutlamak için harıl harıl ekip halinde çalışıyorduk. Bende bu isim karışık duygular uyandırdı. Biraz hayranlık, biraz ürkeklik&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt;... Acaba misafirperverliğimiz yetecek miydi? 16 Aralık 1988 tarihinde, BÜMAK’ın 15 yılını kutlamak için hiç üşenmeden Antalya’dan kalkıp gelmişti. Kısa boylu, şişman ve kel bir adam. Herkes etrafını sardı. Konuşulanları hatırlamıyorum ama herkes ağzının içine bakıyordu bilgi almak için. Metin Albükrek arkadaşımızın nefis dia gösterisinden sonra sanırım kafasında iyice BÜMAK nedir, ne değildir yer etmişti. Bunu ikinci karşılaşmamızda gösterecekti. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt;Ertesi yıl, Temuçin Aygen tekrar geldi. Mütevazi kulüp odamızda kendisini misafir ettikten sonra konuşmaya başladık. Bir önceki karşılaşmamızda &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt;çok fazla dikkatimi verememiş, akşamın iyi geçmesi için organizasyona odaklanmıştım ama şimdi bütün duyu organlarımla onu dinliyordum. Bize gazetelerde çıkan kendi haber küpürlerinden, posterler falan getirmişti. Konu Konya Obruk’larının nasıl oluştuğundan devam ediyordu. Konuştukça, o yuvarlak yüzündeki iki gözün nasıl ışıldadığını hala unutmuyorum. Büyük bir heyecanla anlatıyor, anlatıyordu. Ortam çok samimi bir hava içindeyken esas haberi patlattı. Anamur’da bir gazeteci arkadaşının ona verdiği ihbarı bize getirmişti. Yüzü bir parça ciddileştikten sonra, “böyle bir mağarayı Türkiye’de yapsa yapsa ancak BÜMAK yapar dedi. Siz arkadaşların yeterli tecrübesi ve malzemesi var, o yüzden size getirdim ihbarı” dedi. Sanırım herkesi hafif bir gurur dalgası sardı. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt;İlk etkinliğe kendisi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt; de katılacaktı. Bir ayağında çelik protez olan hafif ağır aksak yürüyen birisini düşünün, 2000 metre Toroslara gidecek. O zamanlar yanılmıyorsam 68-69 yaşındaydı. Ağustos 1989 yılında, katırın tepesinde, 30-35 derece sıcaklıkta, bizimle 2000 metre de torosların tepesinde, Çukurpınar mağarasına gelmişti. Mağaraya girmemişti ama manevi olarak yanıbaşımızda bize destek veriyor ve coğrafyayı jeolojik açıdan inceliyordu. Bu ihbar ile yaklaşık 20 yıldır (1989 yılına göre) kırılmayan derinlik rekorunun büyük bir farkla kırılmasına yol açmış (Düdencik -330 metre iken, Çukurpınar -1190 metre olmuştur) ve önce BÜMAK sonra Türkiye’de ki mağaracılık, bu ihbar ile eşik atlamıştır. Bunda Temuçin Aygen’in payı yadsınamaz. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;Yıllar geçtikçe, kendisini kah sempozyumlarda kah Antalya’da ki evinde görme fırsatım oldu ve bir farkını daha keşfettim Temuçin Aygen’in, o da yazması idi. Yazma kültürü kıt olan bir toplumda, Temuçin Aygen, geride oldukça fazla miktarda, kitap ve makale bırakmıştı. Gerçekten böyle bir insanın mağaracılık yapması bizim için bir şanstı. Ölmeden önce en son Çin’de ki dünya mağaracılık kongresine, dairesini satarak katılmıştı. İşte böylesine sevmişti, mağaracılığı. Mesleki olarak başlayan ilgi, gitgide bir tutkuya dönüşmüş ve bu tutku sayesinde mağaracılık yapan bizlerin önünü açmıştı.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt;En son onu, Teşvikiye cami’de gördüm. Rahmet yağıyordu teşekkür edercesine kendisine. O bizim babamızdı.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;Ender Usuloğlu&lt;/div&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;Mağaracı&lt;/div&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;KÜNYE&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;TEMUÇİN AYGEN KİMDİR?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt;Temuçin Aygen İstanbul’da Boğaziçi Lisesi’ni bitirdikten sonra, üniversite eğitimi için İsviçre’ye gitmiş, burada Cenevre Üniversitesin’in  Jeoloji ve Mineraloji Bölümün’de lisans eğitimini başarıyla tamamlamıştır. 1947 yılında yurda dönen A&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt;ygen, 1950 yılına kadar İstanbul Üniversitesi Jeoloji Bölümünde fahri asistan olarak çalışarak, “ Balya Bölgesi’nin Jeolojik incelenmesi” konulu dotora teziyle doktor ünvanını almıştır. 1950-1951 yılları arasında MTA’da saha jeoloğu olarak çalışmalarına devam etmiş, 1952 yıllından itibaren İller Bankası’nın su mühendisliği bölümünde uzman olarak çalışmaya başlamıştır. Bu birimde çalışmalarını sürdürürken; Anadolu’daki Antakya, Konya, Muğla gibi çeşitli illerde karstik alanlardan su temin edilmesi ve hidroelektrik santrallerin verimliği üzerinde çalışmalarda bulunmuştur. Bu çalışmalarında, su karstik alanlardan temin edildiğinden ilk mağaracılık tecrübelerini yaşamaya başlamıştır . 1958 yıllında hidroelektrik santraller ve hidrojeoloji üzerine incelemelerde bulunmak üzere iki aylığına gittiği Fransa ve İsviçre’de mağaracılık bilimiyle yakından ilgilenmiş ve buradaki speoloji kulüpleriyle temasa geçmiştir.  Temasa geçtiği bu kulüplerden, Paris Speoloji Kulübün’den araştırmacılar ileride Aygen’in davetiyle Türkiye Mağaraları’nı araştırmaya gelerek birçok mağarayı keşfetmiş ve  haritalamışlardır. Yurda döntükten sonra Devlet Su İşlerin’de çalışmaya başlayan Aygen 1959 yılında “Mağaralar ve Yeraltı Irmakları” isimli ilk kitabını yayınlamıştır. Bu kitabında mağaracılığın tarihçesi, mağaracılık sporu, mağaraların oluşumu, mağara canlıları, dünyadaki büyük mağaralar ve Türkiye’de mağaralarda yaşadığı tecrübeler hakkında birçok batı Avrupa Ülkesi’nde yayınlamış olan kitapları ve raporları kaynak göstererek detaylı bilgiler vermiştir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt;1964 yılında Ankara’da Türkiyede’ki ilk Mağara Araştırma Derneği’ni kurarak, mağara araştırmalarının daha organize ve düzenli hale gelmesini sağlayan Aygen, 1966 yılında Batı Avrupalı Ülkelere “ Dünyanın en büyük yeraltı kaynağını gelin ve araştırın” çağırısında bulunarak Avrupalı Speologları Türkiye’ye davet eder. Bu çağrı adresini bulur ve Avrupa’dan speologlar Türkiye’nin Mağaraları’nı araştırmaya gelirler ve Paris Speoloji Kulübü’nün Başkanlığı’nı yapmış olan Claude Chabert bir yazısında “ Türkiye’de 1965-1971 yılları arasındaki mağara araştırmalarını Temuçin Aygen’in keşifleri sayesinde olduğunu ve ona karşı kendilerini çok borçlu hissetiklerini” belirtir. 1965 yılından itibaren Paris Speoloji Kulübün’den araştırmacılarla birlikte Toroslar’da birçok mağara keşfedilip araştırılmaya başlanır. Bu araştırılan mağaralarından bazılarını örnek vermek gerekirse;dünyanın en büyük pınarlarından biri olarak kabül edilen Dumanlı Mağarası,Antalya’da harika oluşumlara sahip Altınbeşik Düdensuyu Mağarası  bunlarından birkaçıdır. Bu mağaraların ayrıntılı olarak haritaları araştırmacılar tarafından yayınlanmıştır. 1975 yılın’da Temuçin Aygen Toroslar Bölgesin’deki mağara araştırmalarını Batı Karadeniz’e kaydırır ve Avrupalı araştırmacılarla birlikte birçok mağara keşfederler. Bu araştırmalardan önce 1952 yılında İsveçli biospeolog Kunt Lindberg Zonguldak’ta Ilıksu Mağarasını keşfetmiş, 1971 yılında İspanya Barcelona Speoloji Kulübün’den gelen bir grup Çayırköy Mağarası’nı ve Ilıksu Mağarsı’nın geri kalan kısmınını keşfetmiştir.1975 yıllında Aygen İngiliz araştırmacılarla birlikte, Kızılelma, Cumayanı ve Gökgöl Mağaralarını gün ışığına çıkarmıştır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt;Aygen, mağaracılığın dışında , Türkiye’nin doğal ve arkeolojik zenginlikleriyle ilgilenmiş, bu konuda birçok makele ve bildiri yayınlamıştır. Manavgat’ta ki dünyanın en büyük pınarı olan Dumanlı Mağarası ve bu bölgede yer alan Roma su yolu, Likya  Şehirleri, Pamukkale travertenleri, Nemrut’taki devasa heykeler araştırma yaptığı bazı arkeolojik zenginliklerimiz arasındadır. Aygen Arkeolojiye olan bu merakını Türkiye’de Batı Akdeniz’de hüküm sürmüş olan  Likya İmparatorluğuyla ilgili “&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt;The Blue Paradise Of Lycia&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt;&lt;b&gt;” &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt;ile pekiştirirerek yine Türkiye’nin tanıtımı için çok önemli bir kaynak daha oluşturmuştur. Mağaracılık çalışmalarına hiçbir dönem ara vermeyen&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt;&lt;b&gt; &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt;1992 yılında ülkemizin doğa sporları konusunda önde gelen kulüplerinden TODOSK’un kurucu üyeleri arasında yer almıştır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;Temuçin Aygen yaptığı çalışmalar ve araştırmalarla Türkiye’de birçok gence örnek olmuştur ve örnek olmaya devem etmektedir. Hiç kuşkusuz Türkiye’de mağaracılık sporunun ve araştırmalarının bu aşamaya gelmesinde kendisinin çok büyük payı vardır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;Hazırlayan Serhat Küçükali&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6764553475384246459-1402468711092281562?l=enderusuloglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/feeds/1402468711092281562/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2010/12/temucin-aygen-bir-idealist.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/1402468711092281562'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/1402468711092281562'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2010/12/temucin-aygen-bir-idealist.html' title='TEMUÇİN AYGEN: BİR İDEALİST'/><author><name>Ender Usuloğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03660387316559632800</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/SV9GlMF4OsI/AAAAAAAAAAY/xaJdc4OeCXA/S220/DSC_0272.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6764553475384246459.post-7427882511453245895</id><published>2010-12-17T11:25:00.000+02:00</published><updated>2010-12-17T11:25:32.874+02:00</updated><title type='text'>ZİNDAN MAĞARASI</title><content type='html'>Isparta’nın Aksu ilçesinin dışında turizme açılmış olan Zindan Mağarası'nı Düdenyayla gezisinden fırsat bilerek ziyaret ettik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zindan Mağarası 765 m uzunluğunda olup 300 metreyi aşkın bölümü ışıklandırılmıştır. Ziyaretimizi ağustos ayında yaptık. Genel izlenimimiz, böylesine güzel bir mağara nasıl bu kadar sahipsiz bırakılabilir, oldu? Türkiye’de her şeyin kâğıt üstünde sahibi olmakla beraber bu mağaranın sahipsiz olması açıkçası bizi çok düşündürdü. Sahipsizlik fikrini düşündüren nedenleri aşağıda sıraladık. Umarız yetkililer bu konularda bir şeyler yaparlar ve gelir sağlayan bir işletmeyi olması gerektiği gibi işletirler; yani koruyarak. Koruma olmadan geri dönülemez şekilde hasara uğrayan mağaralarımız yavaş yavaş olmaktan çıkmaya başlayacaklardır. Aslında turizme açılan mağaraların kaçta kaçı ekonomik kazanç sağlamakta sorgusunu irdelemek lazım ama burada yerimiz yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kötü işletmenin işaretleri&lt;br /&gt;1. &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;Rehber yok. Böylesine hem arkeolojik hem de jeolojik güzellikleri olan bir mağarada mutlaka ve mutlaka rehber olması lazım. Bu mağara, turistlerin kendi başlarına hiçbir bilgi almadan sadece güzelliklere bakarak gezip dolaşacağı bir mağara değildir. Bu mağara, içinde tarih ve birçok hikâye barındırmaktadır; hem arkeolojik hem de jeolojik. Rehberin olmaması yüzünden en büyük zararı yine turistlerin (bilgisiz, ne yaptığını bilmeyen, bir sarkıtın belki yüz belki binlerce yılda oluştuğunu bilmeyen) kendileri vermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;Önündeki geç Roma döneminde kalıntılarda yapılan kalitesiz eklemeleri görmek için sanırım arkeolog olmaya gerek yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;Mağara içindeki sayısız “Ahmet buradaydı. Şeyda Mehmet’i seviyor” gibi sonu gelmeyen duvar yazıları maalesef geri dönülemez hasar vermektedir. Oysa belli zamanlarda rehber eşliğinde girilse, hasar oluşmadan, rehber tarafından rahatlıkla engellenir. Ayrıca, bir rehberin bu mağaradan para kazanması da mağaraya karşı daha duyarlı olmasını sağlayacaktır. Turistlerin kendi başlarına gezezebilmelerinden aldıkları cesaretle yanlarına hatıra almak için kırdıkları sayısız sarkıt ve dikitleri saymadık. İnanılmaz bir biçimde güzelim oluşumlar gözünüzün önünde kırılmış bir şekilde durmakta… Şimdilik… Yakında o da kalmayacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;Işıklandırma, devamlı yanan lambalar yerine sensörlü olmalıdır. Sürekli yanan ışıklar yüzünden yavaş yavaş mağara duvarlarında yosunlaşma başlamıştır ki bu da soğuk ışık kaynağı kullanılmadığını göstermektedir.&lt;br /&gt;Buradan yetkililere sesleniyoruz, rehber ve ışıklandırmayı doğru düzenleyerek birçok hasarın önüne geçilebilir. Binlerce yılda oluşmuş doğal güzellikleri KORUYARAK ekonomik katma değerini KORUYALIM yoksa yakında o da kalmayacak.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6764553475384246459-7427882511453245895?l=enderusuloglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/feeds/7427882511453245895/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2010/12/zindan-magarasi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/7427882511453245895'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/7427882511453245895'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2010/12/zindan-magarasi.html' title='ZİNDAN MAĞARASI'/><author><name>Ender Usuloğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03660387316559632800</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/SV9GlMF4OsI/AAAAAAAAAAY/xaJdc4OeCXA/S220/DSC_0272.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6764553475384246459.post-1809043238071272282</id><published>2010-12-17T11:20:00.000+02:00</published><updated>2010-12-17T11:20:04.985+02:00</updated><title type='text'>Şiir tercümesi Spelunker'sCode / Mağaracının Kuralı - James Daniel Cawley</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;b&gt;The Spelunkers Code&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;I took a walk into the mountains just the other day.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&amp;nbsp;I had my gear, my boots and headlamp I was on my way.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;The coolest of air I ever did feel was coming out of the ground, I tied my rope upon a tree, for the cave entrance I had found.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&amp;nbsp;My palms grew sweaty and legs were weary as I entered in the dark.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&amp;nbsp;I watch my feet carefully not to destroy anything or leave a mark.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;A light beam lay before me, emitted from my lamp.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Where will this pit take me, to a river or underground lake?&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Or maybe a forgotten underground palace, where treasures are forbidden to take.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&amp;nbsp;Where will the end of my rope bring me, only time will tell.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&amp;nbsp;I only know as I go deeper, I'm closer to heaven than to hell&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;James Daniel Cawley&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;b&gt;Mağaracının Kuralı&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Bir önceki gün, tepelere doğru yürüyordum&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Malzemem, çizmelerim ve kafa lambam yanımda gidiyordum&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Hissettiğim en serin hava yeraltından geliyordu&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;İpimi bağladım bulduğum mağara ağzında ki ağaca&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Avuçlarım terledi ayaklarım hissizleşti karanlığa girdikçe&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Bir iz bırakmamak ve kırmamak için ayaklarıma bakıyordum dikkatlice&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Işık hüzmesi önümde&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Süzülüyordu lambamdan&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Bu iniş beni nereye götürecek?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Yer altı deresine veya gölüne mi?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Veya unutulmuş bir yer altı sarayına&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Hazinelerin alınamayacağı bir yere mi?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;İpimin ucu beni nereye indirecek&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Bunu sadece zaman belirleyecek&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Tek bildiğim indikçe derine&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Yakınım cehennemden çok cennete&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;James Daniel Cawley&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uyarlayan: Ender Usuloğlu&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6764553475384246459-1809043238071272282?l=enderusuloglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/feeds/1809043238071272282/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2010/12/siir-tercumesi-spelunkerscode-magaracnn.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/1809043238071272282'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/1809043238071272282'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2010/12/siir-tercumesi-spelunkerscode-magaracnn.html' title='Şiir tercümesi Spelunker&apos;sCode / Mağaracının Kuralı - James Daniel Cawley'/><author><name>Ender Usuloğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03660387316559632800</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/SV9GlMF4OsI/AAAAAAAAAAY/xaJdc4OeCXA/S220/DSC_0272.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6764553475384246459.post-1814589518267877093</id><published>2010-12-17T11:09:00.000+02:00</published><updated>2010-12-17T11:09:20.145+02:00</updated><title type='text'>3D MAĞARA FOTOĞRAFI ÇEKMEK ÜZERİNE KİŞİSEL GÖRÜŞLERİM</title><content type='html'>&lt;div align="CENTER" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif; font-size: medium;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt;Çok uzun zamandan beri&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt; 3 boyutlu fotoğraf çekmek için hevesli idim. Hele en son geçen yaz, Romenlerin hazırladığı 3 boyutlu mağara fotoğrafları kitabını gördükten sonra, tabiri caizse iyice gaza gelmiştim. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt;&lt;span style="background: transparent;"&gt;Benden önce ve hatta Türkiye’de, böyle bir çalışma görmediğim için rahatlıkla söyleyebiliyorum,mağara içinde 3 boyutlu fotoğraf çalışmasını ilk olarak yapan bizim gruptan (ASPEG) Çağan Çankırılı oldu.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt;Attığı e postadaki fotoğraf ekini açtığımda açıkcası bayağı heyecanlandım. Sabırsızca 3D gözlükleri takıp, Tuluntaş Mağarası’nda çektiği fotoğrafa daldım.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Internet üzerinde yaptığım araştırmalar sonucunda yavaş yavaş 3 boyutlu fotoğraf çekmek konusunda bilgi sahibi olmaya başladım.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt;&lt;b&gt;Ana Prensip:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt; Dünyayı 3 boyutlu görmemizi sağlayan gözlerimizdir. Gözlerimizin ayrı ayrı gördüğü nesneleri, beynimiz birleştirerek alan derinliğinin algılamasını sağlıyor ve biz baktığımız nesneleri 3 boyutlu görüyoruz. Bu prensibi fotoğraf çekerken kullanıyoruz. İki gözümüzün arasındaki uzaklık kadar aynı kadraj ayarı ile hem soldan hem sağdan çektiğimiz aynı kareyi üst üste getirdiğimizde, ki bunun için 3-4 tane yol vardır, fotoğrafı 3 boyutlu görüyoruz.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt;&lt;b&gt;Çekilen Fotoğrafları İzleme tekniği:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt;&lt;b&gt; &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt;Burada en fazla izlenen 2&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt; teknikten kısaca bahsetmek istiyorum.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt;&lt;b&gt;1.&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt;&lt;b&gt;Stereografik bakışlı fotoğraf çekmek&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt;Hem sağdan hem soldan çekilen fotoğraflar yanyana ko&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt;nulduktan sonra gözlerimizi şaşı yaparız ve heyyt!!! 3 boyutlu oldu fotoğraf.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;       &lt;/div&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt;&lt;b&gt;2.&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt;&lt;b&gt;Anaglyph (Anagılif)&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt;Türkçe karşılığı olmayan bu kelimenin açıklaması: iki çekilen fotoğrafın birbirinin üzerine empoze edilerek ve kırmızı+mavi gözlüklerle bakılan fotoğraf bakma/çekme tekniğidir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt;&lt;b&gt;3 Boyutlu Fotoğraf Çekmek İçin Gerekli Malzemeler&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt;&lt;b&gt;:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;Fotoğraf Makinası&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt;Aynı pozu hem sağ hem de soldan çekebilmek için 2 dijital fotoğraf makinası, hatta bir makine bile yeter.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;3 ayak (tripod)&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt;Üçayak kullanırken dikkat etmemiz gereken bir konu, üçayağın başının topuz biçiminde her yöne hareket eden olandan değil de normal başlı olması&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt;dır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;İki makinanın ağırlığı veya bir makinayı hem sol hem sağdan çekerken ağırlık merkezinin kaymasından dolayı topuz başı sıkıştırmak ve sabit tutmak zor oluyor ve kadraj ayarı bozulabiliyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt;&lt;b&gt;İki fotoğraf makinasını üçayağa &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt;&lt;b&gt;takabilmek için gereken yatay mekanizma&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt;Sirkeci’de yaptığım araştırmada 2 tane bulabildim. Bir tanesinin markasını hatırlamıyorum ama yuvarlak silindirik bir mekanizma idi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt;, çok ağır ve çok pahalıydı. Diğeri ise SLİK marka basit bir mekanizma ve fiyatı ise makuldu (50-100 TL arası).&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;3D bilgisayar programı&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt;Bedava internetten indirebileceğiniz ve çektiğiniz sol/sağ fotoğrafları anagılif formatına sokan program. Aşağıdaki bağlantıdan indirebilirsiniz. Bir iki denemeden sonra kullanması ve öğrenmesi kolay bir program.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;&lt;u&gt;&lt;a href="http://www.heuristicresearch.com/media/d3d.html"&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt;http://www.heuristicresearch.com/media/d3d.html&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/u&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt;&lt;b&gt;3-Boyutlu Mağara Fotoğrafı Çekelim !!!&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt;Öncelikle tek bir makina ile çekim yapıyorsanız&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt;  kendinize bir sistem kurmalısınız. Ben çektiğim fotoğrafların hepsini sol taraftan çektim. Daha sonra mekanizmada yaklaşık 6-10 cm sağa çekerek ve açısını bozmadan (sağa, sola oynatmadan) ikinci fotoğrafı sağdan çektim.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Evde bilgisayara yüklerken fotoğrafları kendime 3d-sol, 3d-sağ diye dosyalar açtım ve ilk çektiğim her değişik fotoğraf soldan olduğu için, ilkleri 3d-sol dosyasına geri kalanları 3d-sağ dosyasına attım. 3d fotoğraf programında yaptığım son 3d boyutlu fotoğrafları ise 3d-final diye bir dosyada topladım. &lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;ol&gt;&lt;li&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Üçayağı  oynatmadan çekelim. Normalde mağara da ki fotoğraf çekimlerinde  ışık yetersiz olduğu için üçayak kullanmak durumundayız. 3d  boyutlu fotoğraf çekerken, her pozdan iki tane çekeceğimiz için  ve üçayağın başında monteli yatay mekanizmada sağa sola  hareket eden ağır bir makina olduğu ve ağırlık merkezinin sağa  veya sola makinayı kaydırmakla değişeceği için, ayağı  oynatmamak daha önem arz ediyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ol&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm; margin-left: 0.64cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;ol start="2"&gt;&lt;li&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt;Mankenler.  Her poz iki defa çekileceği için, mankenlerin &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt;uzun  zaman hareketsiz durmaları gerekmektedir. Buna dikkat edelim.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ol&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;ol start="3"&gt;&lt;li&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt;Mankenlerin  yüz ifadesi. Eğer yakın çekim yapıyorsanız, mankenlerin yüz  ifadesinin olabildiğince aynı olması lazımdır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ol&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm; margin-left: 0.64cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;ol start="4"&gt;&lt;li&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt;Işık  şiddetine dikkat etmek lazım. Normalde günışığında çekim  yapsak (parçalı veya çok bulutlu olmadığını varsayıyorum),  ışık şiddeti, aynı pozu 2 defa çekerken hemen hemen aynı  olacağı için çok bir problem olmamaktadır ama&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt;,  mağarada ışık şiddetinin aynı pozda iki çekim için aynı  olmasına dikkat etmek lazım. Işık şiddetindeki çok büyük  fark olmadığı sürece (aynı poz için 2 çekim) problem  değildir. Buradaki ışık şiddetini fotoğrafta etkileyen iki  etkene dikkat etmek lazımdır. Flaş, karpit lambası ışığı  gibi kullanılan ışık kaynaklarının şiddeti ve pozlama süresi.  Pozlama süresi dijital makinalarda sorun değildir, makine otomatik  olarak her iki çekimde de aynı pozlama süresini vermektedir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ol&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;ol start="5"&gt;&lt;li&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Mağara  da 3 boyut hissi verecek şekilde pozlama/mizansen yapmakta fayda  vardır. Özellikle farklı uzaklıklardaki oluşumlar ve kişiler,  iyi sonuç vermektedir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ol&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;ol start="6"&gt;&lt;li&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Mağara  da dar alanlardaki ışık kaynaklarına dikkat etmek lazımdır.  Sağa veya sol taraftan yaptığınız çekimlerde duvarlar daha  fazla ve parlak çıkabilir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ol&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6764553475384246459-1814589518267877093?l=enderusuloglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/feeds/1814589518267877093/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2010/12/3d-magara-fotografi-cekmek-uzerine.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/1814589518267877093'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/1814589518267877093'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2010/12/3d-magara-fotografi-cekmek-uzerine.html' title='3D MAĞARA FOTOĞRAFI ÇEKMEK ÜZERİNE KİŞİSEL GÖRÜŞLERİM'/><author><name>Ender Usuloğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03660387316559632800</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/SV9GlMF4OsI/AAAAAAAAAAY/xaJdc4OeCXA/S220/DSC_0272.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6764553475384246459.post-4145565654463615773</id><published>2010-12-16T17:06:00.000+02:00</published><updated>2010-12-16T17:06:41.605+02:00</updated><title type='text'>2010 Mağara Gezileri Raporları</title><content type='html'>&lt;b&gt;ASPEG GEZİLERİ&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.aspeg-tr.org/cms/sites/default/files/geziraporlari/aksu-dupnisa-kurtarmae%C4%9Fitim-raporu.pdf"&gt;Dupnisa ve Aksu Kurtarma Eğitimi Gezileri Raporu&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.aspeg-tr.org/cms/sites/default/files/geziraporlari/TOZMAN%20D%C3%9CDENLER%C4%B0%20RAPORU-25-10-2010.pdf"&gt;Tozman Düdenleri Raporu&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.aspeg-tr.org/cms/sites/default/files/geziraporlari/Sorkun-10-9-2010.pdf"&gt;Sorkun Kuylucu -Pınarbaşı Kastamonu&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.aspeg-tr.org/cms/sites/default/files/geziraporlari/e%C5%9Fek%C3%A7ukuru-07-2010.pdf"&gt;Eşekçukuru 1 /Çovurmatepe 6 Mağarası&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.aspeg-tr.org/cms/sites/default/files/geziraporlari/1003%20dudencik.pdf"&gt;Düdencik Mağarası Raporu&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.aspeg-tr.org/cms/sites/default/files/geziraporlari/0904%20dagli%20kuylucu.pdf"&gt;Dağlı Kuylucu Raporu&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6764553475384246459-4145565654463615773?l=enderusuloglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/feeds/4145565654463615773/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2010/12/2010-magara-gezileri-raporlar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/4145565654463615773'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/4145565654463615773'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2010/12/2010-magara-gezileri-raporlar.html' title='2010 Mağara Gezileri Raporları'/><author><name>Ender Usuloğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03660387316559632800</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/SV9GlMF4OsI/AAAAAAAAAAY/xaJdc4OeCXA/S220/DSC_0272.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6764553475384246459.post-3461497009804265513</id><published>2010-12-16T15:25:00.002+02:00</published><updated>2011-11-30T16:41:01.718+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bümak'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='aspeg'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='düdenyayla'/><title type='text'>Düdenyayla Haritası</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TQoSujPECfI/AAAAAAAAAoU/02_mvTp3hvc/s1600/d%25C3%25BCdenyayla.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="222" src="http://4.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TQoSujPECfI/AAAAAAAAAoU/02_mvTp3hvc/s320/d%25C3%25BCdenyayla.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6764553475384246459-3461497009804265513?l=enderusuloglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/dudenyayla-hrt' title='Düdenyayla Haritası'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/feeds/3461497009804265513/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2010/12/dudenyayla-haritas.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/3461497009804265513'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/3461497009804265513'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2010/12/dudenyayla-haritas.html' title='Düdenyayla Haritası'/><author><name>Ender Usuloğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03660387316559632800</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/SV9GlMF4OsI/AAAAAAAAAAY/xaJdc4OeCXA/S220/DSC_0272.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TQoSujPECfI/AAAAAAAAAoU/02_mvTp3hvc/s72-c/d%25C3%25BCdenyayla.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6764553475384246459.post-6192109284153228758</id><published>2010-12-10T15:36:00.001+02:00</published><updated>2010-12-10T15:36:23.623+02:00</updated><title type='text'>Kurtarma Anısı- Kastamonu 1990-1991</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px;"&gt;Yanılmıyorsam yaz 1990-91. Kalabalık bir grubuz ve Uluyayla'da, mağara'nın önünde kamp attık. Ekipler, her zamanki gibi uluyayla mağarası, düdeni ve karlık düdenine girip çıkıyor. O zamanlarda, "Ecol de France" stili mağaracılık, arkadaşlarımız arasında deneniyor. Osman, Aslan, Süha ve Tunç, karlık düdeninde giren ekip olarak, araştırma yapıyorlar. Süha ve Tunç, geç bir saatte kampa dönüyorlar, Aslan ve Osman, Karlık'ın alt galerisinde (-20-25 m iniş'den sonra)&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px;"&gt;ölçüm yaparken karpit suları bitiyor. Karanlıkta el yordamı ile çıkışı bulmaya çalışıyorlar ama nafile. O girişte de, her ikiside giysilerinde denemek üzere "ultra-light" takılıyorlar. Saatler geçtiği için tabii yavaş yavaş üşemeye başlıyorlar.&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px;"&gt;Gecenin saat 11:00'de kampta Tunç artık yavaş yavaş paniklemeye başlıyor haklı olarak. Hatta yanılmıyorsam, galerinin sonunda gaz birikmesi olabileceğinden bile bahsediyor. Hepimizi bir tedirginlik alıyor. Hemen bir kurtarma ekibi kurulması isteniyor. Benle beraber hatırlayabildiğim Metin var bir de çok mağara tecrübesi olmayan Selçuk Kut kurtarmaya girmeyi şiddetle istemişti. Başkalarıda vardı ama şimdi hatırlayamıyorum, galiba arda'da vardı. Neyse her ne hikmetse, ben dahil kimse "senin ne işin var kurtarmada" diyemedik Selçuk'a. Şimdiki aklım olsa hemen itiraz ederdim...&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px;"&gt;Biz alelalece, Karlık'a gittik ve hemen girdik. İlk ana galeriye 40 m lik inişten sonra ulaşılıyor. Ben hemen indikten sonra, alt galerinin başına gittim. "heyoo, heyoo....". Uzaktan çok cılız bir "heyoo" sesi ve duvara kaya vurma sesini duydum. İçim rahatlamıştı. Yaşıyorlardı. Hemen 40 mlik inişin orada bıraktığım çanta'dan karpit lambası ve suyu aldım. Bu arada Selçuk, ipin ıslak olması ve şişmesinden dolayı, ayaklarını havaya dikmiş, sırtı aşağıda iniyordu. Bana sordu: "geleyim mi altta birşey varmı diye", bende telaş içinde çantadan karpitleri alırken, göl olduğunu söylemeyecek derecede meşgul olduğum için, gel gel birşey yok dedim ve hızla arkamı döndüm ve gittim. Ben diğer galeriye inen inişe gelmiştim ki, uzaktan "foşşş...ve siktir..." diye bir ses duydum. Dudaklarımda buruk bir gülümseme ile hızla inişe geçtim. Hoplaya zıplaya, Osmanların yanına ulaştım.&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px;"&gt;Osman ve Arslan, kucak kucağa oturmuş (doğru olan hareket), birbirlerini ısıtmaya çalışıyorlar. Bükük olan dudakları, genişleyerek gülümsemeye başladılar beni görünce. Kucaklaştık ve hemen karpit lambalarını değiştirdik..Bu arada ortalıkta kesif bir çiş kokusu..Hayırdır diyince; "lambada su kalmayınca, çişimizi denedik (bu da doğru hareket), yakmak için..".&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px;"&gt;Hızla, mağarada yukarı çıkmaya başladık, üst galeriye geldiğimizde, Selçuk'a önce sen çık dedik ve sonra sırayla hepimiz çıktık. Arda, hızır gibi arabayla bizi kampa attı. Ateş etrafında yine neşelenmiştik...&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6764553475384246459-6192109284153228758?l=enderusuloglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/feeds/6192109284153228758/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2010/12/kurtarma-ans-kastamonu-1990-1991.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/6192109284153228758'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/6192109284153228758'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2010/12/kurtarma-ans-kastamonu-1990-1991.html' title='Kurtarma Anısı- Kastamonu 1990-1991'/><author><name>Ender Usuloğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03660387316559632800</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/SV9GlMF4OsI/AAAAAAAAAAY/xaJdc4OeCXA/S220/DSC_0272.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6764553475384246459.post-4127308594250170980</id><published>2010-12-10T15:24:00.000+02:00</published><updated>2010-12-10T15:24:26.767+02:00</updated><title type='text'>DOĞA’DA KAYBOLMAK: YERÜSTÜ VE YERALTI</title><content type='html'>&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;Hemen hemen birçok insanın başından doğa da kaybolma hikayelerini duymuşsunuzdur. Ben de burada doğa sporlarından biri olan mağaracılık bakış açısıyla, hem yerüstünden hem de yeraltından birer hikaye aktarmak isterim.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Genelde mağaracılık da iki türlü gezi düzenlenir. Birisi yüzey araştırmasıdır, yani potansiyel bir bölgeye gidilir ve haritalar yardımı ile yürüyerek mağaralar tespit edilir. Bir de, varolan, bilinen fakat araştırılmamış veya araştırılması bitirilmiş mağaralara çeşitli etkinlikler için düzenlenen gezilerdir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Zonguldak, Ovacuma, Karlık yaylasına, kışın üç tane Skoda arabayla vardık. Gezinin amacı, Karlık yaylası civarındaki yaylalar da, 25.000 lik harita'da gözüken düden işaretlerine bakmak, yeni mağaralar bulmak ve kışın Karlık düdeni’ne girmekti. Geldiğimiz ilk gün yaylaya varmamız bayağı bir zaman aldı. Tekerlekleri gömecek kadar kar omakla beraber ikinci gün muhteşem bir hava vardı. 1/25.000’lik haritayı inceledikten sonra ben, Osman Demirel, Cenk Borluk, Evren Günay ve Abidin Akbatur, başladık ilerlemeye. Diğer yaylaya geldik, bakındık, birkaç toprak düden haricinde (Düden: Kapalı su havzalarının suyunu çeken su delikleri, bazıları toprakla tıkalıdır)birşey bulamadık ama çok güzel vakit geçirdik. Güzel güneşli hava yavaş yavaş bulutlu bir havaya dönüştü ve inceden inceden kar yağmaya başladı. Ufak bir konuşmanın ardından geldiğimiz yoldan değil, kesek (Toroslar’da yerel dilde kestirme yol demektir) olacağını düşündüğümüz tepenin üzerinden aşarak gitmeye karar verdik ve tırmanmaya başladık. Fakat tepenin nispeten düz olması giderek bastıran kar, ki sonra yavaş yavaş yağmura dönmeye başlamıştı, ekibin kendi içinde tekrar bir tartışma başlattı. Sonunda, ekibimiz dağdan aşağıya dönüp, geldiğimiz yoldan dönmeye karar verdi. Havanın yavaş yavaş kararması da bu kararda etkili oldu. Dağdan inerken ki halimiz çok komikti. Herkes paldır küldür bir an önce yaylaya inmek için yarı kayarak yarı hoplayarak zıplayarak, binbir emekle çıktığımız dağdan son hızla iniyorduk. Tabii, doğal sonuç, kayanlar ve düşen arkadaşlar, komik bir manzaraydı. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Geldiğimiz yöne doğru ilerlemeye başladık fakat gelirken derenin sol tarafından inmiştik şimdi sağ tarafından tırmanmaya başlamıştık. Yağmur yavaştan hızlanmakta, yerdeki parçalı karları eritmekteydi. Tırmana tırmana bir eşiğe geldik. Artık bu noktada, ekip ikiye bölündü. Osman ve Evren sağdan devam etmekte israr ediyor, ben ve Abidin sol cenaptan aşağıya inmemiz konusunda ısrar ediyorduk. Osman’ın ısrarı, yerdeki ayak izine benzeyen yer yer eriyen karlardı. Ayağını eriyen karların yarattığı izin yanına koyup bak bu bizim ayak izlerimiz diyordu, ben de yağmur yağıyor karları eritiyor bu yüzden izler böyle geniş diye iddia ediyordum. Orada, ayrılmaya karar verdik. Normalde ayrılmamalıydık. Elimizde ne varsa bölüştük. Kibritler ve benzeri eşyaları. Evren'in lafını unutmuyorum. O klasik gülüşü ve ıslak pırasa saçları ile "adil bir yarış olsun arkadaşlar" demişti. Helalleştik. Ben ve Abidin, kısa sürede eşiği geçip, aşağıya indik. Yaklaşık 10 dakika sonra karlık yaylasında ilk yayla evini gördük ve tabii hemen Osman'lara gelmeleri için bağırmaya başladık...heyoo Osman heyoo Evren....". Saatler geçti. Biz yayla evinde ısınıp yemeğe başladık. Evde ki diğer arkadaşlar, arabalara atlayıp bütün yayla boyunca farları yakıp, korna öttürdüler. Belki 1-2 saat. Yağmur da sicim gibi indirmeye başlamıştı. Nihayet vazgeçtiler. Yaklaşık 8.oo'e doğru, kapıda iki tane tip belirdi. Osman ve Evren..Sırılsıklam bir şekilde, kol maşetlerinden ince sular akıyordu. Meğerse, dağlarda dolaşıp, yollardan birine inip başka bir yere gitmişler. Fenerlerinin pilleri bitmiş. Karanlıkta yolu bulabilmişler. Allahtan ikisi de tecrübeliydi..Biz de beklerken ikirciklenmiştik, nerede bu adamlar diye?.. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Kahkahalar arasında, kısa sürede neşemiz yerine gelmişti...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Türkiye’de ki çoğrafi karakteristiğine bakarsanız çoğu mağara dikey özellikli olup yatay giden mağaralar da çok fazla dallanıp budaklanmadan giden bir özellik gösterir. Ağustos ayın da, Türkiye’nin turizme açılmış ilk mağarası olan İnsuyundayız. İnsuyu, yatay bir mağaradır. İnsuyunda ki son büyük gölden sonra ince dar bir delikten sonra turizme açılmamış bölüme geçersiniz. Turizme açılmamış bölümde birbirini takip eden ve göllerle birbirine bağlanan çok büyük salonlardan oluşmaktadır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Gezimizin amacı, göllere dalıp, yeraltı sularının nereye gittiğini araştırmak ve turistik olmayan bölümün haritasını çizmek için ölçüm yapmaktı. 4 kişilik bir ekiple, mağaranın sonuna her tarafı araştıra araştıra ilerledik. Yaklaşık 5 saat geçtikten sonra, dönüşe geçtik. Dönüş oldukça yavaş gidiyordu çünkü santim santim tabir yerindeyse, koca koca salonları ölçüyorduk. Mağara’nın turizme açık olmayan bölümün ilk salonuna bağlanan ve muz gölü diye adlandırdığımız göle geldik. Yaklaşık mağaraya girişimizden itibaren tam 13 saat geçmişti. Yorgunluktan gölden geldiğimizi unutup, yarım saat kırkbeş dakika,diğer salona pasaj bulmak için arandık. Bir sürü ufak deliğe girdik, çıktık.  Diğer arkadaşların hepsi yorgunluktan birer kayaya tünemiş benim bir delikten öbür deliğe girmemi seyrediyorlardı. “ tamam, aklımı sıyırdım” derken, golden geldiğimizi hatırladık. Neyse sonunda gölü botla geçip son salona vardık. 15 saat sonra mağara’dan çıkmıştık. 20 yıllık mağaracılık hayatımda ilk defa mağara da kaybolmuştum. Hoş değildi ama tedarikliydik, kaybolsak bile uzun saatler, bizi kurtarmaları için bekleyebilirdik. Neyse ki buna gerek kalmadı.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Insuyu tesislerinde öğlen yemeğimizi yerken keyfimiz yerine gelmişti. Bir işi başarmak ve bitirmek, büyük haz vermişti.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6764553475384246459-4127308594250170980?l=enderusuloglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/feeds/4127308594250170980/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2010/12/dogada-kaybolmak-yerustu-ve-yeralti.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/4127308594250170980'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/4127308594250170980'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2010/12/dogada-kaybolmak-yerustu-ve-yeralti.html' title='DOĞA’DA KAYBOLMAK: YERÜSTÜ VE YERALTI'/><author><name>Ender Usuloğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03660387316559632800</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/SV9GlMF4OsI/AAAAAAAAAAY/xaJdc4OeCXA/S220/DSC_0272.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6764553475384246459.post-1382979649491998099</id><published>2010-12-10T15:19:00.000+02:00</published><updated>2010-12-10T15:19:11.258+02:00</updated><title type='text'>MAĞARACILIK? O DA NE?</title><content type='html'>&lt;div align="CENTER" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;Yaklaşık 21 yıl evvel aşağı yukarı bu zamanlarda, okuduğum üniversitenin kampüsünde yeni tanıştığım Tunç Teber Torosdağlı arkadaşım, “ ben doğayla ilgili birşeyler yapmak istiyorum” dememle beni mağaracılık ile tanıştırdı. Aklımda kalan lafları “çok güzel kamp ateşimiz olur, hep beraber yemek yaparız” ile başlayan sonrasını unuttuğum bir muhabbetti. “ beraber “ yapılan bir şey olmasından dolayı galiba sadece yukarıdaki cümleler aklımda kalmıştı. Mağaracılık kulüp odasına gittiğimizde, üye aidatını ödemiş ve artık bende mağaracı olmuştum. İlerleyen aylarda, ilk gezim Çatalca’da Kocakuyu Mağarasına oldu. Mağaranın hemen yanında durup, malzemelerimizi hazırladık. O zamanlar çok da malzememiz yoktu. Çin kesleri, yün kazaklar, eski bir kot, basit bir kask ve Polonya karpit lambaları. Hazırlandık ve iki büyük odası olan, ağzı genişçe mağaraya kısa bir ip ile girdik. Toprak, yosun, çürümüş yaprak kokusu, karpit’in (asetilen gazı) kokusu ve mağaranın serinliği birbirine karışmış, hafif bir ürperti olarak sezgilerimi dürtüklüyordu. Bizden daha tecrübeli olan Metin Albükrek arkadaşımız, biz acemilerin fotoğraflarını çekerken bir taraftan da anlata anlata mağaranın derinliklerine indiriyordu. En son büyük salonda her acemiye yapılan klasik hareket yapıldı; bütün ışıklar söndürüldü. Toplam karanlık. Ve işte böylece mağara ve mağaracılıkla tanışmış olduk.&lt;/div&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;Mağaracılığı yaptıkça gördüm ki, diğer doğa sporlarından birçok farkı vardı. Bir kere gerçek anlamda bir ekip işiydi. İster yürüyerek girilen, isterse teknik malzeme ve iplerle inilmesi gereken mağaralar olsun, ben şimdiye kadar tek başına mağaraya giren bir mağaracı görmedim. Hele hele, naylon iplerle, teknik malzemeyi kayaya sabitleyerek, metrelerce derinlikteki mağaralarda, emniyetinizi ve hayatınızı arkadaşınıza bırakıyorsanız, gerçek anlamda ekip olmak gerektiren bir spordur.&lt;/div&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;Mağaracılığın diğer bir farkı, belki en önemlisi, keşif yapabilme imkanının ve keşfetme heyecanının olduğu bir spor dalı olmasıdır. Çıkılmadık zirve kalmadı Dünya’da ama ya mağaralar.. 1987 yılında mağaracılığa başladığımda, Türkiye’nin en derin mağarası -360 metre ile Düdencik idi. Şu anda, -1429 metre ile Peynirlikönü oldu. Yaklaşık 3’te 1’i kalker arazi olan ülkemizde, hala keşfedilmeyi bekleyen bir sürü mağara var ve keşfedecek olan mağaracıları türlü türlü sürprizler beklemektedir. İlk defa bir mağaraya girmek, onu ilk sizin bulmanız, mağaranın nasıl ilerleyeceği, ne kadar gideceği, ilk sizin ayak basmanız, ay’a ayak basmak kadar heyecanlı ve keşfetme güdülerini dürten bir maceradır.  &lt;/div&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt;Yazımın burasına kadar, mağaracılığın hep bir spor olduğunu vurguladım. Kendi camiasında ünlü mağara&lt;/span&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt;cı ve bilimadamı olan Paolo Forti’nin dediği gibi, mağara ve mağaracılık sadece bir spor değil, diğer bilim alanlarına hizmet eden mükemmel bir ortamdır. Jeoloji, jeomorfoloji, jeofizik, fizik, arkeoloji, psikoloji, paleontoloji, mühendislik, biyoloji ve ilaç gibi bilim alanlarını sayabiliriz. Gerçekten mağaraların, dış dünya’dan yalıtılmış ve kendine özgü ortamları bu alanlarda ki çalışmaları tetiklemiş ve yüzyıllardır bu bilim dallarına hizmet etmiştir. En son mağaralarda yapılan biyoloji tetkiklerinde, mineral yiyen “extremofiles” diye adlandırılan bakteriler bulunmuş ve şimdi bu bakteriler NASA bilim-adamları tarafından incelenmeye alınmış ve MARS’ta hayat olup olmadığına dair bulgulara ışık tutacak çalışmalar içine girilmiştir. Mağara’da bulunan bir bakteri türü ile MARS’ta hayatın var olup olmadığına uzanan bir bilimsel inceleme. İnsan düşündükçe heyecanlanıyor. Doğru veya yanlış, Dünya’da mağaracılığa, “speleoloji” yani mağara-bilim, mağaracılık yapanlara ise “speleolog” yani mağara-bilimci denmektedir. &lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;Yukarıda sözü geçen herhangi bir bilim dalından mezun değilseniz, mesela benim gibi Uluslararası İlişkiler’den mezunsanız, üzülmeyin sizin de en azından bilimsellik adına yapabileceğiniz şeyler var. Yaptığınız gezinin raporunu yazmak, keşfettiğiniz mağaranın ölçümünü alıp, haritasını çizmek bile başlı başına zevkli bir uğraş. Onu da mı yapamıyorsunuz, o zaman sizi fotoğraf çekmenin yaratıcılığı ile baş başa bırakalım. Bir düşünün, mağara içindesiniz, elinizde ışık kaynağı olarak, flaş, karpit lambası, magnezyum şeridi, mağara da doğanın yüzyıllarca yılda sabırla yarattığı muhteşem oluşumlar ve mağaracı mankenleriniz..Nasıl bir fotoğraf çekeceğiniz artık size kalmış.&lt;/div&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;1987 yılında başladığım mağaracılık artık benim ve ailemin kaçınılmaz bir parçası oldu. Eşimde mağaracıydı. Çocuklar olduktan sonra çok girmemeye başladı ama en azından bana ve çocuklara engel olmadı. Kızım, Elif Usuloğlu, 9 yaşında, iplerle yavaş yavaş da olsa dikey mağaraya inebilir hale geldi. Kısacası mağaracılık sadece hobi olmak için karmaşık ve sofistike bir spor ve bilim dalıdır. Yurtdışında aldığım T-shirt’ün üzerindeki yazı “Caving it is not just an adventure but it is an attitude”, “Mağaracılık sadece macera değil fakat tavırdır”, sanırım benim durumumu açıklıyor. Bir yaşam stili.&lt;/div&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;Geçenlerde, İlk mağaracılığa başladığım Koca-kuyu mağarasına fotoğraf çekmek için yine gittik. Bizim sadece iki salonlu dediğimiz mağara, Fransız bir mağaracının dikkatli keşifi ile 1-1,5 km uzadı.&lt;/div&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;Mağara işte böyle bir şeydir, tamam artık bitti dersiniz, bir yerlere açılır sürpriz yapar. Kalbimizde bıraktığı izler gibi.&lt;/div&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;Ender Usuloğlu&lt;/div&gt;&lt;div lang="tr-TR" style="margin-bottom: 0cm;"&gt;Mağaracı&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6764553475384246459-1382979649491998099?l=enderusuloglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/feeds/1382979649491998099/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2010/12/magaracilik-o-da-ne.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/1382979649491998099'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/1382979649491998099'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2010/12/magaracilik-o-da-ne.html' title='MAĞARACILIK? O DA NE?'/><author><name>Ender Usuloğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03660387316559632800</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/SV9GlMF4OsI/AAAAAAAAAAY/xaJdc4OeCXA/S220/DSC_0272.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6764553475384246459.post-2012862132273395047</id><published>2010-12-10T14:09:00.001+02:00</published><updated>2010-12-10T14:09:53.276+02:00</updated><title type='text'>Mağaracı sayısı neden artmıyor?</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #666666; font-family: Arial, Helvetica, Verdana, 'Bitstream Vera Sans', sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="rtejustify" style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify;"&gt;Bugün (18.10.2010) &amp;nbsp;liseli gençlere "mağara ve mağaracılık" konulu coğrafya dersinde 40 dakikalık sunum yaptık, Oana ile birlikte. Sunuma başlamadan evvel, merakımdan bir iki soru sordum, gençler ne kadar alakalı diye. Yaklaşık 80 tane pırıl pırıl genç vardı karşımda hepsi, halleri vakitleri yerinde ailelerden geliyorlardı.&lt;/div&gt;&lt;div class="rtejustify" style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify;"&gt;1. Kaç kişiniz doğaya çıkıp kamp yaptı? dedim. Oturup tek tek saymadım ama yaklaşık 10 kişi filandı el kaldıran.&lt;/div&gt;&lt;div class="rtejustify" style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify;"&gt;2. Kaç kişi mağaraya girdi? turistik de olabilir &amp;nbsp;dedim. Yaklaşık 3-4 kişi parmak kaldırdı, bunlardan bir tanesi oğlumdu zaten.&lt;/div&gt;&lt;div class="rtejustify" style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify;"&gt;3. Kaç kişi denizde dalış yaptı dedim? Çok parmak bekliyordum. İyi halli ailelerden geldikleri ve güzel yazlık yerlerde tatil yaptıklarını düşünerek ama yine de 3 kişi filandı, bunlardan bir tanesi gene benim oğlandı.&lt;/div&gt;&lt;div class="rtejustify" style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify;"&gt;Sunumda mağaracılıkla uğraşanların niye artmadığını 3-4 madde ile kendimce sıraladım. Sanırım artmamasının en büyük sebebi "BİLİNMEMESİ". Bilinmeyen bir şey artmaz artamaz değil mi? ASPEG kurulduğunda beridir en temel prensibi, mağaracılığı yaymak, kendi içine kapanık bir grup olmamak. Geçen yıl Robert Kolej'de gençlere hem mağaracılığı hem de diğer doğada bir takım bilimsel çalışmaları yapabilecekleri bir kamp organize etmeye çalıştık ama olmadı. Neden? çünkü ilgi günden güne giderek azaldı ve o kadar az kişi kaldı ki yapmak anlamsızlaştı..&lt;/div&gt;&lt;div class="rtejustify" style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify;"&gt;Şimdi Hisar Eğitim Okulunda mağaraları ve mağaracılığı tanıtma imkanı bulduk ve tabii ki balıklama atladık. Önce tanıtım dedik ve 40 dakikalık sunum yaptık. Mağaralar nasıl oluşur, kireçtaşı nedir? karstik şekiller nelerdir? mağaracılık nedir? gibi temel bazı konulara değindik. Bakalım, bahar'da Dupnisa mağarasına götüreceğiz gençlerimizi.&amp;nbsp;İnşallah (ve mutlaka), Ulus ve Pınarbaşı'ndaki liseli gençlere de bu tanıtım eğitimlerini vereceğiz.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="rtejustify" style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify;"&gt;Kendini ifade etmek, yaptığın işi tanıtmak çok ama çok önemli. Mağaralar konusunda bilgili insanla, bilmeyen insanların arasındaki farkı sanırım anlatmama gerek yok.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="rtejustify" style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify;"&gt;Son 10-15 yılda dernek, kulüp, grup ne dersiniz deyin, kurumlar mağaracılık alanında arttı ama sayıda açıkçası benim beklediğim artışlar olmadı.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="rtejustify" style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify;"&gt;İnternetinde yaygınlaşmasıyla, tanıtım imkanları iyice arttı. Bu imkanları olabildiğince kullanmalıyız ve bıkıp usanmadan yeni insanları mağaracılıkla tanıştırmalıyız. Bir arkadaşımızın dediği gibi mağaracı her çeşit insan olmalı.&lt;/div&gt;&lt;div class="rtejustify" style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify;"&gt;Artış olmamasının ikinci bir sebebi olarak, mağaracılığın ekip işi olduğu ve mutlaka ekip olarak çalışmak gerektiğini vurguladım.&lt;/div&gt;&lt;div class="rtejustify" style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify;"&gt;En son TMB'de geçen yazışmalardan da gördüğümüz gibi olumlu yönde gelişen çok bir şey yok. Şimdi herkes atlamasın ama ama diye..Tabii ki bir takım pozitif işler yapılıyor ama daha yapıcı ve birleşmiş bir mağaracılık ortamı olsa, bu yapılanların kat be katı yapılırdı. Bu kadar harala gürelenin ortasına yeni mağaracı gelir mi? gelen ne kadar kalır? bilemiyorum.&lt;/div&gt;&lt;div class="rtejustify" style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify;"&gt;Kısacası olay maddi değil. Tanıtım ve mağaracılıkla uğraşmak isteyen insanları elde tutmak ve yenilerini katmak.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6764553475384246459-2012862132273395047?l=enderusuloglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/feeds/2012862132273395047/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2010/12/magarac-says-neden-artmyor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/2012862132273395047'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/2012862132273395047'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2010/12/magarac-says-neden-artmyor.html' title='Mağaracı sayısı neden artmıyor?'/><author><name>Ender Usuloğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03660387316559632800</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/SV9GlMF4OsI/AAAAAAAAAAY/xaJdc4OeCXA/S220/DSC_0272.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6764553475384246459.post-7377513920505873381</id><published>2010-12-10T14:08:00.002+02:00</published><updated>2010-12-10T14:08:46.875+02:00</updated><title type='text'>Sadece Mağaraları Korumak mı?</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #666666; font-family: Arial, Helvetica, Verdana, 'Bitstream Vera Sans', sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Yaklaşık 5-6 günlük Orta Toroslarda mağara araştırma gezisinden geri döndük. Geçenlerde Pınarbaşı Kastamonu'da yerel otoritelere yaptığımız sunumda kireçtaşlarının kirlenmeye en açık arazi yapısı olduğundan bahsetmiştik ve mutlaka kirliliğin engellenmesi gerektiğini söylemiştik. Projelerimiz nedeniyle konsantrasyonumuz Türkiye'nin kuzeyindeyken güneydeki tehlikelerin farkına varamadık. En büyük tehlike yayların tehlikeli biçimde betonlaşması ve kirlenmesi.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;En somut örneğini, Hadim Korualan Perşembe yaylasında gördük. İnsanlar sadece 3 ayını geçirmek için betorname evler, villalar hatta cami filan yapmışlar. Bu yaylada da çok büyük bir havzanın suyunu toplayan bir düden var. Müthiş bir ağzı var ve yazın en kurak mevsimde bile içine deli gibi su giriyor, hem de 3 koldan topladığı sular. Yaylalar kime ait? Devlete. Gel gör ki, yaylalara yerleşen aşağı köy sakinleri müthiş bir şekilde yağmalama işlemine girmiş ve hatta arazi yüzünden yan yaylada yerleşik diğer köylerin sakinleri ile düşman bile olmuşlar, arada adamlar ölmüş, 3 onlardan 3 bunlardan. Yaşlı bir ihtiyarın boğazını kesmişler en son. Yan yayla bu yaylanın sakinlerini (!) kaçırmak için düdenin ağzını beton ve çimento ile kapatmış. Yaylayı su basacak aklı sıra...Şaka gibi değil mi? ama değil. Bunu fark eden yayla sakinleri, hemen delik açıyorlar koskoca mağaranın ağzında ve betonun bir kısmını yıkıyorlar. Oh! neyse artık su altında kalmayacaklar. Fakat bu kadar akan suyun boşa gitmesine de gönülleri razı olmuyor. Ne mi yapıyorlar? bahçeleri sulamak için mağaranın önüne setten havuzlar yapıp, elektrikte üreteceklermiş. Mini HES vakası yani anlayacağınız. Biz gördük bütün yaylanın etrafındaki elektrik direkleri yetmiyormuş gibi bir de mağaranın ağzına trafo, direk v.b. bilumum malzeme yığılmış. Tabii ki mağaranın ağzına kadar açılan yollardan bahsetmeyeyim.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Neyse, mağaranın devasa ağzı, muhteşem heybetli görünüşü ve potansiyeline istinaden bir keşif yapalım dedik ve içeri girdik. Mağara sola dönüp 100 m ilerde sifon yaptı. Devasa giden bir iki kolla beraber güzel bir mağara dedik ama içi inanılmaz pisti. Ne ararsan var içerde!...Terlikler, plastik torbalar, pet şiseler neler neler !. İçim burkuldu. Kışın 2-3 m yağan kar sadece bu yayladan değil diğer yaylalardan da önününde ne varsa katıp getiriyor haliyle. bu kirli suyu da aşağıdaki kasaba ve köyler içiyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Bu kirlenmeyi her yaylada gördük ve inanılmaz bir biçimde betonlaşmaya doğru gidiyor yaylalar!. Buna nasıl dur denir bilemiyorum. Belki kamuoyu yaratarak başka bir şey gelmiyor aklıma.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Federasyon ve mağara koruma kurulumuz belki bir protesto mektubu yazarsa, en azından bir adım atmış oluruz bu konuda.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6764553475384246459-7377513920505873381?l=enderusuloglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/feeds/7377513920505873381/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2010/12/sadece-magaralar-korumak-m.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/7377513920505873381'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/7377513920505873381'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2010/12/sadece-magaralar-korumak-m.html' title='Sadece Mağaraları Korumak mı?'/><author><name>Ender Usuloğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03660387316559632800</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/SV9GlMF4OsI/AAAAAAAAAAY/xaJdc4OeCXA/S220/DSC_0272.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6764553475384246459.post-5877847470044438367</id><published>2010-12-10T14:08:00.000+02:00</published><updated>2010-12-10T14:08:01.564+02:00</updated><title type='text'>Acı çekmek / İş yapmak/ Hobi</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #666666; font-family: Arial, Helvetica, Verdana, 'Bitstream Vera Sans', sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Rahmetli Evren Günay ile mağaracılık yaparken, yavaş yavaş etrafımızdakileri de etkileyerek "acı çekmeye" geldik diye bağıra bağıra gezilere giderdik. Mazoist değildik ama kendimizi hem zor koşullara hazırlamak hem de gaz vermek için böyle bir söylemde bulunurduk.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Araştırdığımız mağara hele hele zorlu ve devam eden bir mağara ise ve keşfe devam etmek istiyorsak bu noktadan sonra mağaracılığa hobi olarak bakmıyorduk, bakamazdık. Mağaracılık gibi HOBİ olarak zaman harcadığımız her uğraşta zorlanmaya başladığımız an, ki bu fiziksel veya ruhsal olabilir, &amp;nbsp;şevkimiz kırılır, heyecanımız gider ve sonunda da bırakırız.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Mağaracılık, bir hobi olabilmek için, bir-iki gömlek bol gelen bir uğraştır. Mağaracılığın sportif yönüyle uğraşıyorsanız, kondisyonlu olmanız lazım, zorluklara gelebiliyor olmanız lazım, hem fiziksel hem de ruhsal hazır olmanız lazımdır. Mağaracılığın ilgili olduğu bilimsel alanlardan birisiyle uğraşıyorsanız, o bilime yatkın olmanız lazım, bilgili olmanız lazım, en basitinden harita çizmek için bile uzun eğitimlerden geçip, saatlerce soğuk, ıslak ve karanlık ortamda ölçüm almanız lazım.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Acı çekmek her ne kadar fiziksel bir zorluğu çağrıştırsa da, aslında her bakımdan hobicilikten öteye atlamak demektir. Mağaracılık, hobi olamayacak kadar güzel, zevkli çok yönlü ama aynı zamanda acı verecek kadar da meşakkatli bir uğraştır.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Acı çekme tahammülümüzü yukarı çekelim hep beraber ve acı çekmeye gidelim :)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6764553475384246459-5877847470044438367?l=enderusuloglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/feeds/5877847470044438367/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2010/12/ac-cekmek-is-yapmak-hobi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/5877847470044438367'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/5877847470044438367'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2010/12/ac-cekmek-is-yapmak-hobi.html' title='Acı çekmek / İş yapmak/ Hobi'/><author><name>Ender Usuloğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03660387316559632800</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/SV9GlMF4OsI/AAAAAAAAAAY/xaJdc4OeCXA/S220/DSC_0272.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6764553475384246459.post-4698666450919777242</id><published>2010-12-10T14:06:00.001+02:00</published><updated>2010-12-10T14:06:58.894+02:00</updated><title type='text'>Birçok uğraş gibi döşeme yapmakta ayrıcalıktır yazısı II</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #666666; font-family: Arial, Helvetica, Verdana, 'Bitstream Vera Sans', sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Sevgili Bedrimin yazısından sonra bir de baktım uzun zamandır bir şey yazmamışım, bu yazıda aklımda kalan&amp;nbsp;&lt;strong&gt;kötü döşeme&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;hatıralarımı paylaşayım dedim. Hoş, son gezilerde ve yemeklerde, etrafımızdaki insanlarla hele hele de Ali Aytan ve Süha'nın o bal dolu muhabbet ortamlarında yeri ve aklıma geldikçe paylaşıyorum ama burada da herkesle paylaşayım istedim.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Öncelikle &amp;nbsp;20-21 yıl geçtiği için bana kimin SRT öğrettiğini hatırlamıyorum galiba Tunç Teber'di. Hele hele bana birisinin "aha da bu çekiç bu da sürücü, böyle de duvara dübeli çakarsın " demesini yani bire bir benle ilgilendiğini hiç hatırlamıyorum. Metin Albukrek'in bire bir eğitim gibi anlattığı karpit lambasını, o da gezide Yatağan'da "boruyu ağzına alıp hüpleteceksin ve tıkanan lambayı açacaksın" demesini ve benim şaşkınlıkla isli boruya bakmamı (dikkat manyetolu çakmak, petzl markalarından bahsetmiyorum :) ve bir de yine Metin'in 2 saat masa başında bana verdiği harita eğitimini hatırlıyorum. Diğer eskilere haksızlık etmek istemem ama hatırladıklarım bunlar.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Şimdiki gibi arkası arkasına herkesi takip ettiğimiz sistematiği belli bir eğitim yoktu. Kim o an boşsa, alırdık elimize ipi sallanırdık. Bedri'lerin zamanında (yanlışsam düzelt beni :) yavaş yavaş oluşmaya başlamıştı bu sistem.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Böyle bir eğitim geçmişinden gelince tabii, ne yanlışlar yaptık, neler neler...Karlık yemeğinde Süha'nın Uluyayla Düdeni'nde bir inişi inerken gösterdiğim bir dia'da daha ben "burada bir yanlışlık var nedir?" demeye kalmadan herkes "amma aşağıya çakmışsınız" dediler ve gülüştük. Evet hakikaten, dübelleri o kadar aşağıya çakmışız ki, girmesi zor, çıkması zor, sürtünmesi ayrı dert..&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;En son Karlık Kuylucu'ndayız. Ali Aytan'a anlatıyorum mağaranın yukarı kısımlarında döşeme yaparken...Son galeriye inerken, tek dübelle iniliyor. Emniyeti var mıydı hatırlamıyorum?. o dübeli de ben çakmıştım ve gene aşağıya çakmışım, iniş çok kolaydı ama çıkarken bir kastım kastım sormayın gitsin :) Ayağımı eşiğe atamıyorum ve debeleniyorum, 10 dakika debelendikten sonra çantamdaki kısa ip merdiven geldi aklıma, onu taktım karabine de çıkabildim.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Sevgili Bülent Genç'in hala bana hatırlattığı bir dübel çıkma hikayesini de anlatayım burada. Giden Gelmez'lerdeyiz, rahmetli İskender'de var. Düden'in ismi galiba Çakılönü düdeniydi. Çok güzel 4-5 m genişlikte kanyon girişinden sonra sola doğru sert bir dönüşle devasa bir salona çıkar. Dere bir taraftan akarken, sen bir taraftan, yanından inersin ve salon sağa doğru kırık içinde dönüş yapar ve dere 40-45 m çağlayan yaparak iner. Bizde kanyon gibi yerin ortasında bu inişi yapıyoruz. Döşedik ve indik. Dere ile aşağıda buluştuk fakat yere son 3 m kala yukarıda bir yerde ip sürtüyor. Ben en son çıkarken oraya sürtünmeyi yok etmek için mecburen (doğal bağlantı yoktu) dübel çaktım. Çaktığım duvardan su sızıyor ve dübelin içindeki kaya tozu çamura dönüştüğü için temizlemekte zorlanıyorum. Neyse çakmayı bitirdim ama çakma işlemi de çabuk bitti (allah allah!) ve koniyi yerleştirdim ve patlattım, sözdeymiş...İçime de sinmedi ama dübeli dışarı çekecek bir pozisyon olmadığı için yukarı çıktım. Bülent bir sonraki girişi yaparken, uyardım "dübeli çaktım ama sanırım kötü oldu, dışarı çekmeyin" dedim. Bülent'te dübele geldiğinde burası net değil benim için çünkü hiçbir zaman söylemedi dübelin üzerindeyken mi yoksa elle oturmadan mı zorladığını, dübel çıkmış. Sık sık anlatır, dalgasını geçer benimle :)&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&amp;nbsp;Bedriyle Dağlı Kuylucundayız. İkimiz derenin girdiği yerden döşemeye karar verdik. Ufak ama derin cadıkazanlarında, ıslanmamak için maymunumsu hareketler yaparak döşeme yapıyoruz. Dağlı tarafındaki açıklığa geldik, hava kararmıştı. Galiba Bedriydi, çağlayanın yanından indi ve seslendi "aa burada bir kol var diye". Hemen bende yanına geldim ve süzüldük içeri, hayda bu kol langır lungur gidiyor ve ilk şimdiki ipsiz indiğimiz 5 m'lik yerden döndük. Cık'ı böyle bulmuştuk. Bu nerden çıktı şimdi derseniz diye ehh, arada bir güzel yaptığımız şeyleri de anlatayım, Bedri'yi de anayım dedim.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6764553475384246459-4698666450919777242?l=enderusuloglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/feeds/4698666450919777242/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2010/12/bircok-ugras-gibi-doseme-yapmakta.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/4698666450919777242'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/4698666450919777242'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2010/12/bircok-ugras-gibi-doseme-yapmakta.html' title='Birçok uğraş gibi döşeme yapmakta ayrıcalıktır yazısı II'/><author><name>Ender Usuloğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03660387316559632800</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/SV9GlMF4OsI/AAAAAAAAAAY/xaJdc4OeCXA/S220/DSC_0272.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6764553475384246459.post-6576964853338565414</id><published>2010-12-10T14:05:00.003+02:00</published><updated>2010-12-10T14:05:59.639+02:00</updated><title type='text'>Doğal Bağlantılar</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #666666; font-family: Arial, Helvetica, Verdana, 'Bitstream Vera Sans', sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Marmara Adası'nda daha evvelden keşfini yaptığımız 3 tane mağarayı bitirmek amacıyla bu haftasonu oradaydık.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;İlk mağara, obruk şeklinde yaklaşık 30 m dikey gidiyordu. Heyecanla giyindik ve döşeme için bakınmaya başladık. Döşeme için güzel 2 tane doğal bağlantı bulduk. 1'i perlonla diğeri de çelik telle..Emre ile beraber döşemeleri yaptıktan sonra aşağıya indim. İlk inişin yaklaşık 14 m si 75 derece (sonradan ölçtük) ile gidiyor ve sonra tamamen dikeyleşerek 20 m daha iniyordu. Mecburen dübel çakmak gerekiyordu ki, eski bir dübel gördüm. Benden hemen sonra Emre'de yukarda girişte 3 tane daha dübel gördü. Haydi iniş ortasındaki dübel neyse de, başlangıçtaki dübeller son derece gereksiz çakılmış. O kadar doğal bağlantılık yer varken neden?.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;ASPEG'in ilk gezisi MADAG'la beraber Kırkgözler kaynaklarındayız ve civardaki mağaraları araştırıyoruz. Tabak-1'e yakın, yürüme mesafesinde güvercinlik obruğu var... Tüp gibi inen 25 m'lik bir iniş ve sonunda ufak bir göl ile bitiyor. Girişteki kayalardan gayet güzel doğal bağlantılarla inişin tam ortasından hiçbir yere değmeden indik. Tam inerken bir baktık, birileri 1-2 tane dübel çakmış. Olacak gibi değil. &amp;nbsp;Onca doğal bağlantı yapılacak yer varken, dübel çakmak &amp;nbsp;neden?&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Yine aynı gezide, Tabak-2 obruğundayız. Burası oldukça derin bir obruk. Girişinde ağaçlar var ve kademeli (açılı) bir şekilde bir yere kadar indikten sonra 90 derece iniş başlıyor. Direk inişin başına kadar doğal (oldukça sağlam) bağlantılarla geldik. Doğal yaptığımız yerin bir iki tanesinde dübel çakılmıştı. Sağlam doğal bağlantılar dururken neden?.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Burada kimin çaktığı önemli değil, niçin gereksiz yere dübel çakıldığı önemli. Doğal bağlantıya olan güvensizlik mi? dübel'e olan aşırı güven mi? yoksa sadece vurdumduymaz bir alışkanlık mı? " abi biz heryere dübel gömeriz" muhabbeti mi? nedir anlamış değilim.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Bilemiyorum biz hep olabildiğince doğal bağlantı yapmaya şartlandırıldık galiba. Doğal bağlantıların avantajı:&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;1. Daha hızlı döşeme yapılması&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;2. Daha az enerji harcanması&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;3. Sarfiyatın (malzeme) olmaması&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;4. Doğru bağlantı bulunursa, dübelden çok daha güvenilir olması&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;5. Daha çevreci olması&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Olabildiğince doğal bağlantı kullanalım. Doğal'a güvenelim.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6764553475384246459-6576964853338565414?l=enderusuloglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/feeds/6576964853338565414/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2010/12/dogal-baglantlar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/6576964853338565414'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/6576964853338565414'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2010/12/dogal-baglantlar.html' title='Doğal Bağlantılar'/><author><name>Ender Usuloğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03660387316559632800</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/SV9GlMF4OsI/AAAAAAAAAAY/xaJdc4OeCXA/S220/DSC_0272.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6764553475384246459.post-5912606050112043248</id><published>2010-12-10T14:05:00.001+02:00</published><updated>2010-12-10T14:05:09.357+02:00</updated><title type='text'>TMF ne yapmalı?</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #666666; font-family: Arial, Helvetica, Verdana, 'Bitstream Vera Sans', sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Ali Yamaç’ın kendine has üslubu ile yazdığı ve birçok noktada katıldığım Türkiye Mağaracılar Birliği’nin bugünkü durumunu bir köşeye bırakarak TMB'nin geleceği konusunda yazmak ve düşüncelerimi bir kere daha burada paylaşmak istiyorum. Yani TMB’de ne yapmalıyızı konuşmaya başlayalım belki yanılıyor olabilirim ama bu konuda pek bir mesafe kat edilmedi.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;strong&gt;NE YAPMALI?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;ol style="list-style-type: decimal; margin-bottom: 1.5em; margin-left: 2em; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;li style="line-height: 18px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Başından beri, Birlik yapısının (tüzel kişiliği, resmiyeti ne derseniz o) değişmesinin gerekmediğinden bahsettim. Yani; aynası iştir kişinin yaşa bakılmaz. Siz birlik olarak bir şeyler ürettikçe, ortaya iş koydukça sizleri herkes ciddiye alır. Bunun için illa ki resmi olması (De jure) gerekmiyor. De facto yaptığınız işler zaten ciddiye alınacaktır. AMA diyelim ki ısrar ediyoruz bu resmiyetlik konusunda? PEKİ.. O zaman;&amp;nbsp;&lt;strong&gt;Derneklerin kurduğu bir federasyon&lt;/strong&gt;olduk diyelim.&lt;ul style="list-style-type: disc; margin-bottom: 0px; margin-left: 2em; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;li style="line-height: 18px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Üniversite kulüpleri mutlaka karar mekanizması içinde yer almalıdır. Yani her üniversite kulubünün, federasyona üye olan dernek kadar&amp;nbsp;&lt;strong&gt;eşit oy verme hakkı&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;olmalıdır.&lt;/li&gt;&lt;li style="line-height: 18px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Karar verme mekanizması içinde üniversite kulüplerinin çoğunlukla seçtiği herhangi bir karar, derneklerin aksi oyuna rağmen (azınlıkta ise) geçirilmelidir. Derneklerin resmi olarak temsil ve dolayısıyla SORUMLU olması çoğunluk kararına (üniversite kulüplerinin diyelim) saygı göstermemesine ve derneklerin azınlık kararı yönünde bir oy çıkarması KESİNLİKLE beklenemez.&lt;/li&gt;&lt;li style="line-height: 18px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Her dernek ve üniversite kulübü eşit oy hakkına sahip olmalıdır.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;/li&gt;&lt;li style="line-height: 18px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;strong&gt;Federasyon, bir üst yapıdır. Derneklerin/Kulüplerin oluşturduğu bir kurumdur. Dolayısıyla Federasyon işleri, her kurumdan bir kişi ile temsil edilir ve kurul olarak alınır.&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;Şimdiye kadar TMB’de kimin sesi yüksek çıkarsa, güruh halinde kararlar alındı. Bu bırakılmalıdır.&lt;/li&gt;&lt;li style="line-height: 18px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;strong&gt;Peki, temsilciler haricinde diğer mağaracıların sesi hiç mi duyulmayacak?&lt;/strong&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Tabii ki duyulacak… Federasyon yıllık toplantıları, herkesin büyük fedakarlıkla bir araya geldiği ortamlardır. Burada esas olan, mağaracıların 2 türlü seslerini duyurması olmalıdır.&lt;/div&gt;&lt;ul style="list-style-type: disc; margin-bottom: 0px; margin-left: 2em; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;li style="line-height: 18px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Grup olarak. Her grup kendini ifade edecek şekilde yazılı (poster v.b.), sözel ve görsel sunumlarla, yaptıkları mağaracılık aktivitelerini paylaşabilecekleri bir ortam bulabilmeleri&lt;/li&gt;&lt;li style="line-height: 18px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Ferdi veya Grup olarak. Temsilciler tarafından çizilen/alınan politikaların/kararların ve genel sekreterlik tarafından yürütülen bu politikaları tartışabilecekleri, yıllık toplantı sonunda herkesin geri bildirimde bulunabileceği 2-3 saatlik bir serbest ortam bulabilmeleri elzemdir.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;strong&gt;Dolayısıyla, her yıl düzenlenen TMB toplantıları, KURULTAY havasında geçmelidir.&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;Şimdiye kadar, 4-5 yılda düzensiz bir şekilde düzenlenen sempozyumlar bir miktar gruplara kendilerini ifade etme olanağı vermiştir. O kadar.&lt;/li&gt;&lt;li style="line-height: 18px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;strong&gt;Genel Sekreterlik&lt;/strong&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Temsilciler tarafından alınan bütün kararları yürüten ve oluşturulan kurulları denetleyen genel sekreterliktir. Genel Sekreterlik diyorum çünkü bu&amp;nbsp;&lt;strong&gt;1 kişinin harcı değildir.&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Genel Sekreterlik&lt;/div&gt;&lt;ul style="list-style-type: disc; margin-bottom: 0px; margin-left: 2em; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;li style="line-height: 18px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Genel Sekreter&lt;/li&gt;&lt;li style="line-height: 18px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Yardımcısı&lt;/li&gt;&lt;li style="line-height: 18px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Halkla İlişkiler Sorumlusu&lt;/li&gt;&lt;li style="line-height: 18px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Hukuk bölümü&lt;/li&gt;&lt;li style="line-height: 18px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Kurullar koordinatörü&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Olmak üzere örgütlenmeli ve yürütmede serbest olmalıdır. Yetkiye sahip olmalıdır. Sonuçta, temsilciler nezdinde bütün mağaracılara karşı sorumludurlar ve iyi iş çıkarmazlarsa, seçilmezler.&lt;/div&gt;&lt;/li&gt;&lt;li style="line-height: 18px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;strong&gt;Federasyonun Sorumlulukları&lt;/strong&gt;&lt;ul style="list-style-type: disc; margin-bottom: 0px; margin-left: 2em; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;li style="line-height: 18px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Yıllık toplantılar ile iletişimi (her türlü) geliştirmek&lt;/li&gt;&lt;li style="line-height: 18px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Ortak amaçlar ve hedefler doğrultusunda mağaracılık camiasına yön vermek&lt;/li&gt;&lt;li style="line-height: 18px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Eğitim (pratik ve teorik) vermek ve standartları belirlemek&lt;/li&gt;&lt;li style="line-height: 18px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Bilimsel çalışmaları finanse etmek veya finans bulmak&lt;/li&gt;&lt;li style="line-height: 18px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Ortak kurtarma organizasyonunu sağlamak&lt;/li&gt;&lt;li style="line-height: 18px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Ortak geziler düzenleyerek, farklı mağaracılar arasındaki tecrübelenmeyi dengelemek ve paylaşmalarını sağlamak&lt;/li&gt;&lt;li style="line-height: 18px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Mağaracılığı yaymak ve Türkiye’de ki mağaraların artan bir şekilde keşfine katkıda bulunmak&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ol&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Bunlar olduğu takdirde, o zaman TMB veya Federasyon veya ne derseniz deyin, bu&amp;nbsp;&lt;strong&gt;birliktelik&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;benim için bir anlam ifade edecektir.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Günün sonunda, iş yapmak ortaya ürün çıkarmak başka bir şey değil.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6764553475384246459-5912606050112043248?l=enderusuloglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/feeds/5912606050112043248/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2010/12/tmf-ne-yapmal.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/5912606050112043248'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/5912606050112043248'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2010/12/tmf-ne-yapmal.html' title='TMF ne yapmalı?'/><author><name>Ender Usuloğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03660387316559632800</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/SV9GlMF4OsI/AAAAAAAAAAY/xaJdc4OeCXA/S220/DSC_0272.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6764553475384246459.post-1505601720411732468</id><published>2010-12-10T14:04:00.000+02:00</published><updated>2010-12-10T14:04:10.238+02:00</updated><title type='text'>Para ve Mağaracılık</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #666666; font-family: Arial, Helvetica, Verdana, 'Bitstream Vera Sans', sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;span lang="TR" style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Mağaracılık ve para, yan yana düşünüldüğünde genelde çoğumuzda amatör ruhluktan çıkmak, davaya ihanet gibi gözüken kavramlar gibi gözüküyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;span lang="TR" style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Bir kişi diyelim mağaracılığa ilgi duydu ve bu işe gönül verdi. Gönül vermesi yetmiyor tabii bayağı bir para vermesi de gerekiyor. Mağaracılık malzemelerini almadan evvel kamp malzemelerini alması gerekiyor kişinin. Uyku tulumu, mat, çadır, sırt çantası ve kamp giysi ve ayakkabıları başlangıçtır. En ucuzundan dahi olsa yukarıda malzemelerin bedeli&lt;span style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;1000 TL’yi rahatlıkla geçer. Şimdi bu kişi mağaracılığa başlayacak, diyelim ki önce yatay mağaralara girdi. Düzgün bir şekilde malzeme almaya kalkarsa dış tulum, iç tulum, çizme, mağaracı kaskı, fener ve/veya karpit lambası toplamda 500 TL’ye yakın bir meblağ tutacaktır. Eh, şimdi bu kişi devamlı yatay mağaralara girecek değil ya, dikey mağaralara da girecek, araştırma yapacak. Tek ip üzerinde inmeye ve çıkmaya yarayacak malzemeler: indirici, el ve göğüs kıskacı, emniyet kemeri, göğüs çaprazı, karabinler dediniz mi yaklaşık 500 TL’ye yakın bir meblağ’da bu teknik malzemeler tutacaktır. Evet artık ciddi ciddi her türlü mağaraya girmek için malzemeniz hazır ve bunun için yaklaşık 2,000 TL’ye yakın bir para harcadınız. Ama durun! Ya döşeme malzemesi.&amp;nbsp;&lt;span style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Mağaraya girmek için ip lazım, karabinler, perlonlar gibi birçok teknik malzeme gerekiyor. Şimdi bu noktadan sonra kişisel olarak belki değil ama grup olarak yatırım yapmanız lazım. Ciddi derinliklerde ki (yatay veya dikey) mağaraları araştırmak, incelemek ve en azından haritasını çıkartabilmek için yaklaşık 10.000 TL’nin üzerinde malzeme almak gerekiyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;span lang="TR" style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Bu harcamaların ister kişisel ister grup olarak içine etkinlik harcamaları, diğer dernek harcamaları (kira, yayın ve benzeri)&lt;span style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;ve bilimsel araştırmalar için yapılacak harcamalar dahil değildir…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;span lang="TR" style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Kısacası, mağaracılıkla uğraşmak pahalıdır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;span lang="TR" style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Mağaracılık için ve mağaracılıktan para kazanmak, döner sermaye yaratmak…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;span lang="TR" style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Mağaralara zarar vermeyecekse, mağaracılığı yaygınlaştıracaksa ve ilerletecekse neden olmasın? Bir sonraki yazıda bazı fikirlerimi sizlerle paylaşacağım.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6764553475384246459-1505601720411732468?l=enderusuloglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/feeds/1505601720411732468/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2010/12/para-ve-magaraclk.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/1505601720411732468'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/1505601720411732468'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2010/12/para-ve-magaraclk.html' title='Para ve Mağaracılık'/><author><name>Ender Usuloğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03660387316559632800</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/SV9GlMF4OsI/AAAAAAAAAAY/xaJdc4OeCXA/S220/DSC_0272.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6764553475384246459.post-5794159779802610564</id><published>2010-12-10T14:03:00.001+02:00</published><updated>2010-12-10T14:03:14.126+02:00</updated><title type='text'>PAYLAŞIM VE MAĞARACILIK AHLAKI</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #666666; font-family: Arial, Helvetica, Verdana, 'Bitstream Vera Sans', sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Mağaracılık etiği/ahlakı nedir?&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Bizim eskilerden öğrendiğimiz çok basit bir kural vardır; bir mağara'nın araştırılması bir dernek/kulüp tarafından yapılıyorsa, araştırılması bitene ve makul bir sürede raporu ve haritası çıkana kadar, beklemek ve girmemekti veya en azından girilecekse bile beraberce (araştıranların gezisi olmak kaydıyla) misafir şeklinde girilebileceğidir.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Yine eskiden, Türkiye coğrafyasının büyük, kireçtaşı olan alanların fazla olması ve mağaracılıkla uğraşan STK'ların az olmasından dolayı, herkesin zımnen araştırdığı bölgesi vardı..Mesela; MAD alışkanlık haline getirmiş birazda Ankara'ya olan yakınlığından Aladağlar ve civarında araştırma yaparken, BÜMAK Kastamonu ve batı ve orta Toroslarda araştırma yapıyordu. Dolayısıyla kimse çakışmıyordu. Fakat bu eskidendi..Maalesef mağaracı sayısı artmasa da, kulüp ve dernek sayısı artmış, değişik bölgelere gidilir oldu..&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Kişisel fikrim, en eski etik bence yeterlidir. Bölge tanımlaması gibi birşey mağaracılık etiğine sığmaz. Koskoca bölgeyi sahiplenmek kadar abes bir şey olamaz.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;2 önceki TMB toplantısında tecrübeli Bulgar mağaracı dostumuz Alexey, kendilerindeki uygulamayı anlattı. Araştırma yapılan bir mağaraya başka bir grup, eğitim amaçlı girebilir ama araştırma yapamaz, haritasını çıkaramaz. Benim bildiğim etikten biraz farklı olmakla beraber bana bu da makul geliyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Birde şöyle bir problem olabiliyor. Diyelim ki, bir mağara bir grup tarafından araştırıldı ama raporu ve haritası çıkmadı.Şimdi bu durumda ne yapılmalı? Başka gruplar, rapor ve haritanın çıkmasını beklemeli mi?.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Bence beklemeli çünkü araştırmak ve ölçüm almak zahmetli bir iş ve büyük bir emek gerektiriyor. Emeğe saygı göstermek lazım kesinlikle. Ama?...&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Kültürümüz yazılı bir kültür olmadığı, mağaracılarımızın genelleme yaparsak yazmada tembel olması, bir araştırma sonucunun rapor veya harita olarak yani nihai bir ürün olarak ortaya konması bazen yıllar alabiliyor. Şimdi, diğer gruplar ne kadar bekleyecek?&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Bence bir araştırma bitip bunun rapor ve haritasının yayınlanması en fazla 3 ay içinde olmalıdır. Bu yazılı bir ürün ortaya çıkarmak için yeterli bir zamandır.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Özetlemek gerekirse;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;1. Araştırılması bitirilmeyen bir mağaraya başka bir grubun girmemesi en azından beraberce girilmesi (rızalı) iyi bir ahlaktır.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;2. Eğer araştırmayı bitiremeyen grup, bir şekilde bunu mağaracılık camiasına iletmiş ve araştırmam devam ediyor, gene gelecem ve araştıracam diyorsa, bence bunu en geç 1 yıl içinde yapmalıdır.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;3. Araştırması biten mağaranın yazılı ürün olarak ortaya çıkması için 3 ay beklemek makul bir zamandır. Bu zaman geçtiği halde birşey yoksa ortada o zaman başkaları girebilir.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;BUNUN HARİCİNDE BİR ETİK var mıdır?&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Bu ahlak anlayışını tabii ki gruplar arası olarak düşünmek lazım. Burada, fotoğraftan başka birşey alma, ayak izinden başka birşey bırakma gibi mağaracılığa yönelik etikler vardır ama ben bunlardan bahsetmiyorum.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Gruplar arasında bence başka etik yoktur. Başka etiklerin olabilmesi için gruplar arasında bir&amp;nbsp;&lt;strong&gt;ilişki tarihi&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;olması lazımdır. Mesela ben BÜMAK için önemli olan ama yıllar önce araştırmasını bitirdiği bir mağaraya girmek için nezaketen sorarım, o benim BÜMAK ile olan tarihimden gelir veya Boğaziçi Üniversitesinde bir masa açacaksam normalde bunu onlara sormam, rektörlük izin verdikten sonra, gerisi boştur..Ama tarihim olduğu vakit nezaketen sorarım..&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Başka etik ve ahlakları oluşturabilmek için beraberce ve sıkça geziye gitmemiz lazım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6764553475384246459-5794159779802610564?l=enderusuloglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/feeds/5794159779802610564/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2010/12/paylasim-ve-magaracilik-ahlaki.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/5794159779802610564'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/5794159779802610564'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2010/12/paylasim-ve-magaracilik-ahlaki.html' title='PAYLAŞIM VE MAĞARACILIK AHLAKI'/><author><name>Ender Usuloğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03660387316559632800</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/SV9GlMF4OsI/AAAAAAAAAAY/xaJdc4OeCXA/S220/DSC_0272.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6764553475384246459.post-6787394094152972219</id><published>2010-12-10T14:02:00.001+02:00</published><updated>2010-12-10T14:02:10.017+02:00</updated><title type='text'>Mağara Psikolojisi</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #666666; font-family: Arial, Helvetica, Verdana, 'Bitstream Vera Sans', sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Psikoloji okumakla beraber üniversitede anadalım değildi. Size burada mağarada rastladığım değişik, psikoloji ile ilgili anılarımı anlatmak istiyorum.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Yer: Çukurpınar. -750 m mağara içinde kamptayız. Ben, rahmetli Evren, Cenk Borluk. Diğer çadırda; Osman Demirel, Aslan&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Mutaf ve Bülent Genç. Vardiya usulü (8 saat çalışmak ve kampa geri dönmek) çalışıyoruz..&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;-800 m'lerde bir yerlerdeyiz artık..Kampa döndük ve yattık. Arkada ana galeride akan suyun şırıltısı hem ninni gibi geliyor hem de sinir bozuyor..Çişimiz nasıl gelmedi ben hala merak ediyorum. Yani uyurken çok rahatlıkla işeyebilirdik tulumlara. Uykumuz geliyor ama hemen uykuya dalamıyoruz. Zifiri karanlık, önce Evren başlıyor; "abi şöyle bir kuzu olsa da yesek, canım acayip çekti, çızır çızır"..Arkadan daha Evren bitirmeden Cenk başladı " yaaa manyak mıyım ne işim var burda? şimdi Bodrum'da kızlarla olacaktım, ahh ahh.." Yavaş yavaş uykuya daldık. Kalktığımda tabii ki heryer zifiri karanlıktı..Acayip bir duygu, uyanıyorsun ama karanlık bir denizin içinde gibisin. Sanki şekerleme yapmışız gibi geldi bana..Saate bir baktım, 8 saat kesintisiz uyumuşuz. Ohaa yani..Neyse yine vardiya usulü kalktık, yemek yedik. Günün hangi saatindeyiz takipteyiz yani yüzeyde gündüz sabah kalkmışız ama yediklerimiz bize bir kahvaltı yapmışız duygusu vermiyor..Neyse kalktık gittik gene çalıştık. -960 m'deyiz..Çukur'un gördüğüm en derin yeri..Oradan döndük, geldik gene yattık. Yattık kalktık, sanki şekerleme yaptık ama bir 8 saat daha geçmiş. Kesinlikle 8 saat geçtiğini anlamadım, anlayamadım..&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Yer: Çukurpınar. -400 m'lerdeyiz (sanırım). Osman Demirel ve ben, tek başımıza döşeme topluyoruz. Yeni arkadaşların canlandırabilmeleri için detaylı anlatayım. Toplanan ipler yaklaşık 400 m kadar 2 öbek halinde yerde, tabii ki çantalarda değil. Zaten bende 3-4 tane çanta, Osman'da da bir o kadar var. Yani yüklüyüz..Her inişin başında toplanan ipler birbirine bağlanıyor, ne kadar ilerlemişsek, bütün o 2 öbek ip yığını, kollarımızın kuvveti kadar ha babam de babam çekiyoruz ve geldiğimiz noktada yeni öbekler yapıyoruz..Bu böyle gidiyor..Sanırım -300 m'lerde ufak bir inişi çıkıyorum..Sırtımda çanta, göbek bağıma taktığım 2 çanta (teknik malzeme dolu) ile çıkmaya çalışıyorum..Ben bağıra bağıra "aghh, ınhhh" şeklinde 2-3 m tırmanıyor ve dinlenmek için duruyorum. Tam böyle bir anda, mağara duvarında yanıp sönen ışıklar görmeye başladım..Önce bir anlam veremedim "n'oluyoz" diye düşünürken sonradan anladım. Zorlamadan dolayı gözümün önünde yıldızlar yanıp sönüyor yani mağara da ruhlar aleminden bir şey yok diye düşünürken, alttan Osman oturduğu kayada, gördüm gördüm dedi..Efendim Osman neyi gördün? "Şeytanı şeytanı" dedi. Herhalde şaka filan yapıyor dedim..Adam ciddi ciddi konuşuyor "şeytanı" gördüm diye. Kısmette budur yani, şeytan görmek, huri filan değil yani..Yani çıplak huriler çıksaydı fena mı olurdu.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Yer: Düdenyayla. -200 m'lerdeyiz. Ben, İlker ve Esra. Mozart Salonu'na kadar döşeme yapmışız (-280 m). Ölçtük ve döşemeyi geri topluyoruz. BÜMAK'ta ki battal boy çantalardan var hepimizde. Kaç saattir mağaradayız artık koptum hatırlamıyorum ama herhalde kolaylıkla 12 saati geçmiştir. Ve biz dönüş yolunda -200 m'deyiz. Acayip yorulmuşum. Toprak bir yer bulduk kendimize ve yemek yemeye başladık. Halen bugün bile İlker'e ve Esra'ya helal olsun diyorum, birisi ocak ve sıcak termosta kahve almış. Yediğim barbunya'yı bir güzel ısıttım, üzerine sıcak kahve. Müthiş geldi. eldivenlerim ıslak ve buz gibi, onları da ocakta ısıttım bir güzel ohh gel keyfim gel. Bir anda moralim yerine geldi..Sanırım 45 dk harcadık orada ama acayip değdi. En son ağzıma sakız attım ve sıcak eldivenleri giydim ve başladık gene..&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Dile kolay, 4-5 tane battal boy mağara çantası, hayvan gibi ağır bütün o filler galerisini aştık ve büyük salondan yavaş yavaş çıkarak mağaranın ağzına vardık ve çıktık. Tam 24 saat geçmişti..24 saat..Ekip ve mağara güzeldi.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Bir zamanlar takıntım vardı. Girdiğin mağaraya "saygı" göstereceksin diyerek dişlerimi fırçalamadan ve ağzıma sakız atmadan girmezdim..Biraz sıcak, biraz sakız, 24 saati etmiştim.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Takıntıya bak..&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6764553475384246459-6787394094152972219?l=enderusuloglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/feeds/6787394094152972219/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2010/12/magara-psikolojisi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/6787394094152972219'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/6787394094152972219'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2010/12/magara-psikolojisi.html' title='Mağara Psikolojisi'/><author><name>Ender Usuloğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03660387316559632800</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/SV9GlMF4OsI/AAAAAAAAAAY/xaJdc4OeCXA/S220/DSC_0272.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6764553475384246459.post-93909537520586148</id><published>2010-12-10T14:01:00.001+02:00</published><updated>2010-12-10T14:01:13.976+02:00</updated><title type='text'>Mağara'da döşeme yapmayı bilmek bir ayrıcalık mıdır?</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #666666; font-family: Arial, Helvetica, Verdana, 'Bitstream Vera Sans', sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Mağaracılık, bir doğasporu'dur. İçinde keşfetmeyi ve herhalde okyanusların en derin alanlarından sonra hala dünyamız'da araştırılmamışı barındıran yegane ortamlardan biridir.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Bu ortamlara ulaşabilmek için bazen teknik malzemeler kullanmak gerekir. Bu teknik malzemeleri kullanarak güvenli bir şekilde derin (hem uzunluk hem derinlik) ortamları keşfetmek için hem malzemeyi tanımak hem de mağara ortamını tanımak lazımdır.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Kanımca, döşeme bilmek, mağaracılıkta bir ayrıcalıktır. Tıpkı, ölçüm almak ve bir harita çizebilmek, mağaranın karanlık ortamını ve ışıkları kullanarak yaratıcı ve güzel bir fotoğraf çekmek veya 1300 m'lik mağara'nın 10m lik bir salonun'da, 3 saat böcek toplayıp o salonda insanların veya hayvanların yaşadığını ispatlayan keneyi bulmak gibi..&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Evet bu açıdan bakıldığında döşeme yapmakta ayrıcalıktır..Benim çıkarım yaptığım bir iki neden daha var.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;1. Döşeme yapmak ayrıcalıktır; Bir tek sen bilirsin o zaman derinlere nasıl inileceğini. Bu seni ayrıcalıklı yapar. Köylülerle mağara'nın ağzında "hayatta oraya inilemez" dendiğinde hafif gururla karışık "biz ineriz" demenin tuhaf zevkidir.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;2. Döşeme yapmak ayrıcalıktır; Öğrenmesi kolay bir iş değildir. Teorik olarak kitaplarda dübel şöyle çakılır veya böyle perlon bağlanır gibi bilgiler yer alır ama döşeme bir yere kadar usta-çırak ilişkisi ve bir yerden sonra her değişik mağara ortamına göre döşeme yapabilmektir, yani çok mağaraya girmektir. Birisi sana emek ve zaman harcayacak, senin eline bir altın bilezik verecek. Sana bire bir zaman ve emek harcanması, seni ayrıcalıklı kılar. Dönüp senin bu bilezikle birçok mağaraya girip, her mağara ortamında döşeme yapabilmen ve bunu yalnız yaparken (artık bir ustasın) aldığın zevktir.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;3. Döşeme yapmak ayrıcalıktır; Ekibin geri kalanı sana güven duyar. Mağaraya en güvenli bir şekilde sen döşeyeceksindir. Bu seni sorumlu birisi yapar. Sorumluluk alırsın hem de en büyüğünü..Bazılarının hayatı senin yaptığın döşemenin (kısmen) ne kadar güvenli olduğuna bağlıdır. Sorumluluk almak ve bu sorumluluğun altından kalkmak bir ayrıcalıktır.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;4. Döşeme yapmak ayrıcalıktır; İpten inen ilk kişi olarak, ilk sen görürsün, ilk sen ayak basarsın, ilk sen bütün ilkel bastırılmış duyguları tadarsın..İşte bu heyecan, bir ayrıcalıktır.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Mağaracılıkta sizi ayrıcalıklı kılacak birsürü yapabileceğiniz uğraş vardır. Yeter ki, gündelik hayatlarımızdaki gibi, mağaracılığı tüketilen bir şey olarak görmeyelim. Kendinize ve bu bilime/spor'a birşeyler katın ve&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;AYRICALIKLI OLUN..&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6764553475384246459-93909537520586148?l=enderusuloglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/feeds/93909537520586148/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2010/12/magarada-doseme-yapmay-bilmek-bir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/93909537520586148'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/93909537520586148'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2010/12/magarada-doseme-yapmay-bilmek-bir.html' title='Mağara&apos;da döşeme yapmayı bilmek bir ayrıcalık mıdır?'/><author><name>Ender Usuloğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03660387316559632800</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/SV9GlMF4OsI/AAAAAAAAAAY/xaJdc4OeCXA/S220/DSC_0272.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6764553475384246459.post-4500370483006341390</id><published>2010-12-10T14:00:00.001+02:00</published><updated>2010-12-10T14:00:20.326+02:00</updated><title type='text'>HAYALİM</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #666666; font-family: Arial, Helvetica, Verdana, 'Bitstream Vera Sans', sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Sizlerle burada hayalimi paylaşmak istiyorum. Daha evvel, toplantılarda zaman zaman sizlere aktarmıştım ama ne demiş büyüklerimiz "söz gider yazı kalır" mış, o yüzden bende bir kere daha paylaşmak istedim sizlerle..&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Hayalim; ASPEG'i Türkiye'nin hem bilimsel anlamda hem de sportif anlamda en iyi mağaracı derneği yapmak. Aslında bu özlem BÜMAK'tan beri vardı bende. BÜMAK sportif mağaracılıkta birçok öncülüğü olan ama üniversite'nin mağara ortamında yararlanacak bilimler için bölüm eksikliğini hissettiren bir kulüptü. En azından ben böyle bir çıkarımla BÜMAK'ın asgari bilimsel mağaracılığına kendimce çözüm getiriyordum.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Şimdi ise mezun olmuş, bir dernek/grup'ta her iki anlamda da ilerleme şansımız var. BUMAD ve ASKAD'dan harmanladığımız tüzük'te ki bilimsel kurul olması bile (henüz aktif olmasa bile) beni heyecanlandırıyor. Neyse ki, projelerimizde birinde Liseli öğrencilere bilimsel yaz kampı'nda bayağı bir bilim danışmanlarımız var. Belki bunlar sadece proje bazında değilde ilerde bütün grubumuzun bilim kurulu olma yolunda adım atarlar.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Sportif anlamda ise henüz geride olmakla beraber, oldukça yoğun eğitimlerimizle, genç ve tecrübesiz arkadaşları tecrübelendirerek, biz yaşlılarda :) antremanlı kalmaya çalışarak arayı kapatacağız.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Hayalimde, ASPEG'in bir DHKD, WWF tarzı işleyen, tanınan ve mağaracılık konusunda danışabilecek bir kurum olmasını istiyorum. Benim görebildiğim bunun yapmanın 3 yolu var.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;1. Ekip olarak aynı amaca doğru hareket etmek. Sadece benim istememle veya genellersek sadece 1 kişinin istemesi ile böylesine büyük bir amacın elde edilmesi çok zordur, belki imkansızdır. Halihazırda, grubumuza baktığımda yaklaşık 35-40 kişi var. Herkesin heyecanlı olduğu, çok değişik karakterleri bünyesinde bulundurabilen ve "iş yapmak" (genellikle :) isteyen bir grubuz.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;2. Tanıtım..Sanırım Türkiye'de ki mağaracılığın en büyük engeli bu. Bunu birazda biz mağaracılar yapıyoruz. Kendimizi özel görüp bu yeraltı gizemlerini paylaşmaktan isteyerek veya istemeyerek çekiniyoruz. ASPEG olarak halihazırda 3 şehirde varız. Biz, mağaraları ve mağaracılığı daha fazla insanla paylaşmalıyız ve bu yönde de uygun adımlar atıyoruz. Hem çoğrafi dağılımı kullanacağız hem de medya (sanal dahil) yı, iletişim aracı olarak daha sık kullanacağız. Kullanmamız lazim. Eğer komşumuz Bulgaristan'da 8 milyon insan yaşarken bunların 8 bin kişisi mağaracı ise, Türkiye'de 74 milyon kişi'de köşesine çekilmiş mağaracıları da sayarsak toplasan 500 kişi varsak burda bir problem var demektir. Tabii ki bunun hepsini tanıtıma bağlayamayız...&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Hedefimiz; Antalya'da ki üyelerimiz belli bir sayıya geldiğinde, Ankara ekibimiz belli bir olgunluğa geldiğinde ki bence bu 2009 senesinin sonuna doğru olabilir (herkes gezilere katılırsa !!), ASPEG olarak dernekleşmemiz ve tanıtıma daha ağırlık vermemiz lazımdır.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;3. Finans..Para olmadan hobi/hayır/STK olmak zordur. 3 şubeli ve belki daha başka şehirlerde de şubeleşme yoluna gidecek olan ASPEG'i finansal olarak sağlam bir zemine oturtmamız lazımdır. Projelerle, mühim bir başlangıç yaptık. Gerisini getirmeliyiz. 2 hedefimiz, bir lokalimizin olmasıdır. Finans konusunda biraz daha kafa yormak lazim.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;İşte hayalim bu....&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6764553475384246459-4500370483006341390?l=enderusuloglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/feeds/4500370483006341390/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2010/12/hayalim.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/4500370483006341390'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/4500370483006341390'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2010/12/hayalim.html' title='HAYALİM'/><author><name>Ender Usuloğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03660387316559632800</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/SV9GlMF4OsI/AAAAAAAAAAY/xaJdc4OeCXA/S220/DSC_0272.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6764553475384246459.post-5706119849608733380</id><published>2010-12-10T13:59:00.000+02:00</published><updated>2010-12-10T13:59:14.200+02:00</updated><title type='text'>BİR MAĞARA TURİZME AÇILARAK KORUNABİLİR Mİ? KOCAİN ÖRNEĞİ</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #666666; font-family: Arial, Helvetica, Verdana, 'Bitstream Vera Sans', sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="margin-bottom: 1em; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 1em; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Normalde Türkiye'de ki örneklere baktığımızda ben dahil hemen hemen herkesin kocaman bir HAYIR diyeceğine şüphem yok. İşte Kocain Mağarası önünde durmuş bunları düşünüyordum. Kocain'in ağzına gelmem araba ile oldu. İlk gittiğimdeki 1 saatlik dağa tırmanışını hatırlamıştım. Göğüs kafesim &amp;nbsp;derin derin nefes almaktan ve o koca ağzı görmekten şok olmuştum.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-size: 1em; font-weight: normal; line-height: 19px; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 10px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Şimdi ise modernitenin getirdiği rahatlıkla, kolayca ulaşabilmenin kayıtsızlığı içinde yine o ağza bakıyordum. O koca giriş bile etraftaki çöplerle kirlenmiş, hafifden nişangaha dönen Kocain'in tabelası bile vardı..Birileri üşenmemiş, ağzına kadar yol açmış. Ehh, bu kadar dirayetle buralara yol açanlar, eminim Kocaini turizme açmak için hızlı davranacaklardır.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-size: 1em; font-weight: normal; line-height: 19px; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 10px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Mağaracılık dernekleri arttıkça, bu kadar pahalı bir spor ve bilimle uğraşmak için finansmanı nasıl sağlarız diye bayağı bir kafa yormuştum ve aklıma gelen fikirlerden biri de,&amp;nbsp;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;illaki &amp;nbsp;mağaralar turizme açılacaksa ve bunu önleyemiyorsak,&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;bari bunu mağaracılık dernekleri açsın,&amp;nbsp;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;hem mağara bir şekilde bilenler tarafından açılır ve korunur hem de derneklerin finansman ihtiyacını karşılayacak bir yöntem olur&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;em&gt;&amp;nbsp;&lt;/em&gt;diye düşünmüştüm.&lt;em&gt;&amp;nbsp;&lt;/em&gt;Hatta bu düşüncemi ya bir TMB toplantısında gündeme getirmiştim ya da TMB toplantısında kalabalık bir mağaracı topluluğunda dile getirmiştim.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-size: 1em; font-weight: normal; line-height: 19px; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 10px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Kocain'e bakarken şöyle düşünmüştüm; ağzına yolun bitiminden bir adam boyu panel + önüne Türkiye'nin ilk Mağarabilim müzesi ve Cafe, içeride belli işaretlenmiş yollar (beton yok, hiçbir şey yok) ve rehberler..Herkesin kafasında kasklar ve akülü pilli fenerler. Sadece belli saatlerde grup halinde gezdirmeler. Vee...mağaranın ağzında ortamı bozmadan ufak klasik müzik konserleri vermek...Haa bu arada rehberler, mağaracılar zaten..&lt;/div&gt;&lt;div style="font-size: 1em; font-weight: normal; line-height: 19px; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 10px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;İşte böyle&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&amp;nbsp;bir hayal içinde&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;(en azından benim için) ciddi ciddi Ali ile Çevre Bakanlığına (Mayıs 2008) başvurduk. Henüz bir cevap gelmedi. Açıkcası bizde pek takip etmedik. Bir iki defa sorduk ama birşey çıkmadı.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-size: 1em; font-weight: normal; line-height: 19px; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 10px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Gözümüzün önünde abuk sabuk bir şekilde turizme açılıp sonra içine sıçılıp bırakılacak canım mağarayı bari açılacaksa biz&amp;nbsp;açarak koruyalım ve dernek finansmanı sağlayalım dedik. Kötü mü ettik?&lt;/div&gt;&lt;div style="font-size: 1em; font-weight: normal; line-height: 19px; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 10px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Not: Kocain'in koruma altına alındığını belirtmem herhalde gerekmez. Yine de birileri ısrarla korunan mağaraya yol yapmakta ısrarlı maalesef.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6764553475384246459-5706119849608733380?l=enderusuloglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/feeds/5706119849608733380/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2010/12/bir-magara-turizme-acilarak-korunabilir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/5706119849608733380'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/5706119849608733380'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2010/12/bir-magara-turizme-acilarak-korunabilir.html' title='BİR MAĞARA TURİZME AÇILARAK KORUNABİLİR Mİ? KOCAİN ÖRNEĞİ'/><author><name>Ender Usuloğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03660387316559632800</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/SV9GlMF4OsI/AAAAAAAAAAY/xaJdc4OeCXA/S220/DSC_0272.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6764553475384246459.post-6974133084506859858</id><published>2010-12-10T13:39:00.000+02:00</published><updated>2010-12-10T13:39:31.178+02:00</updated><title type='text'>KARANLIĞI FOTOĞRAFLAMAK (YERALTI VE IŞIKLI FOTOĞRAF ÇEKMENİN TARİHÇESİ)  Chris Howes</title><content type='html'>GİRİŞ&lt;br /&gt;Mağaraları ziyaret edenler genellikle başlangıçta günışığının olduğu ağızları ziyaret ediyorlardı ama özellikle kraliçe Elizabeth döneminde, merak düzeyi giderek artıyordu.&lt;br /&gt;Meraklı insanlar, gerçek anlamda mağaraların ne kadar ilerlediğini mağaraya girmeden, yüzeyden bir şekilde değişik yöntemler bularak keşfetmeye çalışıyorlardı. Mesela 1600 yılında Robert Dudley, &amp;nbsp;Derbyshire’daki Eldon Hole mağarasına merak sarmıştı. Bu mağaranın ağzındaki karanlık deliğin, sonsuz bir boşluğa veya en azından bir iki bin feet derinliğe ulaştığı zannedilirdi. Dudley, gerçeği bulmak için, kölesi George Bradley’i bir ipin ucuna bağlayıp o karanlık derinlikten aşağı sallandırmıştı. Ne yapılsa da ip yetmemiş, zavallı köle yüzeye geri çekilmişti. Köle’nin saçları beyazlamış ve delirmişti zaten bir iki gün sonra da şoktan ölmüştü.&lt;br /&gt;Böylesi durumlar zaten mağaraları çevreleyen mit ve kahramanları aydınlatmak için yeterli değildi. 18 ve 19. Yüzyıllarda insanları okuma merakı sarmıştı. Bu da kitapların artmasına ve yazarların mağaraları serbestçe açıklamak ve tasvir etmek serbestliği sağlamıştır. Gezginlerin uzakları dolaşarak para kazanmaları ve deneyimlerini “oturanlar” için kitap haline getirmeleri önemlidir. &lt;br /&gt;Bugünde olduğu gibi, resimler kitapların satışını kolaylaştırıyordu. Fotoğraf öncesi, tahtaya çizimler ve gravürler çok önemliydi. Hem çoğaltılabilirler hem de kitabın içinde satılabilirlerdi. 1800’lerin başında gravürcülük oldukça iyi bir işti. Yayımcı yayınlayacağı gravürleri iş bilenlere havale ederdi. Örneğin, coğrafi bir resim için, ressam o bölgeye gider, bir çizim veya suluboya ile resmeder daha sonra gravürcü bu resmi alır, plaka üzerine çalışır ve baskıya hazır gravür haline getirirdi.&lt;br /&gt;1900’lü yıllarda , kamuoyu giderek hem daha fazla çeşit hem de sayısal anlamda çok daha fazla gravürler &amp;nbsp;ve resimler talep etmeye başladı. Bazen bu resimler renklendiriliyordu. Bütün bunlara rağmen gravür ve benzeri resimlemelerin problemleri vardı. Bir kere her zaman doğru değillerdi (çizilen objeye benzerlik) ve çoğaltmak kolay olmuyordu. Bütün bu problemlere çözüm fotoğraftı ve başladığında gravür piyasasını tamamen çökertti.&lt;br /&gt;1839 yılında, Niepce’nin ilk buluşu üzerine, Fransız Louis Daguerre, “daguerret tipi işlemi keşfetti ve Fransız ordusuna sattı. Ordu da bu buluştan herkes faydalansın diye paylaştı. Buluş, metal bir plaka üzerine imge oluşturmaktı. Kamera büyükçe bir kutu gibiydi ve önünde bir lensi vardı. Buluşun, halkın üzerindeki etkisi olağanüstüydü, özellikle ressamlar ve sanatkarlar &amp;nbsp;büyük bir şaşkınlığa uğramışlardı. Parisli sanatçı Paul Delaroche, “bugünden itibaren resim ölmüştür” diye beyanat vermişti.&lt;br /&gt;Bugün, bu buluşun yarattığı farfarayı hayal etmek zor. Fotoğraf çekmek için artık bir ressamın veya gravürcünün yeteneklerini öğrenmek gerekmiyordu. Gravürcüler işlerinin engellenmesinden tedirgin oldular hatta bazı dinlerde buluş aforoz edildi. Bununla birlikte, Daguerre’nin yöntemi başarılıydı. İngiliz William Henry Fox Talbot’un yöntemi de. Talbot, Daguerre’den habersiz yıllardır fotoğraf çekim işlemleri üzerinde çalışıyordu. Daguerre çalışmalarını ilan edince, kendisi de geri kalmamak için aceleyle çalışmalarını yayınladı. Azalmakta olan şansını buluşu ile doğrultmaya çalışan Talbot için neyse ki, iki buluş da birbirinden farklıydı. Daguerre, gümüş kaplı bakır levha üzerine fotoğraf üretirken, Talbot çektiği imge’nin negatifini üretmek için kağıt kullanmaktaydı. Bu kağıt, &amp;nbsp;yarı geçirgen hale getirilmek için cilalanıp veya yağlandıktan sonra başka bir hassas kağıtla temas ettirilip normal pozitif fotoğraf elde ediliyordu. Talbot, bu işlemi (sürece) “Calotype- Kalotip” olarak isimlendirdi. Bu işlem ümit vaat etmesine rağmen diğeri ile karşılaştırıldığında pek fazla tanınmadı.&lt;br /&gt;Mağaralar için, girişlerinin fotoğraflanması dahil herhangi bir şekilde bir kamera’nın ne zaman kullanıldığı bilinmemektedir. &amp;nbsp;Fotoğraf daha çok iş dünyasına aitti. Avrupa ve Amerika’da birçok fotoğraf stüdyoları açılıyordu ve birçoğu, Daguerre işlemini Talbot’unkine tercih ediyorlardı. Kalotip işlemi patentli olduğu için kullanımı kısıtlıydı ve daha az hassas olduğu için daha kötü fotoğraflar çıkıyordu. Louis Degauerre 1851 yılında öldüğünde, bir Fransız kahramanı oldu ve Amerika’da ki fotoğrafçılar, kollarında siyah bir bantla tam 1 ay dolaştılar.&lt;br /&gt;Fotoğraf çekme süresi, en aydınlık güneş ışığında bile, her iki yöntem için hemen hemen aynıydı; 1 dakika. Stüdyoda portre fotoğrafı çektirmeye gelen müşterilerin kafaları oynamasın diye kelepçeleniyordu. Lenslerin iyi olmasına rağmen, fotoğraf çekme süresini kısaltmak için daha hassas işlemlere ihtiyaç vardı.&lt;br /&gt;Bu problem 1851’de İngiliz Frederick Scott Archer tarafından kalotip işlemin üzerinde yaptığı gelişmelerle çözüldü. Birkaç yıl sonra yaptığı ilerlemelerle çekim süresi kısaltıldı. Negatif imge üretmek için kağıt yerine cam plakalar kullanıldı. Bu Kalotip’e göre çok daha iyi fotoğraf üretiyordu ve Deaguerre yöntemine göre orijinal cam plakadan kopya alınması daha kolaydı. Bu buluşun adı “ Wet plate Collodion Photography”, “ıslak plaka kolodyan fotoğraf çekim tekniği” &amp;nbsp;konuldu. Bu teknik Degauerre yöntemini silip attı.&lt;br /&gt;1850’lerin sonuna doğru “Islak plaka” metodu yaygın kullanımda olmakla beraber, profesyonel fotoğraf stüdyolarında, fotoğrafçılar genelde makinalarını stüdyodan dışarı çıkartmıyor ve yerinden oynatmıyorlardı. Dolayısıyla, stüdyolarda hala çözülecek bir problem vardı. Stüdyolar, güvenilir bir yapay ışık kaynağına sahip değillerdi ve tamamen günışığına bağımlılardı. Günışığı gitti mi, işte gidiyordu, duruyordu. Yapay ışık kaynaklarının varolmasına rağmen, 1850’lerin sonunda bile bu alanda gelişime ihtiyaç duyuluyordu. &amp;nbsp;Düzgün ve güvenilir bir yapay ışıklandırma olmadan, madenlerde, mağaralarda veya yeraltında, yani karanlık ortamlarda fotoğraf çekmek hemen hemen imkansızdı.&lt;br /&gt;1844’de, Fox Talbot birgün karanlıkların gizemini açığa çıkarmak için fotoğraf kullanılacağını umduğunu yazmıştı.&lt;br /&gt;Giz, ışığın yaratılmasındaydı. Düzgün bir ışık kaynağı ile karanlığın fethi başlayabilirdi.&lt;br /&gt;BIRAKINIZ IŞIK OLSUN&lt;br /&gt;Gaspard Felix Tournachon 1820’de Paris’te doğmuş, Lyon’da eczacılık okumuş, gençliğini yaşamış ve 22 yaşında tekrar Paris’e dönmüştür. Söz yazarı ve gazeteci olarak, değişik bir stil geliştirmiş ve dergilere karikatür sağlamıştır. Aşağılayan ve saldırgan karikatürlerle kendine bir sürü takma ad kazandı. &amp;nbsp;Ona, “Tourne a dard”, acılı sokan denirdi. Bu takma ada ısınarak, &amp;nbsp;kısaca kendisine “Nadar” denmeye başlanmış ve Felix Nadar ortaya çıkmıştı.&lt;br /&gt;Karikatürlerini üretebilmek için daguerre stili fotoğraflar çekiyordu ama yavaş yavaş fotoğraf çekmek ilgisini çekti ve 1852 yılında abisinin stüdyosuna taşındı ve karikatürü bıraktı.&lt;br /&gt;Dışavurumu fazla olan Felix Nadar, aynı zamanda balonculukla da uğraşıyordu. Sırf ilgi çeksin diye Paris caddeleri üzerinde balonla dolaşırdı. 1858 yılında yine böyle bir dolaşımda, tarihte ilk defa havadan fotoğraf çeken oldu. Daha sonra bu fikri, havadan fotoğraf çekerek harita ve arazi analizleri çıkartma fikrine dönüştürüp &amp;nbsp;patentledi. Havadan daguerre stili fotoğraf çekerek &amp;nbsp;basında bir hayli ilgi gördü.&lt;br /&gt;Sanatkarlarla fotoğrafçılar arasındaki rekabet henüz bitmemişti. Honore Daumier adlı bir sanatkar, Nadar’la “fotoğrafı sanatın seviyesine yükseltiyor” diyerek havadan fotoğraf çekmekle dalga geçmişti. 1860 yılına doğru Nadar, teknolojiyi takip ederek yaş levha stiline geçmişti. Daha çok portre fotoğrafı çekmekle beraber, kendisi günışıklı veya ışıksız fotoğraf çekmek istiyordu. Aynı zamanda, yapay ışığı bulanın çekme süresini azaltacağını ve dolayısıyla daha fazla portre fotoğraf çekip daha fazla para kazanabileceğini biliyordu. En azından, günışığını ikame etmese bile yapay ışık, fotoğraf çektirmek için resmen boyundurukla başları sabitlenen ve uzun pozdan dolayı gözleri yaşaran müşterileri memnun edecekti.&lt;br /&gt;1850’lere kadar birçok yapay ışık olmakla beraber en çok kullanılan kömür gazıdır. &amp;nbsp;1807’den beri Londra’nın sokaklarının aydınlatılmasında kullanılmıştır. Dışarıdaki aydınlatmanın yanı sıra, binaların içinde özellikle tiyatro ve opera evlerinde “bunsen” yanıcıları kullanılmıştır. Bazıları, birçok mil uzayan borulara sahipti. Opera evlerinde gaz yanıcılar kullanılmaya başlarken, fotoğraf stüdyolarında da kullanılmaya başlanmıştı ama verdiği ışık hem yetersiz hem de güvenli değildi. &lt;br /&gt;İkinci alternatif, kireç ışığı ya da diğer adı ile kalsiyum ışığıydı. Sir Galsworthy Guerney tarafından keşfedilmiş, 1825 yılında İrlanda’da arazi haritalama bölümünde çalışan genç Thomas Drummond tarafından geliştirmiş ve kullanılmıştır. Büyük uğraşlardan sonra Drummond, Guerney’in ışığını kullanmaya başlamıştır. Işık, beyaz ve kuvvetli bir şekilde kalsiyum karbonat’ın yüksek ısılarda ısıtılmasıyla elde edilmiş ve bir yansıtıcı ile kullanılmıştır. Yüksek derecede ısı elde etmek için alkol kullanılmıştır.&lt;br /&gt;Drummond, buluşuna artık “drummond” ışığı deniliyordu, daha çok deniz fenerlerinde kullanılır diye düşünüyordu. Gereken oksijen (yanma için) miktarı düşünüldüğünde bunun zor olacağını düşündü ve ışığının kullanılması için tiyatrolara döndü. Tiyatrolar ilk defa spot ışıkları ile tanıştı ve “in the limelight”, “ışıklar altında” deyimi ilk buradan çıktı. Guerney madalyon ile ödüllendirildi.&lt;br /&gt;1830’a doğru, alkol, hidrojen gazı ile ikame olmuştu ve oksijenle yanıyor ve daha parlak bir ışık veriyordu. Bununlar beraber, bazı stüdyolar bu sistemi kullanırken, hidrojenle oksijeni beraber yakan alet hem pahalı hem de hantaldı. Ayrıca bir portre fotoğrafı çekmek için bayağı bir zaman harcanıyordu.&lt;br /&gt;Bu minvalde, Londra’dan John Moule, günışığına ihtiyaç kalmadan fotoğraf çekebilmek için alternatif ışık yaratma peşindeydi. Şubat 1857’de, fotojen adını verdiği, pyroteknik adlı bir kimyasal karışımı patentledi. Bu nitrat, sülfür ve antimün sülfür kimyasallarının karışımı idi. Bu karışım, mavi-beyaz parlak ışık veriyordu ve bu ışığa, “Bengal ışığı” veya “Bengal ateşi” deniyordu. Aslında bu isim Moule’dan çok evvel kullanılıyordu ve 1812’de fizikçi Seebeck, &amp;nbsp;Bengal ışığının parlak ışık verdiğini ve sülfür dioksit ve nitrojenle beraber sıkıştırıldığında patladığını bulmuştu. 1854 yılında, portre fotoğraf çekim patentini alırken, Fransız Gaudin ve Delamarre, Bengal ışığından bahsetmişlerdi.&lt;br /&gt;Bununla beraber, Bengal ışığı, yeraltında aydınlatmada kullanılıyordu. Blue John mağarasında ve Mammoth mağaralarında, rehberler aydınlatmada bu ışığı kullanıyorlardı.&lt;br /&gt;Moule genelde Bengal ışığı ile ilişkendiriliyorsa da bu kimyasalların kullanımından değil fotoğrafçılık alanında “fotojen” adı altında aldığı patentten dolayıdır. En azından kısa bir sürede olsa, Bengal ışığının fotoğrafçılık da kullanımından Moule sorumludur. &amp;nbsp;Hem ucuz hem de yaş levhaların hassas olduğu mavi ışıktan bolca vermekteydi. Yanmadan kaynaklanan duman, yukarıdaki borularla dışarı veriliyor ve yanmayla verilen ışıkla, çekim süresi dakikalardan saniyelere düşmüştü. Kullanılan büyük mavi camlar, müşteriyi ısıdan koruyor ve ışığı hafif yumuşatıyordu.&lt;br /&gt;1858 yılında Moule cam üzerine, akşam yapay ışıkla çekilmiş ve çerçevelenmiş ucuz fotoğrafları (bu fotoğraflara ambrotip deniliyordu) sergiliyordu. Bir anda meşhur olmuş ve bu yenilik birçok insanı çekmişti. Yine de, çekilen fotoğraflarda ışık direk geldiği için karanlık bölgeler çok karanlık, aydınlık yerler ise yanık, beyaz çıkıyordu. Mavi camlar ve daha birçok yöntemle ışık yumuşatılmaya çalışılmakla beraber, görüntüler çok kaliteli çıkmıyordu. Bununla birlikte, &amp;nbsp;ambrotip denilen fotoğraflar oldukça tutulmuş sadece Londra’da 1860 kışında 30,000 adet satılmıştı.&lt;br /&gt;Nadar tarafından tabii ki Bengal ateşi kullanılıyordu. Herhalde Paris’te kimyasal karışımı bolca bulacak bir ortam yoktu. Neyse ki, Nadar’ın Paris’te kullanabileceği bir seçenek daha vardı: Elektrik.&lt;br /&gt;Elektrik ile fotoğraf çekmek 1851 yılından beridir vardı. İki karbon telin arasında belli bir mesafede tutularak kıvılcım oluşturuluyor ve karbon ısınıp parlıyordu. Parlayan bu ışık, belli bir yansıtıcılarla, huzme haline getirilip imgeyi aydınlatıyordu. Nadar kısa zamanda “yay ışığı” denilen elektrikteki problemi buldu, güç kaynağı. Fotoğrafta kullanılan elektrik için ana güç kaynağı pillerdi. Pillerin gelişimi ile ilgili araştırmalar henüz başlangıç seviyesindeydi ama piyasada birkaç değişik tip vardı. Bunlardan en bilineni, Daniell cell ve Bunsen pilleriydi. Bu pillerin yapımında, kademeli olarak karbon ve çinko kullanılmıştı.&lt;br /&gt;Bu pilleri kullanmak çok pahalı idi çünkü kullanıldıkça bitiyorlardı ve problem sadece bir adet yay ışığı üretebilmek için birçok pil kullanılmak zorunda kalınmasından dolayı artıyordu. Yay ışıkları, doğası gereği, ya yüksek voltaj düşük akım veya düşük voltaj yüksek akım kullanıyordu. Daniell Cell ve Bunsen pilleri sadece düşük voltaj ürettikleri için sonuncu seçenek ancak 19.yüzyılın ortalarına doğru fotoğrafçıların hizmetine sunulmuştu. &amp;nbsp;1879 yılına kadar yüksek voltaj, düşük akım için Thomas Edison’un patentlerinden birini bekleyeceklerdi. Sonuç olarak büyük miktarlarda üst üste yığılan piller çabucak bittiği için hemen yenilenmek zorundaydı.&lt;br /&gt;Bütün bu dezavantajlara rağmen Nadar kendi adamlarını kullanarak yay ışığını stüdyo’da kullanmaya ve denemelere başlamıştı. İlk denemelerde, insanların yüzleri beyaz, göz avurtları simsiyah çıkıyordu, sanki ölümlülerin karikatürü gibiydi. Denemelerde birbirine belli mesafede tutulan karbonların azaldıkça hep aynı mesafede tutacak bir metot geliştirdi. Çok dik gelen ışığı denemelerden sonra beyaz bir kumaş ile yumuşatarak ve birkaç tane yansıtıcı kullanarak, &amp;nbsp;4 Şubat 1861 yılında, yapay ışıkla fotoğraf çekimini patentledi. 1862 yılında hem negatif hem de pozitif olarak çektiği “el” temalı elektrik yardımı ile çekilen mükemmel fotoğraflarından dolayı Londra’da madalyon ile ödüllendirildi.&lt;br /&gt;1861 yılında patentini aldığı zamanda, herkesçe tanınmasının yardımı ile yeni bir projeye başladı. Yazar Honore de Balzac’ın “Ölü atları yiyen fareler” hikayesi’nin resitali için Paris’in lağım ve yeraltı mezarlıklarının kullanılmasına izin verilmişti. Gazeteci ve karikatüristken zaten Balzac ile tanışan Nadar, bu hikayeyi gazetede gördüğünde, havadan fotoğraf çekmekten sonraki ikinci büyük fırsatı yakalamıştı. &amp;nbsp;Yeryüzünün üstünde fotoğraf çekmiş bir kişi neden yeraltında ilk fotoğrafı çekmesin ki? &amp;nbsp;Zaten herkesçe tanınan Nadar, bunu başarırsa, ünlü olmayı perçinlemiş olacaktı. &amp;nbsp;&lt;br /&gt;Kararını vermişti, Paris’in yer altı mezarlığını seçti bu işi yapmak için. İlk adım olarak yer altı mezarlığına girebilmek için izin alması gerekiyordu ve 1861 yılının sonuna doğru izni aldı. Yetkililerinde işine geldi bu çünkü çekilecek fotoğraflarla ölülerin sayımlarını daha düzgün yapabilirlerdi. Aralık 1861’e doğru bütün işini ve aletleri organize etti Nadar. Başlangıçta, 50 adet Bunsen pilleri Nadar’ın stüdyosundan mezarlığa kadar, kamera, üçayak ve yay ışığı aletinin taşınması lazımdı. Dar geçitlerden ve yer altı yollarından dolayı, piller yüzeyde bırakılmak zorunda kaldı. Uzun kablolarla karanlıklar içerisinde nihayet birçok zorluktan sonra kamerasını yerleştirmeyi başardı.&lt;br /&gt;Yaş tabaka işlemi esnasında kullanılan kimyasal önceden hazırlanıp, hava geçirmez şişelerde saklanırdı. Nadar, fotoğraf çekmeye hazırdı. Kimyasalı aldı ve plaka üzerinde eşit bir şekilde gezdirirken, eter buharlaştı ve tabakayı hassas kılmak için gümüş nitrata buladı. Bu noktadan itibaren fotoğrafı çekebilmesi için 10 dakika zamanı vardı- Fotoğrafı çekmek ve tabakayı işlemek için ama yer altı stüdyosundan çok farklıydı. Burada günışığından eser yoktu. Yani günışığı yardımcı değil tamamen onun yerine yapay ışık – yay ışığı – kullanılmak zorundaydı, &amp;nbsp;bu da çekme süresini uzatmıştı. Nadar daha başlangıçta yenilmiş gibiydi. Yine de yeraltının serin ve nemli havası, plakanın kurumasını yavaşlatmış ve Nadar’a yaklaşık onsekiz dakikalık bir süre vermişti ki bu da Nadar’a yetiyordu. Daha evvelden yaptığı denemelerle, en iyi açılı ışık gelişlerini bulmuştu. Yenilgi, başarıya dönmüştü. Nadar, gerçek orada çalışanlarla fotoğraf çekmek istiyordu ama onsekiz dakikalık pozlama süresi ve tek ışık kaynağı ile bu imkansıza yakındı. Kimse o kadar süre kıpırdamadan duramazdı. Aynı zamanda, bir insan pozu, fotoğrafa ölçek katacak sadece kemiklerin bulunduğu bir fotoğraftan daha güçlü olacaktı. Sonunda bu problemi de çözmek için, manken kullanmaya karar verdi. Giydirilmiş, oturan, ayakta duran, çalışan gibi poz veren modeller bu iş için idealdiler.&lt;br /&gt;Işıklandırma altında, sonuç oldukça dramatikti. Işığı biraz yumuşattıktan sonra, kemiklerin önünde mankenler gerçek çalışanlar gibi çıkmıştı. Fotoğrafları çekerken, piller bayağı bir tehlike arz etti. Zehirli gazlardan yardımcıları ve kendisi oldukça etkilendi ama yaklaşık 20 adet gayet iyi negatif elde etmişti.&lt;br /&gt;“yer altı, yerüstünden altta kalmayacak şekilde sonsuz olanaklar tanıyor bizlere. Bizler, yeraltına ve mağaralara gizemlerini ortaya çıkarmak için gideceğiz” sözleri ile ondan sonra gelecek birçok fotoğrafçının özünü yakalamıştı.&lt;br /&gt;MAGNEZYUM: BİR DÖNEMİN BAŞLANGICI&lt;br /&gt;Beklendiği gibi, Nadar’ın “yay ışığı” ve yer altı fotoğraf çalışmaları uzun yıllar hiç kimse tarafından tekrarlanamadı. Fotoğrafçının kamerasını, üç ayağını, cam levhalarını, bütün kimyasallarını taşıması, ıslak plakaların hazırlanması ve üstüne üstelik “yay ışığı” için gerekli olan lambalar, ağır ve işlevselliği düşük Bunsen pillerinin ulaşımı nispeten kolay kanalizasyon da veya yer altı mezarların da bile fotoğrafçıyı zorlaması düşünüldüğünde, bir mağara galerisi söz konusu bile olamazdı. Tek kişi ile halledebilecek, ucuz ve işlevselliği kolay bir ışık kaynağı olmadan yeraltının “tam karanlığı” fethedilemezdi. Buna yanıt yine portre fotoğrafçılığından geldi. Bu yanıt fotoğrafa da tamamen yabancı ve yeni bir kimyasaldı.&lt;br /&gt;Çevresinde gelişen koşullardan dolayı, İngiliz fotoğrafçısı Alfred Brothers kendisini rafine edilmiş magnezyum metalini kullanır buldu.&lt;br /&gt;1826 yılı Ocak ayında Kent şehrinde doğmuş olan Alfred Brothers, kimyager bir babanın oğlu olup 10 çocuklu bir aileye mensuptur. İyi bir öğrenim görmeyen Alfred babasının evde eğitimi ile özellikle astronomi, elektrik ve çizime, ki çizim daha sonra fotoğrafa dönüşmüştür, karşı müthiş bir merak duymuştur. Halley kuyruklu yıldızını beraber seyrettikleri 1835 yılında babası, Alfred’in eğitimini tamamlayamadan ölmüştür.&lt;br /&gt;Memur olarak çalışırken fotoğrafa olan merakı ile kendini geliştirmeye başlamıştır. İngiltere’de Fox Talbot’un kullandığı kalotip çok bilinmiyordu, Degaurre tipi ise oldukça pahalı idi. Bundan dolayı “fotogram” olarak adlandırılan hassas kağıt üzerine yapılan bir çeşit fotoğraf çalışması ile ilgilendi. Sigara kartonlarından kendine fotoğraf makinası yaptı ve deneysel çalışmalarda bulundu. 1835 yılında Anchor sigorta şirketinin Manchester şubesinde çalışırken, hem yeni evliliği hem yeni bir şehirde bulunması ile fotoğraf konusuna tekrar merak saldı.&lt;br /&gt;Sıcak bir günde güneşin altında Lach MacLachlan, profesyonel ve esnaf bir fotoğrafçının dükkanı önünde çekilmiş fotoğrafa bakıyordu. Dikkatlice incelerken, acaba kendisi de böyle bir kaliteli fotoğraf çekebilecek mi diye düşünüyordu? Bir mercek satan dükkan’dan 8*6 inch plakalı bir fotoğraf makinası satın aldı. Bu çalışmaları yaparken, çalıştığı sigorta şirketi battı. 1856 yılının baharında McLachlan’ın yanında yardımcı olarak çalışmaya başladı. Aynı yıl içinde artık yaşlanmış olan Mclachlan, Brothers’ın dükkanı satın almasına izin verdi ve ayrıldı.&lt;br /&gt;Brothers ıslak plaka ve fotogram yöntemleri ile portre çalışmalarından para kazanmaya başlamış ve Manchester Fotoğraf derneği’ne üye olmuştu. Dernek, ülkede ki ilk derneklerden olup, 1855 yılında kurulmuştu. Birçok etkili ve akademi insanları üyeydi. Brothers, eksik eğitiminden de olacak, bu kişilerle beraber olmaktan kendini hiçbir zaman rahat hissetmemişti ama yine de onlara saygı duyuyordu. James Nasmyth, endüstriyel buluşlarla ilgileniyordu, John Benjamin Dancer, stereo kamerayı bulmuştu. Fotoğraf, stereo bakış aleti ile 3 boyutlu bir derinlik kazanıyordu. Thornton ve Pickard da derneğin üyeleri idi ve fotoğraf kamerası üretmek için beraberce çalışmaya karar vermişlerdi. &amp;nbsp;Mudd, Sidebotham ve diğer üyeler Brothers’ı etkilemiş ve dernek belli bir süre de olsa dünya’da fotoğraf ile ilgili icatların merkezi olmuştu.&lt;br /&gt;Profesör Bunsen, 1858 yılında Heidelberg Almanya’da elektroliz yöntemi ile ufak miktarlarda magnezyum üretmeyi başarmıştı. Takip eden yılda, Owen’s kolejinden Henry Roscoe ile magnezyumun fotokimyasal özellikleri üzerine işbirliği yaptı. Yaptıkları deneyler bittikten sonra çalışmalarını 1859 yılında Londra Kraliyet derneği’ne sundular. Parlaklığı ve yüksek aktinik özelliklerinden dolayı, magnezyumun fotoğrafta kullanılabileceğine inanıyorlardı. Metal çok rahatlıkla bir kibrit veya mum’la yakılabiliyordu.&lt;br /&gt;Londra merkezli “Photographic News” dergisi yazı işleri müdürü William Crookes yapılan çalışmaları duymuş ve karanlık oda da ufak miktarda magnezyumla kendisi deneyecek kadar hayran olmuştu. Eser miktarda magnezyumdan dolayı başarılı olamadı ama yine de Ekim 1859 yılında dergide konuyla ilgili makale yayımladı.&lt;br /&gt;Araştırma sonuçları Edward Sonstadt tarafından da duyulmuştu. Ticari boyutta satabilecek miktarda magnezyum üretebilir miydi acaba? diye düşünüyordu eğer Crookes bunun faydalı olacağını düşündüyse, para kazanabilir bir fikir olabilirdi. 1862 yılının başlarında önce Nottingham’da sonra Loughborough’da magnezyum cevheri ile çalışmalara başladı. Sonunda, iğne kafası büyüklüğünden yumurta büyüklüğüne değişik boylarda magnezyum üretmeyi başardı. Aynı yılın kasım ayında “magnezyum üretiminde iyileştirmeler” başlığında patent aldı.&lt;br /&gt;Geçen aylarda, üretimi iyice rafine edip, bir kalıp magnezyumu Kraliyet enstitüsünden Profesör Michael Faraday’a sundu. “bu gerçekten bir başarıdır” diye açıkladı Faraday. 1864 yılında, daha büyük bir parça magnezyum verildiğinde ikinci yorumu “bir anda ateş almayacağını umuyorum” oldu. Aslında magnezyumu gerçek gücü çabuk ateş almasından geliyordu. Yaşlı profesörlerden biri büyük bir parça magnezyumu gördüğünde, bayağı heyecanlandı ve “şişelenmiş güneş”, “taşınabilir günışığı” diye şakımıştı. Sonstadt her ne kadar baştan magnezyumun ziynet eşyalarında gümüşü ikame edeceğini düşünse de görünüşe göre zenginliğe giden doğru yoldaydı.&lt;br /&gt;Patentle ilgili birtakım zorluklar ve suçlamalarla karşılaşmasına rağmen fotoğraf dünyası tarafından magnezyumun ticari olarak kullanılmasını kolaylaştırdığı için saygı gördü. Üretimi üç bölümdü. İlkin, maden asit içinde eritilip, buharlaştırılan ve sonradan yıkayarak magnezyum klorür elde ediliyor. Daha sonra elde edilen madde, tuz ile karıştırılıp kurutulur, sodyum’la beraber indirgenmek üzere ısıtılır. Son aşamada iyi kötü sıkıştırılarak tutarlı bir kütle geride kalan işe yaramaz malzeme (çamur) yıkanarak elde edilir. Damıtarak (hidrojenli ortamda ısıtarak) ham metal saflaştırılır.&lt;br /&gt;Topak halinde magnezyum kullanışlı değildi, kontrolsüz ve eşit yanmıyordu. İnce şerit gerekiyordu. Boş demir bloklarından geçirilen aynen kıyma gibi uzun şeritler halinde çıkmaya başladı.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;Sonstadt’ın patentlerini kullanarak, bay Mellor yeni kurulan magnezyum metali şirket müdürü olarak üretime başladı. Yavaş yavaş stok yapmaya başlamıştı ve tabii olarak ilk pazar fotoğrafçılıktı. Işığın gücünü karşılaştırmak normaldi ve en çok mum kullanıldığı için o yıllarda, magnezyum ışığı 74 mum ışığına eşitti. Işığın gücü ve kalitesinden dolayı, Sonstadt ve Mellor bu üründen iyi para kazanmayı bekliyorlardı.&lt;br /&gt;Ürünün satılabilmesi için şirketin iki problemi vardı. Ürünün satılabilmesi ve reklam. Şubat 1864’te reklam yaparak pazara ilk satış Johnson, Matthey ve Şti tarafından yapılan satış olmuştur. Roscoe, başından beri magnezyumda ki gelişmeleri, kendisi önerdiği için magnezyumu dikkatle izliyordu. Brothers dahil birçok üye, Manchester Fotoğraf Derneği’ni bir anlaşmazlıktan dolayı terk etmiş ve Manchester Edebiyat ve Felsefe Derneği altında fotoğraf bölümünü kurmuşlardı. 9 Şubat 1864’de, toplantılardan birinde Roscoe magnezyumu yakmış ve herkes çok beğenmişti. Brothers bir parça Roscoe’dan temin etmiş ve deneylere başlamıştı. Yumru halinde aldığı magnezyumu, Brothers çekiçle döverek düz kağıt haline getirmiş daha sonra bunu makasla şerit halinde kesmiş ve fotoğraf çekmeye başlamıştı. Daha sonra dernekte ki arkadaşlarına;&lt;br /&gt;“50 saniyelik magnezyum ışığı ile iyi bir negatif kopya aldığını belirtti- Kopya karanlık oda da yapılmıştı.”&lt;br /&gt;Magnezyum telin yanabilmesi için, Magnezyum Metal şirketinin iki çalışanı William Mather ve Mr.Platt magnezyum lambasını icat ettiler.&lt;br /&gt;Brothers, 22 Şubat 1864’de portre fotoğraf çekimlerinde magnezyumu kullanan ilk kişi oldu. Bu başarı ile Sonstadt’ın aldığı riskler nihayet meyvesini vermeye başlamıştı.&lt;br /&gt;Brothers şerit halinde ki magnezyumun tel halindeki magnezyumdan daha iyi yandığını gördü ve magnezyum şirketine başvurdu. William Mather üretim makinalarının dizaynını değiştirerek artık şerit halinde de magnezyum üretmeye başlamıştı.&lt;br /&gt;Magnezyum’la olan denemeleri devam eden Brothers, Paris’te ki Nadar gibi en iyi ışık açılarını ve en iyi yansıtıcıları bulmak için uğraşı veriyordu. Tıpkı Nadar gibi Brothers’da rakiplerine ticari üstünlük sağlayacaktı eğer portreleri günışığından bağımsız bir şekilde çekebilseydi. Büyük ihtimalle sadece bu üstünlüğü elde etmek için değil doğal merakı sonucunda da denemelerine devam etti.&lt;br /&gt;Brothers aynı zamanda astrolojiye de meraklı bir insandı ve İskoç kraliyet derneğinden astrolog Profesör Charles Piazzi Smyth ile tanıştı. 1864 yılında, Smyth Mısır’a bir keşif gezisi düzenlemeye çalışıyordu. Ne yazık ki bilim çevrelerinden ve genel kamuoyundan çok fazla bir destek gelmemişti. Hatta birçok bilim çevrelerinde teorilerini açıklarken gülünmüştü bile kendisine. Moralini bozmayan Smyth, kendi parası ile gitmeye ve teorilerini destekleyecek bulguları bulurken fotoğraf çekmeyi de düşündü.&lt;br /&gt;Mısır daha evvelden gitmemiş olsa bile Mısır hakkında bilgi sahibiydi. Mısır 19.yüzyılda biline popüler bir ülkeydi ve Mısır krallarının rölyefleri özellikle fotoğrafçılar tarafından kullanılmış ve bazıları bu işten çok para kazanmıştı. Bunlardan birisi de Francis Frith idi. Frith ıslak plaka yöntemini sıcak ve kuru ortamlarda kullanışlı bulmuyordu. Karanlık Çadırı cehennem sıcağı ile fırın gibi oluyor, sinekler ıslak plakalara yapışıyor ve zaman zaman kimyasallar yüksek ısıda akıyordu. Smyth tüm problemlerle yüzleşecekti. Dikkatli bir planlama ile hem kullanacağı kamerayı hem de kullanacağı emülsiyonu düşünmesi gerekiyordu. Daha sonra “Fakir bir adam’ın fotoğrafı” diye adlandıracağı çalışma da karşısına çıkacağını umduğu problemleri bertaraf etmek için birkaç adet yeniliğe imzasını attı.&lt;br /&gt;II&lt;br /&gt;Smyth ilk önce emülsiyonla ilgilendi. Plaka kullanımı oldukça yaygındı bununla beraber iki türü vardı; ıslak, kuru. Scott Archer’ın buluşundan icat edilen ıslak plaka yöntemi popüler olmakla beraber sıcak ve kumlu ortamda ideal olmaktan uzaktı. 1864 yılında fabrika yapımı kuru plakalar pek bilinmiyordu.&lt;br /&gt;Normalde, plakalar eter ve barut pamuğundan imal edilmekle beraber en önemli nokta plakaların kurumasını engelleyecek bir malzemeden yapılmasıydı. Birçok malzeme denenmekle beraber en son yumurta akı hem yapıştırıcı hem de ıslak tutmak için kullanıldı. Bu denenen malzemeler arasında işe yarayacak en iyisiydi; ucuz, saydam ve yapışıktı.&lt;br /&gt;Islak plakalar yerine sıcak ve kumlu ortama daha rahat gidecek olan kuru plakalardı fakat ıslak olanlara kıyasla ışığa daha az hassas olmaları ve imgelerin daha az net olmasından dolayı çokta tutulmadılar. Yine de, kimyasallardan ve karanlık oda ekipmanlarından kurtulmak ve daha hafif olmak için Smyth kuru plakalar kullanmaya karar verdi fakat bu seferde başka bir fikir aklına takıldı? Piramitlerin içinde fotoğraf çekebilecek miydi?&lt;br /&gt;Brothers’ın Manchester’da karanlık oda da magnezyumla fotoğraf çekmekle ilgili çalışmaları duyulmaya başlamıştı. İlk resmi bilgiler, İskoçya Fotoğraf Derneği’nin 8 mart 1864’deki toplantısına, Edinburg’a ulaştı. Küçük parçalar halinde magnezyum yakıldı, bu metalle ilgili yazılan makaleler ve bilgiler okundu ve Brothers’ın ürettiği fotoğraflar paylaşıldı.&lt;br /&gt;Diğer taraftan, Sidebotham Smyth’te keşif hazırlıklarında yardımcı oluyordu. Hazırlıklar yapılırken hala yeraltında çekeceği fotoğraflar konusunu düşünüyordu. Kuru plakaları kullanma konusu hala hassastı. Pahalı olan magnezyumu ıslak plakalara göre yarı yarıya kötü bir sonuç verecek bir fotoğraf için kullanmak yerine ıslak plakalar kullanmak ve magnezyumdan tasarruf etmek daha mantıklıydı. Bundan dolayı, normal bir kamera yerine, Smyth yeni, daha ufak ve Mısır’ın şartlarında kullanabileceği bir kamera tasarlamaya başladı ve böylelikle Frith’in yaşadığı problemleri bir şekilde bertaraf etmeyi umuyordu.&lt;br /&gt;Prensipte kullanımda ve taşımada hala ekipmanlarını ufak, hafif ve kolay kullanılır tutmak istiyordu. Frith’in başına bela olan sıcak, kum ve sinekleri düşündüğünde, Smyth ıslak plakaları ve kimyasalları kamera içinde tutacak şekilde tasarladı. Hem boyuttan hem de ağırlıktan tasarruf etmek için elinde zaten var olan 3*1 inçlik cam plakaları seçti: Mikroskop camları.&lt;br /&gt;Smyth için Edinburg’lu marangoz ustası John Air tarafından bir araya getirilen kamera sistemi bir başyapıt niteliğindeydi ve Smyth’in ihtiyaçlarına cevap veriyordu. Lensler, bir uzatılmış koruma kapağı ile korunuyor ve sadece 1 inçlik çok ufak kare negatifler veriyordu. Lenslerin arkasında oldukça yaratıcı bir şekilde yaylı, sarsılmayı engellemek için, elle kontrol edilebilen diyafram vardı. Ön plana daha fazla ışık gelsin ve daha düzgün bir negatif elde edebilmek için daha fazla ışık alabilmesi için diyaframa özel bir şekil verilmişti. Kamera’nın arkasında su geçirmez sert kauçuktan yapılma plakaların vidalandığı yer vardı. Kutunun önünde lensleri koruyan ve tam 1 inçlik, optik açıdan mükemmel cam ve onun önünde kayan siyah metal plaka vardı.&lt;br /&gt;Sistemin güzelliği, ıslak plakaların uzun süreler boyu hassas kalması, kurumamasıydı. Sabahtan plakaların hazırlanması, öğlen çekim yapılması ve akşama istendiği vakitte negatif alınması yani kısacası uzun süreler bekleyebilmek çok iyiydi. Frith’in yaşadığı problemler çözülmüştü. Denklaşörlere de metal bir çubuk yaptıran Smyth, bu makinadan iki tane yaptırdığı için stereoskopik fotoğraflarda çekebilecekti. Sistem hatasız çalışıyordu, Smyth’in yaptığı buluş muhteşem olmakla beraber kendisi çok böbürlenmiyordu.&lt;br /&gt;Yeni kameraları, magnezyumu ve eşiyle beraber Kasım 1864’te Mısır’a doğru yola çıktı. Smyth’in projesi basında yer almakla beraber gidişi sessiz oldu, kimsecikler yoktu. Bununla birlikte magnezyumun kullanılması alkışlandı.&lt;br /&gt;Eylül 1864 tarihi itibarıyla, Brothers portre çekimlerinde magnezyum kullanımında ustalaşmıştı ama magnezyumun gerçek değerini göstermek için daha iddialı bir girişimde bulunmayı düşündü. Smyth piramitlerin içinde fotoğraf çekerken magnezyum kullanacağını ilan etmişti neden eve yakın bir yeraltında/mağara da olmasın ki? Yeraltında fotoğraf çekmek, ziyaretçilerin yeraltına girmesinde aydınlatma olarak kullanılan Bengal ışığı kullanılması ile teşebbüs edilmiş olabilirdi ama Bengal ışığı genelde kalın bir duman çıkartıp tavanları ve duvarları siyaha boyuyordu. Ortamın duman altı kalması bile Bengal ışığı ile fotoğraf çekimini anlamsız kılıyordu.&lt;br /&gt;Brothers’ın amacı bir yer altı fotoğrafı çekmek değil, magnezyum ışığının çok iyi olduğunu kanıtlamaktı. Yeraltında fotoğraf çekmeye iten fikirler ne olursa olsun Brothers bunu yapacaktı ve Derbyshire’a bağlı Castleton bölgesini bu işi gerçekleştirmek için seçti. Castleton köyü civarında dört adet mağara turistik amaçlı kullanıma açıktı ve 27 ocak 1865 tarihinde Brothers, iki arkadaşı ve teknik bir sürü ıvır zıvır fotoğraf malzemeleri ile Blue John Caverns’ın kapısındaydı. Ne yazık ki, mağara kapısı kilitliydi ve soğukta beklemeye mecbur kaldılar. Kapı açıldıktan sonra iki arkadaşı ile beraber mağaranın merdivenlerinden aşağıya indiler ve yeterince büyük bir salon bulduklarında, üçayağı hazırlayıp etrafı incelemeye başladılar. Tavandan üzerinde mum artıkları olan eski bir şamdan makara ile asılıydı. Turist sezonunda bu daha yukarı çekilip kalker kristallerin parlaması sağlanıyordu. Yerde, orda burada kayalar duruyor ve duvarlarda oluşum perdeleri vardı.&lt;br /&gt;Brothers stereoskopik kamera kullanıyordu. Bu kameranın iki lensi vardı ve hafif değişik açılardan çektiği görüntüler, stereoskopik görüntüleyici ile bakıldığında üç boyutlu, gerçeğe yakın bir görüntü veriyordu.&lt;br /&gt;Her şeyi hazırladıktan sonra, Brothers ilk çekimi yaptı, magnezyum sol taraftan yakılmıştı ve oda çok iyi aydınlanmıştı. Pozlama süresi 5 dakika sürmüş ve sonra negatifin banyosu yapılmıştı. Ne yazık ki, poz sisli çıkmıştı. Ya sıcaklık farkından ya da Brothers ve arkadaşların nefeslerinden çıkan buhar bir şekilde pozu etkilemişti. Sonuçta ne olursa olsun, yanan magnezyumdan çıkan duman çok fazlaydı ve daha başka çekime imkan vermiyordu. Toplandılar ve çıktılar. Bir haftadan kısa bir süre sonra, Edebiyat ve Felsefe derneği üyelerine sonuçları gösterirken her ne kadar poz dumanlı veya sisli olmasına rağmen, magnezyumun karanlığı çok iyi aydınlattığını kanıtladığını iddia ederek onun için bu deney bitmişti&lt;br /&gt;Brothers dünya’da ilk defa magnezyumu ışığı kullanarak yeraltında ve ilk defa mağara’da fotoğraf çeken kişi olmuştu. &lt;br /&gt;Hemen arkasından Jackson, dünya’daki ilk maden fotoğrafını çekmişti. Kamuoyuna göre, Nadar kemikler, kafatasları ve yer altı dünyası ile bayağı ilgi çekmişti. Buna kıyasla, Brothers ve Jackson’un pozları sıkıcıydı. Bununla beraber, Smyth Mısır’da ve büyük piramit içindeki kral mezarının fotoğrafını çekmek için uğraşıyordu. Kendi icadı olan kamerasına alışmasına rağmen mezar odasında pozu çekmeye çalışırken magnezyum ile deneyimi yoktu. Hazırlandıktan sonra önce 60 granül (yaklaşık 4 gram) daha sonra 100 granül ve sonra 120 granül negatifleri iyi çıkarması gerekirken giderek daha silik çıkarttı. Magnezyum, kimyasallar ve yağlardan çıkan duman ortama kötüleştirmiş ve her poz çok kötü çıkmıştı. Günlerce uğraştıktan sonra birkaç tane düzgün pozlanan fotoğraf elde etmişti. Bu fotoğraflardan bugüne sadece 4 tane kalmıştır. Yeraltında çektiği fotoğraflar hakkında ilk iletişimi Magnezyum Metal Şirketi’nden William Matner yapmış ve mektup yazmıştır. William Matner bu fırsatı hemen değerlendirip, mektubun “The British Journal of Photography” ve “The Photographic News” da yayınlanmasını sağlamıştır.&lt;br /&gt;Smyth aynı zamanda 1 inçlik plakalar kullandığı için negatifleri de çok ufaktı. Büyük boyutlarda basabilmek için büyüteçli bir alet lazımdı. O günlerde hangi boy fotoğraf elde edilmek isteniyorsa o boyda plakalar kullanılıyordu genelde. Büyüteçle ufak negatiften basmasına rağmen Smyth fotoğrafların kalitesinden çokta bir şey kaybetmemişti. Fotoğraflar çok güzel çıkmıştı.&lt;br /&gt;Fotoğrafçılık camiası ve kamuoyu Smyth çektiği fotoğraflardan ve magnezyum kullanarak çekilen yer altı fotoğraflarından oldukça etkilenmişti.&lt;br /&gt;Neden? William White Eylül 1865’de sormuştu mağaraların, mezarlıkların, madenlerin fotoğraflarını çekemez miyiz? İngiliz Derneği 35. Yıllık toplantısında dikkatle kendisini dinliyordu. White magnezyum yakmanın her türlü yönünü açıklayan, magnezyum lamba çeşitlerini de içeren, bir makale yazmıştı.&lt;br /&gt;1866 yılının sonuna gelindiğinde magnezyumun fiyatı üretim ve satış arttıkça düşmüştü. Daha sonraki yıllarda magnezyumun başka kullanım alanları bulunmasına rağmen Brothers ve Smyth sayesinde en iyi kullanım şekli fotoğraf çekimlerinde olmuştur.&lt;br /&gt;HAREKETLİ RESİMLER&lt;br /&gt;19 yüzyıl içinde fotoğraf malzemeleri ve çekim teknikleri düzenli bir şekilde gelişerek, yer altı fotoğrafların artmasına katkı sağlamıştır. Bununla birlikte, hem yeraltından hem de yerüstünde, fotoğrafta tek bir ve belirgin bir problem vardı çözülmesi gereken, hareketin, film üzerinde yakalanması.&lt;br /&gt;19 yüzyılın sonlarında kadar kaba da olsa cine-kameralar vardı fakat bunlarla yeraltında çekim yapmak, durağan fotoğraf çekmedeki problemlerin haricinde başka problemleri getiriyordu. Sine kameralar, filmin lenslerin arkasından geçerken her karenin ışığa maruz kalması gerekiyordu. Bu operasyonun mekaniği her filmin karesinin çok kısa perde zamanına maruz kalmaktadır. Dolayısıyla, enstantene hızı sabit olduğundan, her kare çok yoğun ışığa maruz kalmalı ki, düzgün bir film karesi olsun. Bu yeraltında çok ama çok büyük bir problem yaratıyordu. Devamlı yanan bir parlak ışığı yeraltında organize etmek çok zordu. İşte bu sorundan dolayı, ekipmanlardan veya başka bir şeyden değil, yeraltında film yapılması engellenmiştir.&lt;br /&gt;Mağaralarla ilgili ilk sinema filmi 1896 yapılmıştır. Kamera, belli bir sahneyi çekerken, film gösteren makinesi ile de çekilen sahneye bakılıyordu. Bu makineler, Thomas Edison’un buluş ekibinin bir üyesi olan, Amerika’da oturan İngiliz Dickson tarafından bulunmuştu. Edison buluşa patentlemişti ve bütün dünyada hem kameranın hem de film gösterme makinesinin satışını denetliyordu. O zamanlar kullanılan filmler bugünkü 35 mm filmlere çok benziyordu.&lt;br /&gt;Bununla birlikte, bu makineler İngiltere’de patentlenmemişti ve 1894 Ekim’inde piyasaya sürüldüğünde Robert W. ‘Daddy’ Paul tarafından kopyalanmıştı. Edison’un film gösterme makinesi az bulunuyordu ve Paul bunun sayesinde yaptığı kopyalarla iyi bir geçim sağlamıştı. Yaptıkları oldukça iyiydi ve buna karşılık talepte çok iyiydi ama bitmiş filmleri azdı. Edison kendi filmlerini sadece kendi makinelerini satın alanlara veriyordu dolayısıyla gösterecek filmi olmayan Paul kendi yaptığı film gösterme makinesini satamama riski vardı. 1895 martında Paul profesyonel fotoğrafçı Birt Acres ile birlik yaptı ve ikisi İngiltere’nin ilk sine makinesini icat ederek film yapımı ve dolayısıyla Paul’un de film gösterme makinesinin satışına destek oldular. Onlardan çok kısa bir süre sonra Fransız Lumiere kardeşler ilk “gerçek” film projektörünü icat ettiler ve onları takip eden aylarda Paul ve Acres bir icat daha yaptılar. Fakat problem devam ediyordu, projektörü satmak için film gerekiyordu.&lt;br /&gt;1895 yılında bu ikili önceleri beraber daha sonra ayrı ayrı, birçok film yapmışlardı. Paul dünya’daki ilk renkli filmleri (siyah-beyaz filmi elle renklendirerek) yapmış ve 1896’da yaklaşık 70’e yakın film yapmıştı. Aralarında en popüler olan “A sea cave near Lisbon” (Lizbon yakınında bir deniz mağarası), normalde sinemaseverlere gösterilen filmlerden iki katı uzunluğundaydı, 80 ft ve yaklaşık 1 ila 2 dakika kadar sürüyordu.&lt;br /&gt;Buna benzer film çekme teşebbüsleri 1915’lerde Amerika Kentucky’de White’s Mağarasında yapılmakla birlikte nasıl bir teknik kullanıldığı bilinmiyor ve film kalitesinin çok düşük olduğu biliniyordu. Bu teşebbüsten evvel 1913’te Güney Afrika Kongo mağaralarında çekme fikri vardı ama gerçekleşmedi. &amp;nbsp;Özellikle İngiltere imparatorluğu sergisinde gündeme gelen Kongo mağaraları birçok sebepten 1925 yılına kadar aralıklarla teşebbüs edilip bırakılmıştır. Bu denemelerden birisinde film makarası kullanılmıştır ve ışıklandırma maliyetlerine katlanabilinse, film makaraları yeraltında kullanılabilirdi. 1920’ler makara filmler için deney yıllarıydı. Bir format ise haber film makarasıydı. 1924 yılında Carlsbad mağaraları, Amerika’nın milli mirası olarak kabul edildiğinde birçok kısa haber film makarası yapıldı. Bu haber filmlerinden sonra Carlsbad, muhteşem oluşumları ve ulusal meraktan birçok kez Hollywood filmlerinde ve haber makaralarında kullanıldı.&lt;br /&gt;İkinci Dünya savaşından önce sekiz filmin bir kısmı mağaralarda çekilmişti ve birçok haber filmi çekimi olmuştu. Carlsbad’la ilgili birçok haber filmi yapılırken başka mağaralarda da buna benzer çekimler yapılıyordu. 14 Ağustos 1920 yılında Virginia’da açılan Endless mağarasında Amerikan müzesi ve kaşifler kulübü tarafından yapılan keşiflerde de çekimler yapıldı. 1925-1927 yılları &amp;nbsp;arasında Russell Trall Neville arkadaşlarının ve ailesinin yardımıyla 16 mm’lik “In the Cellar of The World” adlı bir film yaptı. Bu filmde ilk defa mağaralarının keşfedilişini gösteren çekimler vardı. Bunun için Neville, Kentucky’daki birçok mağarayı kullandı; Colossal mağaraları, Mammoth mağarası, Indiana’daki Wyandotte ve Marengo mağaralarıyla beraber kuzey-doğu’daki irili ufaklı mağaraları kullanmıştı. &lt;br /&gt;Neville ışıklandırma için 30 saniye yanan magnezyum meşaleler kullanmıştır. Birçok çekilen film dizisi oldukça iyi aydınlatılmakla beraber bazı büyük salonlarda tavanda duman birikmiş ve mağaracıların üzerine çökmüştür. Neville’in kullanabileceği teknolojiyi düşünürsek yapılan film gerçekten iyiydi.&lt;br /&gt;Yeraltını gösteren hareketli filmler artmaya başlamıştı. 1926’da Minnesota’da maden güvenliğini anlatan bir film yapıldı. 1928 yılında Çekoslavakya’da “Demanovske Jeskyne” isimli bir film yapıldı. Aynı zamanlarda Fransa St.Cezaire mağarasında &amp;nbsp;“Phroso” adlı film Mercanton tarafından yapıldı. &amp;nbsp;Neville’in filmleri hariç diğer bütün filmler turistik mağaraların kolay ulaşılabilir kısımlarında oluşumların olduğu ve seyirciyi çekecek yerlerde çekilmişti. &amp;nbsp;Sıra İngilizlere gelmişti. Bristol Üniversitesi Mağarabilim derneğinden Prof. Edgar Kingsley Tratman Mendip mağaralarının filmini çekmek istedi. Tratman’a, Neville’den hiçbir haberi olmadan, gerçek mağaracılarla yeraltında film çekme fikri geldi. &amp;nbsp;Bir amatör için ışık kaynağı için magnezyum kullanmak pahalıydı o yüzden Tratman, Tilley Lamp Firması’nın parafin lambalarını kullanmaya karar verdi. Parafin lambalarının da kullanım zorlukları olmasına rağmen Tratman beş tane kullanmıştı ve buna rağmen yeterince ışık yoktu. &amp;nbsp;16 mm’lik film üzerinde düzgün bir pozlama için, Tratman film çekme hızını yarıya düşürerek her kareye daha fazla ışık düşmesini sağladı. Fakat projektörler belli bir hızda çalıştığı için, filme mağara içinde ilerleyen mağaracılar çok hızlı hareket ediyor görünüyordu. Bunu ortadan kaldırmak için mağaracılar çekimlerde yavaş hareket ettiler fakat düzgün zeminde hareket etmeyen mağaracılar zaman zaman düştüklerinde filmde hızlı düşüş sergiliyordu. Her mağaracıyı model şeklinde hareket ettirmek neredeyse imkansızdı ama yine de çekimlerde herkes mutluydu.&lt;br /&gt;20 yıllık kısa bir zaman diliminde, teknolojik gelişim hızı sine fim çekimlerinin belli yaratıcılıkla amatörlere bile sine film çekmesine izin verdi.&lt;br /&gt;Hem Neville hem de Tratman’ın filmleri “doğal” mağaraların filmlerde yer alabileceğini göstermekle beraber kamuoyunu eğiten ve bilinçlendiren Holywood’un kısa haber filmleri ve filmleriydi.&lt;br /&gt;SAVAŞ SONRASI YER ALTI&lt;br /&gt;İkinci dünya savaşını takiben, birçok mağara araştırma dernekleri ve grupları ortaya çıktı. Bu zamana kadar geçen sürede artık fotoğraf teknikleri iyice anlaşılmış ve değişen teknolojiler kullanılmaya başlanmıştı. İnsanların artan faaliyetlerle yeraltını keşfetmesiyle, doğal olarak her yerde yer altı ile ilgili birçok fotoğraf çekilmeye başlandı.&lt;br /&gt;1950’lerin başlarında birçok yeraltında nasıl fotoğraf çekileceği ile ilgili kitaplar yayımlandı. Fransa’da 1952 yılında sadece yeraltında fotoğraf çekmek için kitap basıldı. 1953 yılında basılan “İngiliz mağaracılığı” adlı kitapta fotoğraf çekmekle ilgili bir bölüm vardı. 1950’lerin sonuna gelindiğinde ampül flaşlar, toz flaşların yerine almıştı. Mağara fotoğrafçılığı için ampül flaşlar pahalı, kırılgan ve hacimli olmalarına rağmen 1960’ların sonuna doğru düşen fiyatlarıyla beraber toz flaşlar tamamen mağara fotoğrafçılığından kalkmıştı.&lt;br /&gt;Özellikle sulu mağaralarda ve sulu ortamlarda toz flaşların yerine kullanılan ampül flaş kullanımı önem kazandı. Sualtı fotoğrafçılığı açık denizlerde başlamakla beraber mağarada suda henüz bir şey yoktu. Savaş sırasında bubi tuzakları olup olmadığını anlamak için su geçirmez kameralar ve ışıklarla madenlerdeki su dolu tünellere bakılıyordu ama mağaracılıkta yeni galeriler bulmak dürtüsü yeni bir operasyonu gerekli kıldı; mağara dalgıçlığı.&lt;br /&gt;İngiltere’de ki Swildon’s Hole mağarasındaki gibi mağaralarda kuru galerilerin sonuna kadar araştırılması ve mağaranın kireçtaşında daha diplere gitmesi ama sualtında gitmesiyle sifonlar meydana gelmektedir. Bu sifonları aşmak devamını araştırabilmek için 1946 yılında “mağara dalgıç grubu” oluşmuştur. Dalgıçlık malzemeleri oldukça kabaydı ve sualtında yerde yürüyebilmek için kurşun botlar giyiliyordu. Hattın kaybolması, görüş olmayan suda dalgıcın takılıp düşmesi yapılan işin riskini artırıyordu. Grubun kurulmasının ilk yıllarında birçok dalgıç ölmüştü. Hattın kurulabilmesi için, dalgıçlar kendi araçlarını yaratmışlardı; “Apparatus for Laying Out Line And Underwater Navigation”- AFLOLAUN veya kısaca AFLO deniyordu. Hat bir makaradan geliyor, önde bir pusula yönü gösteriyor ve araba farı, araba aküsü ile çalışan, önde suyu aydınlatıyordu. Bu AFLO aygıtına daha sonra dalgıçlar yaptıkları işi belgelemek için mart 1955’de Luke Devenish sualtı kamerası ekledi.&lt;br /&gt;Sualtı kamerasının arkasına su geçirmez ampül flaşları klipslerle tutturan Devenish, kamerasından (AFLO aygıtından) 18 inçlik mesafede yansıtıcı ile flaşları patlatıyordu. O zamanın en iyi ekipmanları olmasına rağmen, Wookey hole mağarasındaki sualtı fotoğraf çalışmalarında kötü sonuçlar aldı. Sudaki toprak ve çamur parçaları parlıyor, çekilen imgeyi bozuyor ve flaşlar da kameraya çok yakındı. Devenish, kameradan uzak bir mesafede flaşı patlatmanın çözümünü bulmalıydı.&lt;br /&gt;Bu gerçekten bir problem oluşturuyordu. Sualtında kurşun ayakkabılarla yürüyen bir dalgıcın sedimantasyon kaldırmadan yürümesi ve fotoğraf çekmesi imkansızdı. Devenish, sabır ve kararlılığını 12 fit uzaklığa bir üç ayağın üzerine flaşı koyarak gösterdi. Kamera ve AFLO aygıtına gidip, yaklaşık 15-20 dakika yavaşça soluyarak bekleyip, sedimentasyon tabana oturduktan sonra AFLO aygıtının kornasına basıp hazır olduğunu bildirdi. Diğer dalgıç suya girdi ve flaşlar patladı. Sonuçlar tatminkar olsa da, Devenish’in ilgisi 1956 yılında bitti ve fotoğraf çekmeyi bıraktı.&lt;br /&gt;Yer altı fotoğrafçılığını etkileyen sadece ampül flaşlar ve sualtı kamera teknolojisi değildi. Renkli film kullanımı, film hassasiyeti arttıkça ve fiyatı düştükçe arttı. Elektronik flaşlarda gelişme içindeydi. 1940 yılında, ilk ticari kullanıma sunulan elektronik flaşlar (Kodatrons) Kodak tarafından üretilmiş ve genelde stüdyo fotoğrafçılığı içindi. 1948’de transistörlerin bulunmasıyla, elektronik flaşlar küçüldü ve hafifledi. 1960’lı yıllarda mağaracılar tüketilen ampül flaşlar yerine elektronik flaş kullanımına geçti ve zamanla tıpkı toz flaşların yerini alan ampül flaşlar gibi, elektronik flaşlarda ampül flaşların yerini aldı. Sadece maliyetle değil ama değişik ışık karakteristiğinden dolayı elektronik flaşlar ampül flaşlardan farklıydı. Aydınlatma açısı, ampül flaşlardan daha dar ve flaşın aydınlatma süresi çok kısaydı (saniyede 1/20.000’ne kıyasla saniyede 1/30). Çekimde bunlar farklılık yaratıyordu; ampül flaşla çekilen hareketli sular bulanık, elektronik flaşla çekilende donuyordu.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;Mağaracılar bir problemi her zaman bir çözümle aşabilme kapasitesine sahiptir. Mağaracıların yaratıcılıkları sayesinde bugünkü mağara araştırma ve mağaracılık seviyesine gelmiş bulunuyoruz.&lt;br /&gt;Mağaralar acımasız, güzel, şok edici, sessiz sakin, dramatik ve ilham taşıyan ortamlardır ve dikkat edersek, bu ortam çok değişmeden bir nesilden öbür nesle aktarılabilir. Her çağda, mağaranın bu atmosferini kaydetmek zordu ve başarı kendi başına takdirini getiriyordu.&lt;br /&gt;İşte bu mücadele deki eğlence, sihir ve tatmin olma duygusu, insanlığın karanlığı fotoğraflama çabasında çıkmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tercüme eden ve derleyen: Ender Usuloğlu&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6764553475384246459-6974133084506859858?l=enderusuloglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/feeds/6974133084506859858/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2010/12/karanligi-fotograflamak-yeralti-ve.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/6974133084506859858'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/6974133084506859858'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2010/12/karanligi-fotograflamak-yeralti-ve.html' title='KARANLIĞI FOTOĞRAFLAMAK (YERALTI VE IŞIKLI FOTOĞRAF ÇEKMENİN TARİHÇESİ)  Chris Howes'/><author><name>Ender Usuloğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03660387316559632800</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/SV9GlMF4OsI/AAAAAAAAAAY/xaJdc4OeCXA/S220/DSC_0272.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6764553475384246459.post-3783737455567098095</id><published>2010-12-10T13:32:00.000+02:00</published><updated>2010-12-10T13:32:01.795+02:00</updated><title type='text'>Postojna Mağarası - Yaklaşık 150 senedir turizme açık olan bir mağara !</title><content type='html'>&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Saat öğleden sonra 1:30-2:00 gibi Lubyanya indik. İtalya'ya gideceğiz ama önce mutlaka Postojna mağarasını ziyaret etmek istiyorum. Saat 3:00'de, son turistik ekibi içeri alacaklar ve sonra mağara kapanacak. Vakit kaybetmemek için 140 km hızla basıyorum Slovenya yollarında. Avrupa'ya katılmak yollara yaramış, kaymak gibi her yer, pırıl pırıl ve tertemiz.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Son 5 dakika kala, biletlerimizi alıyoruz. İlk dikkatimi çeken şey, mağaranın dışındaki çevre düzenlemesi ve alışveriş dükkanları ve yiyecek yeme yerlerinin bol bol oluşu. Çevre düzenlemesi çok güzel yapılmış, arabalar ve otobüsler için ayrı park yerleri, mağaraya giren suyun üzerinden çok güzel yapılmış bir köprü ve yeşillikler. Mağara canlıları için ayrı bir müzede sergileniyor ve ayrıca para ödüyorsunuz. Maalesef geç geldiğimiz için müze kapalıydı ama cam kapılarından baktığımda ilk gördüğüm çok güzel bir ayı iskeletiydi. Sanırım, epey bir şey kaçırdık diye düşünüyorum..İçim içimi yiyiyor ama yapacak bir şey yok maalesef.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-bottom: 0.5em; margin-left: auto; margin-right: auto; padding-bottom: 6px; padding-left: 6px; padding-right: 6px; padding-top: 6px; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TOq1Lc2A-SI/AAAAAAAAAnc/NZlgK3QSt2M/s1600/DSC06738.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://3.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TOq1Lc2A-SI/AAAAAAAAAnc/NZlgK3QSt2M/s320/DSC06738.JPG" style="cursor: move;" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="font-size: 13px; padding-top: 4px; text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Postojna mağarasına giriş merdivenleri&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-bottom: 0.5em; margin-left: auto; margin-right: auto; padding-bottom: 6px; padding-left: 6px; padding-right: 6px; padding-top: 6px; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TOq1Ykct9UI/AAAAAAAAAng/KMNmy4tVTs0/s1600/DSC06739.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://4.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TOq1Ykct9UI/AAAAAAAAAng/KMNmy4tVTs0/s320/DSC06739.JPG" style="cursor: move;" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="font-size: 13px; padding-top: 4px; text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Sağ tarafta en son grubu görebilirsiniz. Tam arkamızdaki sanırım çook eski girişi..&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Evet, sağ taraftaki görülen yerden gruba katılıyoruz ve hemen dikkatimi panolardaki uyarı işaretleri çekiyor ve çok hoşumuza gidiyor..Ee, tabii hemen fotoğrafını çekiyoruz ve sizlerle paylaşıyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-bottom: 0.5em; margin-left: auto; margin-right: auto; padding-bottom: 6px; padding-left: 6px; padding-right: 6px; padding-top: 6px; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TOq3QfRLEWI/AAAAAAAAAno/AEnAQSBN1tM/s1600/DSC06741.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TOq3QfRLEWI/AAAAAAAAAno/AEnAQSBN1tM/s320/DSC06741.JPG" style="cursor: move;" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="font-size: 13px; padding-top: 4px; text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Uyarı yazıları..&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-bottom: 0.5em; margin-left: auto; margin-right: auto; padding-bottom: 6px; padding-left: 6px; padding-right: 6px; padding-top: 6px; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TOq3bSM8OsI/AAAAAAAAAns/S8zFVgatqgU/s1600/DSC06742.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TOq3bSM8OsI/AAAAAAAAAns/S8zFVgatqgU/s320/DSC06742.JPG" style="cursor: move;" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="font-size: 13px; padding-top: 4px; text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Postojna mağarasının eski hali..&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-bottom: 0.5em; margin-left: auto; margin-right: auto; padding-bottom: 6px; padding-left: 6px; padding-right: 6px; padding-top: 6px; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TOq3D9LC9mI/AAAAAAAAAnk/O2U1jx5ZCzE/s1600/DSC06740.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TOq3D9LC9mI/AAAAAAAAAnk/O2U1jx5ZCzE/s320/DSC06740.JPG" style="cursor: move;" width="240" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="font-size: 13px; padding-top: 4px; text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;uyarı yazıları..devam.&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Tren için sıra bekliyoruz, bu sırada bende size mağaranın tarihçesinden biraz bahsedeyim. Postojna mağarası 1818 yılında köylüler tarafından bulunuyor ve 1819 yılında hemen turizme açılıyor. O zamandan beridir, 33 milyondan fazla bu mağaraya turistik ziyaret amacıyla insan geliyor. Aslında bu mağaraya ilk girildiği tarih olarak 1213 yılını bulabilirsiniz. 1819 yılında ilk aydınlatma yapılıyor ve Habsburg prensi Ferdinand sanırım ilk soylu ziyaretçi. 1872 yılında, mağaranın içine tren yolu yapılır. Dünya'da bir ilk. Bizde bu trenin 2010 versiyonunu bekliyoruz. Beklerken ben devam edeyim. 1884 yılında ilk elektrikli aydınlatma yapılıyor. Dünya'da ikinci. Birçok modernleşmeden sonra 1965 yılında 4. Speleoloji Sempozyumu, bu mağara da Kongre Salonu denen yerde (video'da tavanından sarkan avizeli salon) yapılıyor. Çok havalı. Mağaranın ziyaret edilebilir son kısmında ise 10.000 kişilik konser salonu var. Kesinlikle çok havalı.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Yavaş yavaş tren hareket ediyor. Oturduğumuz sıralar ıslak. Tavandan damlayan sular ıslatıyor. Aşağıdaki bağlantıdan mağara içinde seyahati izleyebilirsiniz.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;a href="http://vimeo.com/17090810"&gt;MAĞARA İÇİNDE TREN SEYAHATİ (GİDİŞ)&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-bottom: 0.5em; margin-left: auto; margin-right: auto; padding-bottom: 6px; padding-left: 6px; padding-right: 6px; padding-top: 6px; text-align: left;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TOrBg047l4I/AAAAAAAAAnw/0sTIjYnkcqA/s1600/DSC06748.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TOrBg047l4I/AAAAAAAAAnw/0sTIjYnkcqA/s320/DSC06748.JPG" style="cursor: move;" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="font-size: 13px; padding-top: 4px; text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Parlak olan yerlerde diller yazıyor ona göre orada toplanıyorsunuz&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Tren yaklaşık 5 dakika gittikten sonra, durdu ve büyükçe bir salonda ki çok güzel sarkıtlar ve dikitler vardı. Herkes anladığı dile göre sıralandı. Rehberlerimiz, Slovence, İtalyanca, İngilizce ve Almanca konuşabiliyordu. Biz İngilizce konuşan rehberi takip ettik. Toplam grup herhalde 50-60 kişi filan kadardı ve bizden başka Türklerde vardı :) ama her grubun başında rehber vardı. Neyse rehberimiz anlattı biz yürüye yürüye seyrettik. İtiraf etmeliyim, ilk girişte yaklaşık 200-300 m içerde tavanlar ve oluşumlar son derece kirlenmiş (1800'lü yıllarda meşaleler ve diğer aydınlatmalardan dolayı ve bir sürü insan isim yazmış) ama onun haricinde ben daha bu kadar güzel oluşumları olan başka bir mağara daha görmedim (Kitapta, Lechugilla mağarası hariç :). Gerçekten çok güzel bir mağara ve tarihçesi var. Etraftaki mağaraları birleştirmek için tüneller kazmışlar, savaş mahkumu Rus askerlerin yaptıkları köprüler, Almanların stok ettikleri yakıtları havaya uçurmak için partizanların, mağaranın bir başından öbür ucuna tam karanlıkta gidip havaya uçurmalarına benzer birçok hikaye var mağarayla ilgili. Ben tabii bu arada zemini ve korkulukları tetkik ediyorum. Beton özel bir beton, kaymayı engelleyecek şekilde ince kumdan yapılmış. Vallahi onların yalancısıyım. korkuluklarda enteresan bir malzeme kullanılmış, kesinlikle paslanmıyor ve paslanmaya karşı dayanıklı.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="float: left; margin-bottom: 0.5em; margin-right: 1em; padding-bottom: 6px; padding-left: 6px; padding-right: 6px; padding-top: 6px; text-align: left;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TOrB2ZFQ1cI/AAAAAAAAAn0/tM2VSc10EHg/s1600/DSC06750.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TOrB2ZFQ1cI/AAAAAAAAAn0/tM2VSc10EHg/s320/DSC06750.JPG" style="cursor: move;" width="240" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="font-size: 13px; padding-top: 4px; text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;güzelliklerden sadece birkaçı..&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="float: left; margin-bottom: 0.5em; margin-right: 1em; padding-bottom: 6px; padding-left: 6px; padding-right: 6px; padding-top: 6px; text-align: left;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TOrCJ2XM2xI/AAAAAAAAAn4/6Bxm4RMNg94/s1600/DSC06752.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TOrCJ2XM2xI/AAAAAAAAAn4/6Bxm4RMNg94/s320/DSC06752.JPG" style="cursor: move;" width="240" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="font-size: 13px; padding-top: 4px; text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;güzelliklerin devamı..&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&amp;nbsp;Ehh, durur muyuz, Canan beni dürtüyor, rehbere soralım, bir iki kişinin ismini alalım diyor temasa geçmek için. Rehber'le koyu bir muhabbet koyuyorum. Mağaracı olduğumu öğrenir öğrenmez hemen işbirliğine girelim çok iyi olur filan diyor. Eşinin mağaranın sorumlusu olduğunu söylüyor ve herşeyi onunla paylaşabileceğimizi söyleyerek, trene bineceğimiz yere geliyoruz. Tabii ki hemen e posta adreslerini alıyorum. N'olur n'olmaz, Türkiye'de herkes mağaraları turizme açmaya meraklı bari uzmanlarından bir şeyler öğrenirsek düzgün açmalarına yardımcı olabiliriz. Ne de olsa 150 yıllık deneyim var yararlanmak lazım. Buradan&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TOrCfEqk_UI/AAAAAAAAAn8/dfnucZNLIik/s1600/DSC06763.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TOrCfEqk_UI/AAAAAAAAAn8/dfnucZNLIik/s320/DSC06763.JPG" style="cursor: move;" width="240" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;hemen bizim mağaraları turizme açmak için ne kadar meraklı olduğumuz lütfen çıkartılmasın. Turizme açılmasını önleyemediğimiz mağaraların bari koruyarak açalım endişesi taşıyoruz o kadar.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Yürüme parkurunun sonuna doğru, daha evvelden bahsettiğim konser vermek amacıyla kullanılan salona gelmeden önce büyükçe bir akvaryumun içinde "Proteus Vivarium" yani kısacası semenderi teşhir ediyorlar. Bunca mağaracılık hayatımda ilk defa bu kadar büyük bir troglobiti gözlerimle gördüm. Oh be sağolasın tanrım. İnanılmaz bir şey gerçekten.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Metin, anacım topumu bulamadım ama ben senin semenderi buldum. Gözünü seveyim sende benim topumu bul, rahata erelim :))&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;E posta adreslerini aldık ve trene bindik gene. Geriye doğru gidiyoruz. Geldiğimiz yere döneceğiz zannederken, mağara bize gene müthiş bir sürpriz yapıyor ve 20-30 metre yukarıdan ve duvar kenarından büyük bir salonun içinde geniş bir yeraltı nehrinin yanında bitiyor gezimiz. Trenden indikten sonra durup bu muhteşem galeriye bakıyorum. Büyük bir nehir karanlık bir delikten gelip şelaleler yaparak iniyor ve gene kayıplara karışıyor, bizde 20-30 m yukarıdan bunu seyrediyoruz. Vallahi çok güzeldi.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TOrEL9JZuUI/AAAAAAAAAoE/s9tgPFyluVA/s1600/DSC06765.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TOrEL9JZuUI/AAAAAAAAAoE/s9tgPFyluVA/s320/DSC06765.JPG" style="cursor: move;" width="240" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TOrD2OY90tI/AAAAAAAAAoA/7uvdgrLvy1Y/s1600/DSC06764.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; display: inline !important; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TOrD2OY90tI/AAAAAAAAAoA/7uvdgrLvy1Y/s320/DSC06764.JPG" style="cursor: move;" width="240" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: left;"&gt;&lt;a href="http://vimeo.com/17092541"&gt;MAĞARA İÇİNDE TREN SEYAHATİ (DÖNÜŞ)&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: left;"&gt;Mağaradan çıktık..Hafif güneş batmaya başladı ve gökyüzü sarımtırak, kırmızımsı renklere büründü. Çok güzel ama bizim de vaktimiz kalmadı. İtalya Dolomitleri bizi bekler. Arabamıza koyulduk ve bastık gaza. Akşamın bir vakti İtalya'ya girdik ama ne gümrükçü ve polis ne kontrol hiçbir şey yok. Sınırlar kalkmış.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: left;"&gt;Bir otoban'a girdik ve gittik..Postojna'nın tadı damaklarımızda kalarak.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6764553475384246459-3783737455567098095?l=enderusuloglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/feeds/3783737455567098095/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2010/12/postojna-magaras-yaklask-150-senedir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/3783737455567098095'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/3783737455567098095'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2010/12/postojna-magaras-yaklask-150-senedir.html' title='Postojna Mağarası - Yaklaşık 150 senedir turizme açık olan bir mağara !'/><author><name>Ender Usuloğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03660387316559632800</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/SV9GlMF4OsI/AAAAAAAAAAY/xaJdc4OeCXA/S220/DSC_0272.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TOq1Lc2A-SI/AAAAAAAAAnc/NZlgK3QSt2M/s72-c/DSC06738.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6764553475384246459.post-2135796098417836490</id><published>2010-12-10T13:30:00.001+02:00</published><updated>2010-12-10T13:30:45.291+02:00</updated><title type='text'>BSU Romanya Kampı</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TEv7-4NttmI/AAAAAAAAAdI/KSzj5vTHKHU/s1600/P1010563.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TEv7-4NttmI/AAAAAAAAAdI/KSzj5vTHKHU/s320/P1010563.JPG" style="cursor: move;" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;table cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="float: right; margin-bottom: 0.5em; margin-left: 1em; padding-bottom: 6px; padding-left: 6px; padding-right: 6px; padding-top: 6px; text-align: right;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TExBhxm1oaI/AAAAAAAAAhY/MaWB6IAVFc8/s1600/DSC06027.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; margin-bottom: 1em; margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TExBhxm1oaI/AAAAAAAAAhY/MaWB6IAVFc8/s320/DSC06027.JPG" style="cursor: move;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="font-size: 13px; padding-top: 4px; text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Bira fıçısına benzeyen bungalovlar&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Bir önceki BSU kampına katılanlar, mutlaka bu kampa da katılacağız demişti. Geçen sene Antalya'da yapılan kampa bizden; Ender (ve ailesi), Gülşen, Ceyhun ve Sinan katılmıştı. Bayağı eğlenmiş, mağaracılık adına hiç bir şey yapmamamıza rağmen, kişilerle ilişkileri geliştirmiştik. Bu seneki 14-17 Temmuz'da Romanya'nın Macaristan sınırına yakın dağlık bölgede yeni yeni (maalesef) turizme açılmaya başlamış olan nefis bir dağ silsilesinde gerçekleşti. &amp;nbsp;Bükreş'ten araba ile 10-12 saatlik bir uzaklıkta olan yer doğanın içinde muhteşem çam ağaçlarının arasında ve tam bir mağaralar cennetinin ortasında yer aldı. Romanya'nın birçok ünlü mağarası buradaydı; en güzeli, en derini, en uzunu v.b.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;table cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="float: right; margin-bottom: 0.5em; margin-left: 1em; padding-bottom: 6px; padding-left: 6px; padding-right: 6px; padding-top: 6px; text-align: right;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TEv7xKLNpXI/AAAAAAAAAdA/CBz2zG4BTL8/s1600/P1010559.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; margin-bottom: 1em; margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TEv7xKLNpXI/AAAAAAAAAdA/CBz2zG4BTL8/s320/P1010559.JPG" style="cursor: move;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="font-size: 13px; padding-top: 4px; text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Kamp alanı, sağ tarafta akşamları yakılan kamp ateşi yeri. Krikor&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;ateşinden bu yana böylesine büyük bir ateş görmedim :)&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;table cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="float: left; margin-bottom: 0.5em; margin-right: 1em; padding-bottom: 6px; padding-left: 6px; padding-right: 6px; padding-top: 6px; text-align: left;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TEv8EilvxVI/AAAAAAAAAdQ/io6TkBwPTrU/s1600/P1010560.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; margin-bottom: 1em; margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TEv8EilvxVI/AAAAAAAAAdQ/io6TkBwPTrU/s320/P1010560.JPG" style="cursor: move;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="font-size: 13px; padding-top: 4px; text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Burası kayıtın yapıldığı ve odaların olduğu ana bina, görüldüğü üzere&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;henüz tamamlanmadan kullanıma açılmış, bizim odadaki&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;tuvalet ve banyo yeni yapılmıştı.&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Tarih yaklaştıkça, vize işlemleri bizi çıldırttı ama sağolsun Romanya federasyonun davetiye sayesinde, vize paraları vermekten kurtulduk. Sonra Bulgar transit vize sorunu çıktı..Bir sürü insan "kesin Bulgar transit vizesi almanız lazım, şöyle yaparlar böyle yaparlar" dediler bazıları ise lazım değil abi dedi...Artık transit vize alma zamanı geçtiği için bundan vazgeçtik ve riski göze aldık. Geliyorum diyenlerden sadece ben (ve ailem) ve Gülşen gelebildi. Sinan'ın yeterince ciddi sorunlarından dolayı vize alamaması, Ceyhun'un ise kayıplarda olması ve Gülşen'in vizenin bizden 2 gün sonra başlaması sebebiyle, biz ailecek 12 Temmuz akşamı gece saat 10:00'da Sirkeci garına intikal ettik. Burada da bizi kötü bir sürpriz bekliyordu. Çerkezköy'e kadar otobüsle gidilecekti. Sirkeci-Çerkezköy arası raylarda bir problem varmış da...Haydi otobüse doluştuk ve gecenin 11:30'u gibi trene bindik. Bizim yataklı vagon direk Bükreş'e gideceği için Romen vagonu ve kondüktörü'de Romen. Yer olmadığından eşim, ali ve elif bir kompartımanda 3 kişilik yerde yatacaklar bense tek kişilik biletim ile yabancıların yanında yatacaktım. Kondüktör hemen bize 2 ayrı 2 kişilik kompartımanlar ayarladı ve kaş göz işareti yaptı. Neyse ki buna alışkındım hemen bir şeyler sıkıştırdım adamın eline, sağolasın dedik. Ve başladık tren yolculuğuna..Bir başka hayal kırıklığı...Saf saf tren'de restorant vagonu beklerken, bizim kondüktörün kendi eliyle hazırladığı sandöviçlere kaldık..Neyse buna da şükür dedik..Tıkır tıkır trak, tıkır tıkır trak gidiyoruz ama benim içim endişeli Bulgarlardan yana...&lt;/div&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="float: right; margin-bottom: 0.5em; margin-left: 1em; padding-bottom: 6px; padding-left: 6px; padding-right: 6px; padding-top: 6px; text-align: right;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TExBIxqErFI/AAAAAAAAAhQ/Lx_kCHwD4_8/s1600/DSC05913.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TExBIxqErFI/AAAAAAAAAhQ/Lx_kCHwD4_8/s320/DSC05913.JPG" style="cursor: move;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="font-size: 13px; padding-top: 4px; text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Sirkeci garı&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Meğersem Bulgarlardan evvel şeytan azapta gerekmiş herhalde...Kapıkule'ye geldik bize inin dediler.. N'olcak? pasaportlara bakılıp, damga vurulacak. Sabahın köründe kalktık, uykulu uykulu vagondan indik, alt geçitten geçtik ve kuyruğa girdik. Garip bir durum..Oldukça kalabalık ortam. Nedenini sonra öğreniyoruz. Bizim trenle karşıdan gelen tren çakışmış ve gümrük polisi zat-ı muhterem yattığı yerden kalkıp yerine daha yeni teşrif ediyorlar. Ben böyle...diye söylenmeye başlıyorum. Neyse damgalattık pasaportları ve Bulgar tarafına doğru yönlendik.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Kapıkule'de kaybettiğimiz zamanı göz önünde bulundurunca, Bulgar sınırında vay anam vay diyeceğiz herhalde diye düşünüyorum.."ya transit vize nerede derlerse?" neyse köprüleri geldikçe geçeceksin diye bir laf vardır bizde sınırı geçtik, geçmeyi bekliyoruz. Tren durdu. Tam ben hazırlanıp aşağıya inmeye çalışırken karşımda iri kıyım bir Bulgar polisi belirdi. Pasaport?..Uzattım..Türk müsün? benden yarı İngilizce yarı Türkçe cevap vermeler. Transit vize nerede? diye sordu. hahh işte günün sorusu bu galiba..Bende gerek yok ki dedim. Bulgar konsolosluğu ile konuştum (yalan) gerek yok dediler hem zaten biz uluslararası kampa gidiyoruz aha işte davetiye filan diyorum ama adam beni yarım kulak dinliyor..Pasaportları alıp gidiyor..Eyvah yan bastık diyorum içimden..&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Bir on onbeş dakika geçiyor aradan ve pasaportlarla geri dönüyor. Elimize pasaportları veriyor ve "iyi yolculuklar" diliyor, Türkçe. Benden şaşırmış bir şekilde yarım yamalak bir sağol çıkıyor. Bulgar sınırından toplamda 20 dakika bir zamanda çıkıp devam ediyoruz. Tatlı bir şaşkınlık yaşıyoruz Canan'la beraber. Neyse rahatladık, oh bee deyip trenin ve yolculuğun tadını çıkarıyoruz.&lt;/div&gt;&lt;table cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="float: left; margin-bottom: 0.5em; margin-right: 1em; padding-bottom: 6px; padding-left: 6px; padding-right: 6px; padding-top: 6px; text-align: left;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TEwFNeEKWkI/AAAAAAAAAdg/ca0Y9O9hAnc/s1600/P1010445.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; margin-bottom: 1em; margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TEwFNeEKWkI/AAAAAAAAAdg/ca0Y9O9hAnc/s320/P1010445.JPG" style="cursor: move;" width="240" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="font-size: 13px; padding-top: 4px; text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Bulgaristan'ın ortalarında bir yerde...17 yıldır&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Türkiye'de yaşayan ve Türk vatandaşı olan bir&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;(anne Romen) aile&amp;nbsp;ile tanışıyoruz. Çocuklar çok iyi kaynaştı.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Bu tren ve yolculuk bitmeyecek galiba demeye başlarken,Romen sınırına girdik. Tuna nehri'nin üzerinden geçip gümrüğe girdik. Bakalım burada ne kadar vakit kaybedeceğiz derken buradaki işimizde yaklaşık 40 dakikada bitiyor. Son 3 saat, daha sonra Bükreş.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Oanayla SMS'leşiyoruz. Bükreş "Gar du Nord"'a girdik. Herkesin elinde 2'şer eşya bir yere toplaştık. Etrafıma bakarken, bir baktım bir güzel gözüme çarptı :) Bana gülümsüyor...Adina..Karşılamaya o gelmiş..hemen öpüştük selamlaştık. Ailemle tanıştırdım. Garın dışına çıktık, eşyaları arabaya yerleştirirken, Razvan'da geldi. Tekrar bir kucaklaşma, öpüşmeler. Özlemişim valla. Hemen yola koyulduk. Eve gidiyoruz. Adina ve Oana'nın evleri karşılıklı bakıyor. Sağolsun Adina evini bize açıyor. Rahat etmemiz için kendisi Razvan'da kalacak. Biraz yerleştikten sonra Oana'nın evine geçiyoruz. Çılgın kucaklaşmalar ve öpüşmeler. Oana bize evde yemek hazırlamak için kalmış. Yaptığı nefis yemeklerden yedik ve planlama yaptık. Sabah ben arabayı kiraladıktan sonra yola çıkacağız. Uzun bir yolumuz varmış. Akşam birde Düdenyayla videosunu seyrettik ve herkesi andık :). Ya ben bu arkadaşları seviyorum.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;table cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-bottom: 0.5em; margin-left: auto; margin-right: auto; padding-bottom: 6px; padding-left: 6px; padding-right: 6px; padding-top: 6px; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TEwFZ7xrEtI/AAAAAAAAAdo/wdr1vw7g3mw/s1600/P1010460.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; margin-bottom: 1em; margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://1.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TEwFZ7xrEtI/AAAAAAAAAdo/wdr1vw7g3mw/s200/P1010460.JPG" style="cursor: move;" width="150" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="font-size: 13px; padding-top: 4px; text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Bulgaristan-Romanya sınırını geçerken, altta Tuna&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;nehri akıyor ağır ağır...Karşı taraf: &amp;nbsp;Girgiu kasabası, Romanya&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;b&gt;13 Temmuz 2010--Kampa gidiş&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Sabah 9.00'da kalktık. Hemen araba kiralamak için ofise gittik ve işlemleri bitirip geri döndük. 2 araba arka arkaya gideceğiz. Monika diye bir arkadaş daha katıldı bize. O da Focul Viu derneğinden üyeymiş. Kahvaltı hazırlık eşyalar filan derken biz 11:00 gibi yola çıktık. İlk hedef Sibiu şehri. Yolda bir yerlerde alışveriş yapacağız. Razvan yolda giderken yolların kötülüğünden bahsediyor bende 1995'den beri oldukça ilerleme var diyorum Romanya'da. Gittiğimiz yollarda fena değil ama sonradan sadece ana arterlerin düzgün olduğunu bizzat arabayı sürerken göreceğim. Bu arada hemen hemen birçok yerde Lavazza kahve işaretleri gördüm ve mutlu oldum..Tabii ki içtik :)&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Carrefour'dan alışveriş yapıyoruz. Kamp ve mağara için yiyecek alıyoruz. Yemek molası derken yine yola koyuluyoruz. Sibiu'yu geçtik ve bir ara şahane bir nehrin aktığı bir vadiden ilerliyoruz. Vay vay o ne yağmur öyle !..Göz gözü görmüyor! Bu yaz çok yağmur yağmış ve bir sürü sel baskını olmuş Romanya'da. Zaten geldiğimiz günden ayrıldığımız güne kadar abartmasız her gün yağmur yağdı.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Of neyse artık APUSENİ dağları milli parkı sınırları içine girdik. Hava karardı ve azimli yağmur zaman zaman da olsa bizleri her gittiğimiz yerde yokluyor. İlk köye girdik ve durduk, yol kapalı diye bir bilgi geldi. Razvan hemen telefona sarıldı bilgiyi doğrulamak için. Bizde ne de olsa artık TRANSİLVANYA'da olduğumuzdan ailecek drakula geyiği yapmaya başladık araba içinde. Hava karanlık, ortam sisli ve yağışlı, toprak yollar, tam drakulalık havalar bunlar tam :) Hepimiz bir yerden siyah renkli altı atın çektiği yaylı bir kapalı at arabasının çıkmasını bekliyoruz. İki yanında sarı ışıklı ve uzun zayıf bir arabacı elinde kırbaçla atları zalimce kırbaçlıyor derken Razvan "tamam problem yok yola devam" diyor. Orman yoluna girdik akşam 10.00'u geçiyor ve ben artık yorulmaya başladığımı hissediyorum. santim santim ilerliyoruz bata çıka. Eh, yağmurda elinden geleni ardına koymuyor, habire indiriyor da indiriyor. Romanya'nın niye bu kadar yeşil olduğunu anladım, benimde başıma bu kadar yağmur düşse herhalde bende kök verir ve yeşerirdim diye düşünüyorum. Ağaçlar şahane orman sık, yağmur yağıyor ve biz dağda çıktıkça çıkıyoruz. Çık çık çık....Vay arada bir iki tane araba geçiyoruz.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TEwW5ktMB5I/AAAAAAAAAdw/mpUDAh9u5Kk/s1600/P1010013+(3).JPG" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://1.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TEwW5ktMB5I/AAAAAAAAAdw/mpUDAh9u5Kk/s320/P1010013+(3).JPG" style="cursor: move;" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;İçimden burası o kadar ıssız değil galiba derken, bir iki tane yayla sisteminde evler ve kulübeler görüyoruz karanlıklar ve yağmur içinde..Çıkmaya ve yola devam. Artık saat 1:30 oldu, ben tamam artık filan derken geldik nihayet. Ooo! ortam bayağı kalabalık. Hemen park ettik ve kayıt masasına doğru uzandık. Kayıt, paralar derken eşyalarımızı odamıza çıkardık. Odamız daha yeni yapılmış belli çünkü tuvalet ve banyo yerine yeni takılmış. Banyoyu kullanamıyoruz ama Allah'tan tuvalet tamam. Hemen soğuk bir alkolsüz bir bira içmeye başlıyorum. Ne kadar özlemişim birayı. 6 yıldır ağzıma almamışım. Oğlan ısrarla ateşe gidelim diyor. Bizden başka Türk ekibinden daha kimse yok. Ateşe gittik. Mübarekler sanki bütün ormanı yakıyorlar. Razvan sabah 9:00'da uyanıp, -100 m'lik tek inişli bir obruk'a gidiyoruz diyor tamam dedim. Sabah 2-2:30 gibi yattık. Sabah ola hayrola!&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;b&gt;14 Temmuz 2010- Börtig (Obruk) Macerası&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-bottom: 0.5em; margin-left: auto; margin-right: auto; padding-bottom: 6px; padding-left: 6px; padding-right: 6px; padding-top: 6px; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TEwZ3I47OrI/AAAAAAAAAeA/6PeVqEPI_bc/s1600/P1010468.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="300" src="http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TEwZ3I47OrI/AAAAAAAAAeA/6PeVqEPI_bc/s400/P1010468.JPG" style="cursor: move;" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="font-size: 13px; padding-top: 4px; text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Türk ekibinin büyük bölümü, sabah 5:00'de kampa geldi ve Börtig macerasına katıldı. Solda sağa:&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Baturay, Yağmur, Meltem, Selçuk.&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Sabah 9:00'da nasıl kalkarım diye düşünmüşken, temiz havanın etkisiyle sabah 8:30'da ayaktaydım. Ana binanın yanına asılan programda 4-5 tane mağaraya gezi konmuş. Biz Börtig'e gideceğiz, adlarımızı yazdırdık, 25 kişilik bir liste oldu. Bu kalabalığın yaratacağı sorunu görmeden şahane bir sabahın güneşin altında yiyeceklerimizi çıkarıp organize olduk ve nefis bir kahvaltı yaptık. Biz derken; ben, Oana, Adina ve Razvan. Canan ve çocukları da turistik buzul bir mağara varmış oraya yazdık isimlerini. Hem kahvaltı ediyoruz hem de organize olmaya çalışıyoruz. Türk ekibinden bir kısım insanlar sabah 5'de gelmişler. İlk Selçuk'la merhabalaştık. Canan'ların turunda bir problem çıktı. Araba yokmuş. Ortada beyaz saçlı bağıra çağıra konuşan bir Romen mağaracı (eskilerden) meğersem rehbermiş. Neyse sorunu bizim kiraladığımız arabayı bir bulgar'ın ben şöförlük yaparım demesi üzerine ayarladık. Bizde Razvan'ın arabası ile gideceğiz. Uzun zamandır 25 kişi (daha sonra 6-7 tane Bulgar'ın daha katılımıyla bu sayı 30'u aştı)&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;table cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="float: left; margin-bottom: 0.5em; margin-right: 1em; padding-bottom: 6px; padding-left: 6px; padding-right: 6px; padding-top: 6px; text-align: left;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TEwdO1QAjKI/AAAAAAAAAeQ/nLVbCTRHGDg/s1600/P1010469.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; margin-bottom: 1em; margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TEwdO1QAjKI/AAAAAAAAAeQ/nLVbCTRHGDg/s320/P1010469.JPG" style="cursor: move;" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="font-size: 13px; padding-top: 4px; text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Börtig'e yaklaşık 30 dk araba yolundan sonra, 1 saate yakın&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;yürüyüş ile ulaşılabiliyor. Uluslararası ekip, Börtig'e giderken.&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;table cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="float: right; margin-bottom: 0.5em; margin-left: 1em; padding-bottom: 6px; padding-left: 6px; padding-right: 6px; padding-top: 6px; text-align: right;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TEwnGECMrZI/AAAAAAAAAfI/xWdBTBOLrWI/s1600/P1010473.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; margin-bottom: 1em; margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TEwnGECMrZI/AAAAAAAAAfI/xWdBTBOLrWI/s320/P1010473.JPG" style="cursor: move;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="font-size: 13px; padding-top: 4px; text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Börtig'e giderken, aşağıda çağlayarak başka bir mağaraya giren bir nehir var.&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;ile mağaracılık yapmamıştım. 2-3 araba ve minibüs ile yola koyulduk. 30 dakika gittikten sonra arabaları park edip, yaklaşık bir saatlik bir ormanda muhteşem görüntüler eşliğinde nefis bir yürüyüşle Börtig'e vardık. Börtig, bizim bildiğimiz Obruk. Ağzı yaklaşık 30 m* 15 m'lik bir genişlikte olup, -100 m'lik bir dikey parkuru var. Özelliği yaz kış erimeyen bir buz tabakası var dibinde. Romenler iki taraftan ip döşediler. Bir tanesini bayan bir Romen mağaracı döşedi. Kendisi döşeyip çıktıktan sonra tebrik ettim. Meğersem Romen mağaracılık okulunda öğretmenlik yapıyormuş. Adamların okulu var...Kısmetse bizde de olur demekten başka birşey gelmiyor o anda aklıma. Yavaş yavaş ekipler inmeye başlıyor, Razvan biz bekleyeceğiz diyor. "eyvah diyorum bunda bir bit yeniği var". Razvan aynı zamanda kurtarma ekibinde yer aldığı için nedense hep en son girip en son çıkıyor mağaradan. Bizim Türk ekibi de yavaş yavaş giriyor mağaraya. 2 taraftan da döşeme olmasına rağmen inişler bayağı uzun sürüyor (dikkat iniş diyorum, inen iniyor, çıkan yok). Aşağısı giderek kalabalıklaşıyor..Kahkahalar geliyor aşağıdan bizse yukarıda bekliyoruz hala..Bu arada teknik farklılıkları görüyorum. Bulgarlar inerken el cumarını emniyet olsun diye kullanıyor. Enteresan bir şekilde istasyon geçişlerinde kimsenin aklına ipin boşluğuna basmak gelmiyor. İlginç.&lt;/div&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="float: left; margin-bottom: 0.5em; margin-right: 1em; padding-bottom: 6px; padding-left: 6px; padding-right: 6px; padding-top: 6px; text-align: left;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TEwji6LQn2I/AAAAAAAAAeY/MvAtqm4SIaA/s1600/P1010478.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="300" src="http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TEwji6LQn2I/AAAAAAAAAeY/MvAtqm4SIaA/s400/P1010478.JPG" style="cursor: move;" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="font-size: 13px; padding-top: 4px; text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Börtig: 2 ip parkuru döşenirken. Sağdaki bayan döşemeci.&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TEwj6qvzAsI/AAAAAAAAAeg/hrrIWH54gNU/s1600/P1010477.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TEwj6qvzAsI/AAAAAAAAAeg/hrrIWH54gNU/s320/P1010477.JPG" style="cursor: move;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;table cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="float: right; margin-bottom: 0.5em; margin-left: 1em; padding-bottom: 6px; padding-left: 6px; padding-right: 6px; padding-top: 6px; text-align: right;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TEwkZB9qlTI/AAAAAAAAAeo/wkTXLggFLmk/s1600/P1010487.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; margin-bottom: 1em; margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://1.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TEwkZB9qlTI/AAAAAAAAAeo/wkTXLggFLmk/s200/P1010487.JPG" style="cursor: move;" width="150" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="font-size: 13px; padding-top: 4px; text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Oana, inmeyi beklerken.&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;2 tane genç mağaracı var. 15-16 yaşlarında. Aileleri de mağaracı. Ne güzel bu yaşta mağaralara indiriyorlar ! Helal olsun diyorum. Ekipler inmeye devam ediyor. Bitmek bilmiyor ama benim sabrım taşmaya başlıyor, giyinmeye başlıyorum. Hoppa!, 6-7 tane daha Bulgar mağaracı geldi, içlerinde Teo'da var. Artık aşağısı mağaracıdan geçilmiyor. Bekleme süremiz yaklaşık 4 saate yaklaştı. Razvan ben bu ipleri toplamadan çıkmam buradan diyorum. Gülüşüyoruz. Artık mağaracılar çıkmaya başladı. Her iki parkurdan da. Razvan diyor ki en az iki saat alacak bunların hepsinin dışarı çıkması. Sıçtık desene diyorum içimden daha 2 saat daha bekleyeceğiz. Böyle bir tecrübe yaşamamıştım. Bir insan beklemekten yorulur mu? Yavaş yavaş kendimi yorgun hissetmeye başladım. Beklemekten. Saçmaydı ama sonuçta yorulmuştum. Saat akşam 7:00'ye gelmeye başladı. Saat 1:30'tan beridir bekliyoruz. Adam sayıyoruz aşağıda kaç kişi kaldı diye?..Sonradan gelen Bulgarlarda inmeye istekli. Razvan'a diyorum ki sakın ha bu adamları beklemem bilesin, onlar bekleyecek bizi diyorum. Nihayet son adamda çıkıyor. Artık biz gireceğiz. Biz derken, Razvan, Adina, ben, 2 genç, babaları ve Bulgarlar. Adina sen sabırla bekledin ilk inişin onurunu sana veriyorum diyor bende eyvallah diyorum ve sallıyorum kendimi aşağıya. Ağaçların arasından son ağaca yapılan bağlantıdan sonra 4-5 m'lik ikinci ve son inişe geliyorum. 40 m yaklaşık boşlukta iniş. 2 dk sonra vızzzzzt, mağaranın dibindeyim. Oh be serinlik!. Tulumların içinde sıcakta beklemekten sonra bu çok iyi gelmişti. Arkamdan Adina ve gençler geliyor. Hemen fotoğraf çekiyorum beklerken.&lt;/div&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-bottom: 0.5em; margin-left: auto; margin-right: auto; padding-bottom: 6px; padding-left: 6px; padding-right: 6px; padding-top: 6px; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TEwnMqTPThI/AAAAAAAAAfY/Cjy9r7w0vH4/s1600/P1010503.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="640" src="http://4.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TEwnMqTPThI/AAAAAAAAAfY/Cjy9r7w0vH4/s640/P1010503.JPG" style="cursor: move;" width="480" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="font-size: 13px; padding-top: 4px; text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Gençlerden biri, yukarı çıkarken..&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;table cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="float: left; margin-bottom: 0.5em; margin-right: 1em; padding-bottom: 6px; padding-left: 6px; padding-right: 6px; padding-top: 6px; text-align: left;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TEwm-zXqWrI/AAAAAAAAAe4/pXyzcQgzj5E/s1600/P1010493.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; margin-bottom: 1em; margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TEwm-zXqWrI/AAAAAAAAAe4/pXyzcQgzj5E/s320/P1010493.JPG" style="cursor: move;" width="240" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="font-size: 13px; padding-top: 4px; text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Börtig'in dibi..Kar ve buz.&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;table cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="float: right; margin-bottom: 0.5em; margin-left: 1em; padding-bottom: 6px; padding-left: 6px; padding-right: 6px; padding-top: 6px; text-align: right;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TEwm6LQu7HI/AAAAAAAAAew/p9jjvvHv7nY/s1600/P1010491.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; margin-bottom: 1em; margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TEwm6LQu7HI/AAAAAAAAAew/p9jjvvHv7nY/s320/P1010491.JPG" style="cursor: move;" width="240" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="font-size: 13px; padding-top: 4px; text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Adina, çıkışa geçerken..&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TEwnK0YbyxI/AAAAAAAAAfQ/2V_a_2Nf3g4/s1600/P1010499.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://1.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TEwnK0YbyxI/AAAAAAAAAfQ/2V_a_2Nf3g4/s200/P1010499.JPG" style="cursor: move;" width="150" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Arkadan Razvan ve Bulgarlar geliyor. en son Teo geliyor. Bizde Razvan'la mağaranın diplerine taş atıyoruz gidiyor mu gibisinden? O da ilk defa geliyormuş bu mağaraya. Teo geliyor ve siz çıkın ben toplarım diyor. Ben ısrar ediyorum 12'lik anahtarlarımı gösteriyorum biz hallederiz diyorum. Sanırım biraz bozuluyor ama "bu kadar bekledikten sonra sadece inip çıkmam bu mağaradan arkadaş" diyorum kendi kendime. Teo çıkıp gidiyor. Razvan'a diyorum sen 40 m'lik yeri al bende öbür tarafı alırım. Bende 30 m'lik boşlukta ipten sonra 5 tane istasyon var sökmem gereken. Yavaş yavaş çıkmaya başlıyorum. Evet idmansızlığın acısını çekiyorum. Yine de çift ayak yerine tek ayak çıkıyorum boşlukta. İlk istasyonla başlıyorum bütün düğümler sökülüyor..hımm döşeme de maillon rapid kullanıyor bizim petzl ok yerine. Daha evvelden kullanıldığını bildiğim halde bu kilitli karabinin kullanılmasında hiçbir zaman rahat olamadım çünkü maillon rapid askıyı dışarı kanırtıyor genelde. Bunca senedir kullanıyorlar diyorum ve devam ediyorum. Temiz çalışıyorum, yukarı geldim ve sağolsun Teo, ipi çekmeye başladı. Bütün döşemeler sökülmüştü. Razvan'da işini bitirmişti. Bulgarlar hemen toparlanıp bir allahaısmarladık demeden aşağıya inmeye başladılar. Hani BSU kampı kaynaşma kampıydı?..Neyse deyip, geride kalan Romenler, gençler ve ben hep beraber toparlandık ve yavaş yavaş patikadan dönüşe geçtik. Hava kararmıştı yani saat 9:30'u çoktan geçmişti. Sanırım açılış toplantısı ve kokteylini kaçıracağız dedim içimden. Olsun yine de 6 saat bekledikten sonra mağaraya inmek iyi gelmişti. Arabalara vardığımızda saat 11:00 gibiydi. Kampa vardığımızda, hemen eşyaları atıp diğerlerine katıldık. Canan'lar saatlerce yol gittikten ve bir bulgar ve bir romenle ilginç saatler geçirdikten sonra oda da uyur buldum onları. Ali, turistik mağaraya gitmemiş, Monika ile 8 saatlik bir yürüyüş yapmış, leş gibi yorulduktan sonra horuldayarak yatağında yatıyordu. Ali hariç herkesi uyandırdım ve birşeyler yedik. Yemekten sonra yine ateş başındaydık.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TEwuS1p-I4I/AAAAAAAAAfg/NOKNqWR-i7M/s1600/DSC06020.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TEwuS1p-I4I/AAAAAAAAAfg/NOKNqWR-i7M/s320/DSC06020.JPG" style="cursor: move;" width="240" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;b&gt;15 Temmuz 2010- Humpleu Macerası&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Yine saat 9:00'da uyanıp, kahvaltı yapacağız diye sözleşmiştik. Sabahları, çekirdek kahve ile yapılan espresso long içmek ayrı bir zevkti. Adina, enerjimi çok içtiğim kahveye bağlamıştı. Eh, ancak kendime gelebiliyordum. Bu akşam Gülşen gelecek. Şu anda Bükreş'ten trenle yola çıkmıştı. Bizde Humpleu mağarasından çıktıktan sonra gidip onu alacaktık.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;table cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="float: right; margin-bottom: 0.5em; margin-left: 1em; padding-bottom: 6px; padding-left: 6px; padding-right: 6px; padding-top: 6px; text-align: right;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TEwvo5VcG5I/AAAAAAAAAfo/m7QC8WITFuk/s1600/DSC05934.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; margin-bottom: 1em; margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TEwvo5VcG5I/AAAAAAAAAfo/m7QC8WITFuk/s320/DSC05934.JPG" style="cursor: move;" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="font-size: 13px; padding-top: 4px; text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Nefis bir sabah ve nefis bir kahvaltı&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Bu arada, derneğe ve kendime alış veriş yaptım. Programa adımızı yazdırırken dikkatimi çekti gene 25'i geçen bir kalabalık vardı. eyvah dedim gene aynı şeyler olacak bekleyeceğiz de bekleyeceğiz. Artık yapacak birşey yok. Razvan'a dedim ki bu sefer en önde gidiyoruz ve ilk biz giriyoruz :))&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Humpleu mağarası, 40 km'lik bir mağaraymış. Çok büyükmüş. Gidince göreceğiz. Gene 2-3 araba ve minibüsle kamptan ayrıldık. Canan'lar bugün kampta kalacak, etrafta dolanacaklar.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Yolda giderken milli park md'lüğüne ait bir binanın önünde durduk ve mağaranın anahtarını aldık. Mağaranın ağzını kapamışlar meğersem. İlginç göreceğiz. Buradaki bazı mağaralar koruma altında. Gerçek anlamda..&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;table cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="float: left; margin-bottom: 0.5em; margin-right: 1em; padding-bottom: 6px; padding-left: 6px; padding-right: 6px; padding-top: 6px; text-align: left;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TEwz8BB2VQI/AAAAAAAAAfw/ydeXCpJVH_c/s1600/P1010515.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; margin-bottom: 1em; margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="150" src="http://1.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TEwz8BB2VQI/AAAAAAAAAfw/ydeXCpJVH_c/s200/P1010515.JPG" style="cursor: move;" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="font-size: 13px; padding-top: 4px; text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Mağara Koruma Yazısı&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;table cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="float: right; margin-bottom: 0.5em; margin-left: 1em; padding-bottom: 6px; padding-left: 6px; padding-right: 6px; padding-top: 6px; text-align: right;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TEw0BSEXEeI/AAAAAAAAAf4/7uKMz6x9fxQ/s1600/P1010516.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; margin-bottom: 1em; margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="150" src="http://3.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TEw0BSEXEeI/AAAAAAAAAf4/7uKMz6x9fxQ/s200/P1010516.JPG" style="cursor: move;" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="font-size: 13px; padding-top: 4px; text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Sadece ilgili insanlar girebilir gibi bir uyarı yazısı&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Arabaları yine yolun kenarına park ettik. Ufak bir patikadan yaklaşık 20 dk'lık bir tırmanışla mağaraya ulaşılacakmış. Sadece desandöre gerek var diğerlerine gerek yok dediler ama ben yine de herşeyimi (komple srt seti) aldım. Giyindikten sonra tırmanmaya başladık. Grubumuz oldukça karışık. Bulgarlar, Romenler, Almanlar, Makedonyalılar vardı. Grubumda oldukça genç Romen grup vardı. Mağaracılığa yeni başlamış ağırlıklı bayan mağaracılardan oluşan bir grup. Genç arkadaşları eğitiyorlar. Grubumuzun en genci ve en atak mağaracısı ise 9 yaşındaki Sezar'dı. Babası da mağaracı olan Sezar bir anda en sevdiğim mağaracı oldu gezi boyunca. İnanılmaz derecede meraklı ve korkusuzdu.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;table cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="float: left; margin-bottom: 0.5em; margin-right: 1em; padding-bottom: 6px; padding-left: 6px; padding-right: 6px; padding-top: 6px; text-align: left;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TEw2sBnj1ZI/AAAAAAAAAgA/tMHlBXAvvs8/s1600/P1010514.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; margin-bottom: 1em; margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TEw2sBnj1ZI/AAAAAAAAAgA/tMHlBXAvvs8/s320/P1010514.JPG" style="cursor: move;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="font-size: 13px; padding-top: 4px; text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Hail Sezar ! :) Favori mağaracım.&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;table cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="float: right; margin-bottom: 0.5em; margin-left: 1em; padding-bottom: 6px; padding-left: 6px; padding-right: 6px; padding-top: 6px; text-align: right;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TEw22RcZMII/AAAAAAAAAgY/cEzAvrse5gg/s1600/P1010509.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; margin-bottom: 1em; margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TEw22RcZMII/AAAAAAAAAgY/cEzAvrse5gg/s320/P1010509.JPG" style="cursor: move;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="font-size: 13px; padding-top: 4px; text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Adina ve Monika hazırlanırken..&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;20-25 kişilik grubumuz hazırlandı ve mağaranın kilidinin açılması için beklemeye başladı. Bekle bekle bekle...Sanırım anahtar 12'lik somun açan anahtar yalama olmuştu. Bir kişi tekrardan arabadan yenisini getirdi ve yeniden denendi, nihayet yaklaşık bir saatlik beklemeden sonra açıldı. Açılmasıyla beraber, ağızdan müthiş bir rüzgar esmeye başladı. Mağaranın girişi 60 cm*60 cm kare gibi dar bir girişten 2 metrelik hagada inişle ilk salona açılıyordu. Mağaranın ağzına girdiğimde, gelen rüzgarın şiddeti gerçekten çok fazlaydı. İnsan görmeden kafasında oluşturamıyor. Hemen hemen herkes ilk salona doluşmuştu. Önde Calin (Romen mağaracı, bu mağarada da keişf yapmış birisi) arkadan Sezar ve biz ilerlemeye başladık. Mağara inanılmaz büyük bir galeriye açıldı. &amp;nbsp;40 metre tavana 50-60 m genişliğinde gidiyordu. Ohaaa! dedim. Calin'e döndüm "bak bu mağarayı ben keşfetmek isterdim" dedim zevkten. Müthiş büyüklükte bir mağara ve deli gibi gidiyor. Yolun kenarında park ettiğimiz yerde akan dere, en aşağılarda bu mağaranın bulunduğu tepeye batıyor ve aşağılarda bu mağaraya bağlanıyor. Calin, yaklaşık 4 km mağarada ilerleyip, çıkacağımızı söyledi. Mağaranın bu kısmı yarı fosil sayılır. Eski birçok oluşumlar galeriler boyunca bizi izliyordu. Bizde zevkle onları...&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;table cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="float: left; margin-bottom: 0.5em; margin-right: 1em; padding-bottom: 6px; padding-left: 6px; padding-right: 6px; padding-top: 6px; text-align: left;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TEw28FNv19I/AAAAAAAAAgg/T4XC-FhBihA/s1600/P1010529.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; margin-bottom: 1em; margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TEw28FNv19I/AAAAAAAAAgg/T4XC-FhBihA/s320/P1010529.JPG" style="cursor: move;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="font-size: 13px; padding-top: 4px; text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Genç Romen mağaracılar oluşumlara bakarken&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;table cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="float: right; margin-bottom: 0.5em; margin-left: 1em; padding-bottom: 6px; padding-left: 6px; padding-right: 6px; padding-top: 6px; text-align: right;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TEw2_qbBmtI/AAAAAAAAAgo/4gMfL5N8PH8/s1600/P1010533.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; margin-bottom: 1em; margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TEw2_qbBmtI/AAAAAAAAAgo/4gMfL5N8PH8/s320/P1010533.JPG" style="cursor: move;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="font-size: 13px; padding-top: 4px; text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;40 m'lik galerinin tavanına çıktıktan sonra tavandaki bu ufak yerden&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;başka bir galeriye açılıyoruz&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Ve bir şeyin daha yeniden ve yine farkına vardım.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;MAĞARADA ARAŞTIRILMADIK YER BIRAKMAYACAKSIN !.&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Ufacık bir girişin arkasında 40 km'lik devasa galerileri olan bir mağaranın olacağını tahayyül etmek...Müthiş birşey. Ve bu mağaraya giriş çıkış sadece bu delikten olabiliyor..İlerliyoruz tavandaki 1 mt'lik çatlak bir yerden sürünerek geçip çok güzel oluşumları olan ilk inişin başına geldik. Sezar'ı, &amp;nbsp;Razvan kısasına takıp indiriyor (yaklaşık 15 m'lik bir iniş)&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;table cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="float: left; margin-bottom: 0.5em; margin-right: 1em; padding-bottom: 6px; padding-left: 6px; padding-right: 6px; padding-top: 6px; text-align: left;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TEw8EzhPlwI/AAAAAAAAAgw/9RfnqfgNJb0/s1600/P1010539.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; margin-bottom: 1em; margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://1.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TEw8EzhPlwI/AAAAAAAAAgw/9RfnqfgNJb0/s200/P1010539.JPG" style="cursor: move;" width="150" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="font-size: 13px; padding-top: 4px; text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Calin, döşeme yaparken..&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;İnanılmaz güzellikte bir mağara. Bir büyük galeri bitiyor, diğeri başlıyor. Büyük bir salona geldiğimizde yeraltı deresinin sesini duymaya başladık. Çok dar, kaygan ve çamurlu bir diyaklaz içinde olan dereye iple iniş yapılabileceğini belirtiyor Calin ama sanırım herkes büyük galerilerde devam etmek istiyor. Sonra ine çıka galerilerde, ufak bir salonun köşesine geliyoruz. İskelet artıkları var. Bize koyun iskeleti olduğu söyleniyor. Biraz oyalandıktan sonra devam ediyoruz ve geldiğimiz girişten çıkıyoruz. Saat akşam 6:00 civarı idi. Gülşen bizi bekliyordu Cluj şehrinde.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-bottom: 0.5em; margin-left: auto; margin-right: auto; padding-bottom: 6px; padding-left: 6px; padding-right: 6px; padding-top: 6px; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TEw8NQec_RI/AAAAAAAAAhA/O1SutIc-9Ts/s1600/P1010546.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://4.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TEw8NQec_RI/AAAAAAAAAhA/O1SutIc-9Ts/s200/P1010546.JPG" style="cursor: move;" width="150" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="font-size: 13px; padding-top: 4px; text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TEw8QWtBh2I/AAAAAAAAAhI/2-FSuTpKcCc/s1600/P1010547.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://1.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TEw8QWtBh2I/AAAAAAAAAhI/2-FSuTpKcCc/s200/P1010547.JPG" style="cursor: move;" width="150" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TEw8JiJ3oII/AAAAAAAAAg4/7B5ZoqtWNGc/s1600/P1010545.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://4.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TEw8JiJ3oII/AAAAAAAAAg4/7B5ZoqtWNGc/s200/P1010545.JPG" style="cursor: move;" width="150" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Bu sefer ben beklemeden indim ve arabanın yanına gidip hemen soyundum ve derede biraz temizlendim. 10 dakika sonra diğerleri de geldi. Hazırlanıldı. Razvan yarın ki kurtarma ekibinde bir ekibin liderliğini yapacağı için kampa dönmek zorunda olduğu için Adina benimle Gülşen'i almaya gelecek. Razvan daha kısa yol var deyip elimize GPS'i tutuşturdu. Bende mantıklı bir saatte kampa varmak istiyordum. Her akşam çok geç saatlerde geliyordum hem de aileme en azından akşam beraber 3-4 saat beraber geçirebileceğimiz bir zaman ayırmak istiyordum. Nerden bilebilirdim ki bu akşamın diğerlerinden pek bir farkı olmayacağını?..Hemen yola koyulduk. Saat 7:00. &amp;nbsp;Daha baştan GPS su koyvermeye başladı. Adina'ya baştan beri "merak etme sora sora bağdat bulunurmuş" diye laf atıyordum. Tabii ki başladık sormaya, Cluj'a nasıl gidilir diye? Bu dağlardan inmek bir dert. İn in git git bitmiyor. Güzel bir baraj gölü yanından geçiyoruz akşam güneşi batmaya başlamış ve nefis bir gün batımı var ama devam etmek lazım. Sür sür bitmiyor..Saat 10:00'lara geldi ve biz ancak Cluj'a geldik. Gitti benim erken kampa gitmek hayali...&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Hemen gara yanaştık ve park ettik. Biraz dolanmayla, Gülşen'i garda volta atarken bulduk. Kucaklaşmalar ve öpüşmeler. Yola çıktık, arada eksiklerimizi aldık ve gerisin geriye bastık yola. bu sefer geldiğimiz yoldan değil, ilk geldiğimiz yoldan gideceğiz. Bilin bakalım saat kaçta vardık kampa? Evet tahmin ettiniz. Sabah 2:00'de vardık. Benim ailemle beraber olmam ve dolayısıyla yarın tam gün kurtarmaya katılmam suya düştü. Kurtarmacılar büyük bir kurtarma toplantısı yapmışlar, geldiğimizde camlara programı ve listeleri asmışlar. Bende gözüküyorum..Razvan'la konuştum dedim ki "yarın ailemle geçirmem lazım o yüzden gelemeyeceğim". Neyse sabaha ayarladık ve ailemle beraber ayı mağarasına turistik bir gezi planladık.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TExDKjoJsYI/AAAAAAAAAhg/YtetZWxenTo/s1600/DSC06111.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="300" src="http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TExDKjoJsYI/AAAAAAAAAhg/YtetZWxenTo/s400/DSC06111.JPG" style="cursor: move;" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TExDVlZ2ZMI/AAAAAAAAAho/kq2c4YvfSLI/s1600/DSC06098.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="300" src="http://3.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TExDVlZ2ZMI/AAAAAAAAAho/kq2c4YvfSLI/s400/DSC06098.JPG" style="cursor: move;" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;b&gt;16 Temmuz 2010 ---Ayı mağarası macerası&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Sabah kahvaltıdan sonra ben ailemle ayı mağarasına gitmeye, Gülşen ve Oana V5 mağarasına (Romanya'nın en derin mağarası -640 m), Adina ve Razvan kurtarma etkinliğine katıldı. Bu arada her grubun macera yaşadığını ifade etmeliyim. Oana ve Gülşen, bültene yazıp bizlerle paylaşacak.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Saat 11:00 gibi yola koyulduk. bu dağlardan inmek bir dert...2 saat sonra ayı mağarası yolundaki küçük, özel ama çok özenli bir etnoğrafya müzesini dolaştık. Daha sonra ayı mağarasına gittik.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Turistik bir mağara olduğu ve Türkiye'de mağaraları turizme açmak "in" olduğu için gözlemlerimi burada aktarmak istiyorum.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;1. Mağarayı gezmek için beklemek durumda kaldık. Gruplar halinde insanlar içeri alınıyordu.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;2. Tabii ki beklenirken insanlar alışveriş yapıyorlardı.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;3. Rehber vardı. Hem de, 2 tane. Bir rehber en arkadan geliyordu.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;4. Bir bölüm gezildikten sonra o bölümün ışıkları kapatılıyordu.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;5. Mağaraya girerken giriş kapısı 2 bölümden oluşuyordu.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TExIAkQxPzI/AAAAAAAAAhw/5shjObwbw1E/s1600/DSC06057.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TExIAkQxPzI/AAAAAAAAAhw/5shjObwbw1E/s320/DSC06057.JPG" style="cursor: move;" width="240" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;table cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="float: right; margin-bottom: 0.5em; margin-left: 1em; padding-bottom: 6px; padding-left: 6px; padding-right: 6px; padding-top: 6px; text-align: right;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TExIKssjs0I/AAAAAAAAAh4/b2wV3Ha5ZE8/s1600/DSC06085.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; margin-bottom: 1em; margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TExIKssjs0I/AAAAAAAAAh4/b2wV3Ha5ZE8/s320/DSC06085.JPG" style="cursor: move;" width="240" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="font-size: 13px; padding-top: 4px; text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Ayı mağarası, muhteşem oluşumlarıyla, özellikle dikit oluşumları ile dikkat çekmektedir. Mağara zamanında ayılara korunak sağlamış. Birçok ayı iskeleti mevcuttur ve bir tanesi tam olarak teşhir edilmektedir. Yine nispeten ufak bir galeriden çok büyük galerilere açılan mağara gerçekten görülmeye değer bir mağaradır.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TExIUVIYExI/AAAAAAAAAiA/ZUMu7zMBl0Q/s1600/DSC06069.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://4.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TExIUVIYExI/AAAAAAAAAiA/ZUMu7zMBl0Q/s200/DSC06069.JPG" style="cursor: move;" width="150" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: left;"&gt;Mağara çıkışında yemek yedikten sonra dönüş yoluna geçtik. Biz mağaraya girerken yağmur başlamıştı, çıktığımızda neredeyse durma noktasına gelmişti. Dağ yoluna vurduğumuzda, yanından geçtiğimiz nehir azıya almış ve çikolata renginde akıyordu. Buna gerçekten çok şaşırmıştık çünkü giderken bazı insanlar nehirde yüzüyordu. İnanılmazdı..Bir an aklıma kurtarma eğitimi yapanlar geldi. İlk olarak onlar geldi çünkü sulu bir mağarada yarı beline kadar wetsuit içinde sedye kurtarma çalışması yapıyorlardı. Merak içinde kampa ulaştık. Bizden 1 saat sonra kurtarmaya giden ilk arabalar dönmeye başladı, rahatladım ama bu seferde Gülşen'leri merak etmeye başladım. Girdikleri mağaranın Romanya'daki en derin mağara olmasından başka birşey bilmiyordum. Akşam olmuştu..Neyse ki Gülşen'lerde geldi..ohhh!.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: left;"&gt;Akşam kapanış yemeği vardı. Tencerede gulaş yemeği, ekmek, bira ve şarap..Kurtarma ekipleri gelmiş ve kampın ortasında bir değerlendirme toplantısı yapıldı.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="float: right; margin-bottom: 0.5em; margin-left: 1em; padding-bottom: 6px; padding-left: 6px; padding-right: 6px; padding-top: 6px; text-align: right;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TExItCYLPbI/AAAAAAAAAiQ/YTwZJbE5-sU/s1600/DSC06100.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TExItCYLPbI/AAAAAAAAAiQ/YTwZJbE5-sU/s320/DSC06100.JPG" style="cursor: move;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="font-size: 13px; padding-top: 4px; text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Kapanış yemeği..&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="float: left; margin-bottom: 0.5em; margin-right: 1em; padding-bottom: 6px; padding-left: 6px; padding-right: 6px; padding-top: 6px; text-align: left;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TExIhfH25UI/AAAAAAAAAiI/XxvMx8V8Ovs/s1600/DSC06094.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TExIhfH25UI/AAAAAAAAAiI/XxvMx8V8Ovs/s320/DSC06094.JPG" style="cursor: move;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="font-size: 13px; padding-top: 4px; text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Kurtarma ekibi değerlendirme toplantısı..&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Sanırım bu akşam kamp ateşinin en büyüğü yakılmıştı. Yaklaşık 250 mağaracı vardı kampta.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Kurtarma eğitimini kaçırdığıma üzülmekle beraber ayı mağarasını görmek beni mutlu etmişti. Son akşam muhabbet koyulaştı ve ateş etrafında ilk şarkı türküleri biz söyler olduk :)&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Çok güzel bir kamptı ama sonu gelmişti bizim için.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: left;"&gt;&amp;nbsp;&lt;b&gt;17 Temmuz 2010 Ayrılık&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Sabah bu sefer geç kalkmıştık nispeten. İnsanlara allahaısmarladık dedikten sonra ben, ailem ve Gülşen dönüş yolunda dura dura Romanya'yı dolaşa dolaşa Bükreş'e gitmeyi planladık. Türk ekibinin kalan kısmı, Oana ile beraber kanyon geçişi yaptı.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;b&gt;GENEL Değerlendirme&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Kampı genel olarak değerlendirdiğimizde, bence mağaraya girmek güzeldi. Çok çeşitli mağaralar vardı. Kamp yeri güzeldi. Mağaralara araç ayarlanması yerinde olurdu. Hem mağaraya para ödeyip hem de insanların özel &amp;nbsp;araçları ile yapmak pek iyi olmadı. İlk defa bir kurtarma eğitiminin yapılması güzeldi. Sonuçta bu kampların insanların bilgi ve tecrübe paylaşımında bulunması gereken ortamlar olması lazımdır. İnsanların yılda bir kere bir araya gelip, yakınlaşması güzel olmakla beraber, bu beraberliğin somut sonuçlara gitmesi lazımdır.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;ASPEG olarak 25 dergi ve poster dağıttık. Herkes dergimizi beğendi. Bir sürü insanla proje bazlı bir şeyler yapabilmek için konuştuk. İleriki zamanlarda bunların somut adımlarını da inşallah atacağız.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TExRThAOBrI/AAAAAAAAAiw/OqCBn2pTpqM/s1600/SNV30787.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" src="http://3.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TExRThAOBrI/AAAAAAAAAiw/OqCBn2pTpqM/s200/SNV30787.JPG" style="cursor: move;" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;table cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="float: right; margin-bottom: 0.5em; margin-left: 1em; padding-bottom: 6px; padding-left: 6px; padding-right: 6px; padding-top: 6px; text-align: right;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TExQTvMiG9I/AAAAAAAAAio/XOt8GJDgQJ8/s1600/SNV30765.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; margin-bottom: 1em; margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="150" src="http://3.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TExQTvMiG9I/AAAAAAAAAio/XOt8GJDgQJ8/s200/SNV30765.JPG" style="cursor: move;" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="font-size: 13px; padding-top: 4px; text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Resim yazısı ekle&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;16 Temmuz'da yapılan BSU toplantısında, bir sonraki kampın Makedonya'da olması planlandı. ASPEG olarak şimdiden plan yapıyoruz gitmek için :))&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-bottom: 0.5em; margin-left: auto; margin-right: auto; padding-bottom: 6px; padding-left: 6px; padding-right: 6px; padding-top: 6px; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TExPkFJHRuI/AAAAAAAAAig/jN0GUu4y59A/s1600/P1010512.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TExPkFJHRuI/AAAAAAAAAig/jN0GUu4y59A/s320/P1010512.JPG" style="cursor: move;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="font-size: 13px; padding-top: 4px; text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Makedonya Ekibi&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;ROMANYA'DAN GÖRÜNTÜLER&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TExR1ig_3DI/AAAAAAAAAi4/Zi0WDOygIOE/s1600/P1010010+(2).JPG" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" src="http://4.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TExR1ig_3DI/AAAAAAAAAi4/Zi0WDOygIOE/s200/P1010010+(2).JPG" style="cursor: move;" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-bottom: 0.5em; margin-left: auto; margin-right: auto; padding-bottom: 6px; padding-left: 6px; padding-right: 6px; padding-top: 6px; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TExSAkQ893I/AAAAAAAAAjI/DKkPyxP3Di0/s1600/P1010023+(2).JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://1.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TExSAkQ893I/AAAAAAAAAjI/DKkPyxP3Di0/s200/P1010023+(2).JPG" style="cursor: move;" width="150" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="font-size: 13px; padding-top: 4px; text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TExSGJw5wbI/AAAAAAAAAjQ/88rcT8-tj00/s1600/P1010053+(2).JPG" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" src="http://4.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TExSGJw5wbI/AAAAAAAAAjQ/88rcT8-tj00/s200/P1010053+(2).JPG" style="cursor: move;" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-bottom: 0.5em; margin-left: auto; margin-right: auto; padding-bottom: 6px; padding-left: 6px; padding-right: 6px; padding-top: 6px; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TExSOp0fEjI/AAAAAAAAAjY/mTnP0JHirJQ/s1600/P1010105.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="150" src="http://4.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TExSOp0fEjI/AAAAAAAAAjY/mTnP0JHirJQ/s200/P1010105.JPG" style="cursor: move;" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="font-size: 13px; padding-top: 4px; text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6764553475384246459-2135796098417836490?l=enderusuloglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/feeds/2135796098417836490/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2010/12/bsu-romanya-kamp.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/2135796098417836490'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/2135796098417836490'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2010/12/bsu-romanya-kamp.html' title='BSU Romanya Kampı'/><author><name>Ender Usuloğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03660387316559632800</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/SV9GlMF4OsI/AAAAAAAAAAY/xaJdc4OeCXA/S220/DSC_0272.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TEv7-4NttmI/AAAAAAAAAdI/KSzj5vTHKHU/s72-c/P1010563.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6764553475384246459.post-6204345985339728754</id><published>2010-12-10T13:29:00.001+02:00</published><updated>2010-12-10T13:29:36.376+02:00</updated><title type='text'>Jean Michel Jarre /Metin Albükrek'e itafen yazılmıştır.</title><content type='html'>&lt;div style="border-collapse: collapse; font-family: arial, sans-serif; font-size: 13px;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;Sevgili Metincim, arkadaşım, gözlerim kapalı dinlerken, hep senin BÜMAK'ta&lt;br /&gt;yaptığın dia gösterileri aklıma geldi.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-collapse: collapse; font-family: arial, sans-serif; font-size: 13px;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-collapse: collapse; font-family: arial, sans-serif; font-size: 13px;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;ÖFB'deyiz...Tea&amp;amp;Talk sonrası, bir sürü yeni öğrenci dia seyretmeye gelmiş.&lt;br /&gt;Sen projektörlerin başındasın ve meşgül...Neyse, herkes yerini alıyor ve&lt;br /&gt;çıkıp bir iki kelime birşey söyledikten sonra şunu diyorsun "mutlaka bir&lt;br /&gt;teknik aksaklık çıkabilir" gibisinden son bir lakırdı ve ışıklar&lt;br /&gt;kararır...Jean Michel Jarre ve yavaş yavaş bir dere mağaraya batar...giderek&lt;br /&gt;büyür mağaranın içine gireriz, muhteşem oluşumlar..filan derken takk...haydi&lt;br /&gt;ışıklar açılır ve teknik hata giderilir sonra devam edilir, mağara&lt;br /&gt;alemlerine...jean'la..&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-collapse: collapse; font-family: arial, sans-serif; font-size: 13px;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-collapse: collapse; font-family: arial, sans-serif; font-size: 13px;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;Bu işi bu kadar sevmemim sebeplerinden birisi sensin biri de jean amcam.&lt;br /&gt;Senin için...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-collapse: collapse; font-family: arial, sans-serif; font-size: 13px;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-collapse: collapse; font-family: arial, sans-serif; font-size: 13px;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;bağlantıyı takip et.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-collapse: collapse; font-family: arial, sans-serif; font-size: 13px;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-collapse: collapse; font-family: arial, sans-serif; font-size: 13px;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;&lt;a href="http://www.facebook.com/#!/video/video.php?v=400750469211&amp;amp;oid=27616913575" target="_blank"&gt;http://www.facebook.com/#!/&lt;wbr&gt;&lt;/wbr&gt;video/video.php?v=&lt;wbr&gt;&lt;/wbr&gt;400750469211&amp;amp;oid=27616913575&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-collapse: collapse; font-family: arial, sans-serif; font-size: 13px;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;&amp;lt;&lt;a href="http://www.facebook.com/#!/video/video.php?v=400750469211&amp;amp;oid=27616913575" target="_blank"&gt;http://www.facebook.com/#!/&lt;wbr&gt;&lt;/wbr&gt;video/video.php?v=&lt;wbr&gt;&lt;/wbr&gt;400750469211&amp;amp;oid=27616913575&lt;/a&gt;&amp;gt;&lt;wbr&gt;&lt;/wbr&gt;facebook'a&lt;br /&gt;giremiyorsan, eşinden veya facebook'u olan birisinde rica et,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-collapse: collapse; font-family: arial, sans-serif; font-size: 13px;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-collapse: collapse; font-family: arial, sans-serif; font-size: 13px;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;ASPEG&lt;br /&gt;sayfasında, videolar bölümü.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-collapse: collapse; font-family: arial, sans-serif; font-size: 13px;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;sevgiler.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-collapse: collapse; font-family: arial, sans-serif; font-size: 13px;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;ender.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6764553475384246459-6204345985339728754?l=enderusuloglu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/feeds/6204345985339728754/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2010/12/jean-michel-jarre-metin-albukreke.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/6204345985339728754'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6764553475384246459/posts/default/6204345985339728754'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://enderusuloglu.blogspot.com/2010/12/jean-michel-jarre-metin-albukreke.html' title='Jean Michel Jarre /Metin Albükrek&apos;e itafen yazılmıştır.'/><author><name>Ender Usuloğlu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03660387316559632800</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/SV9GlMF4OsI/AAAAAAAAAAY/xaJdc4OeCXA/S220/DSC_0272.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6764553475384246459.post-2410995246835868457</id><published>2010-12-10T13:28:00.001+02:00</published><updated>2011-01-06T10:56:48.316+02:00</updated><title type='text'>Niye Bizim Çizdiğimiz Mağara Haritaları Genelde Kalem Gibi de, Yabancıların Çizdikleri Genelde Örümcek Ağı Gibidir?</title><content type='html'>&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;1. Türkiye'nin arazi yapısından kaynaklı bir olgu bu, mağaracılar olarak bizim yapabileceğimiz bir şey yok, kafamızın girdiği her yere giriyoruz..&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;2. Biz ana galeriyi araştırdıktan sonra hele bir de yan kollar yukarlardaysa, bakmıyoruz, uğraşmıyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Romanya'nın en derin mağarasına çimenlik bir arazide poponuzun ancak sığacağı bir yerden giriyorsunuz ve ekteki haritası olan mağara karşınıza çıkıyor;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-bottom: 0.5em; margin-left: auto; margin-right: auto; padding-bottom: 6px; padding-left: 6px; padding-right: 6px; padding-top: 6px; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TNlTLZzhANI/AAAAAAAAAnI/XuIGCcbsMSQ/s1600/V5+070309.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="275" src="http://1.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TNlTLZzhANI/AAAAAAAAAnI/XuIGCcbsMSQ/s400/V5+070309.jpg" style="cursor: move;" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="font-size: 13px; padding-top: 4px; text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Romanya'nın en derin mağarası V5&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-bottom: 0.5em; margin-left: auto; margin-right: auto; padding-bottom: 6px; padding-left: 6px; padding-right: 6px; padding-top: 6px; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TNlTjEMe3MI/AAAAAAAAAnM/koQ6WMcCuJE/s1600/DSC09299.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="300" src="http://1.bp.blogspot.com/_VgeQRvqEGHA/TNlTjEMe3MI/AAAAAAAAAnM/koQ6WMcCuJE/s400/DSC09299.JPG" style="cursor: move;" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="font-size: 13px; padding-top: 4px; text-align: center;"&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;V5 mağarasının girişi !!!!...&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Bizim için ana galeri ölçüldükten sonra genelde&amp;nbsp;&lt;b&gt;belki de&amp;nbsp;&lt;/b&gt;zulüm geliyor veya enerjimiz bir anda tükeniyor psikolojikman. Hele hele önemli ve derin bir mağaraysa, uğraşmak çok zor geliyor olabilir.&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;Harita ve ölçüm, mağaracılıkta yapacağınız en meşakkatli işlerden biridir. Saatlerinizi alır, yavaş hareket edersiniz hele bir de ıslaksanız kimse tutmasın sizi değil mi dışarı çıkmak için!...bekle beni kamp, ateş ve yemek diyorsunuz içinizden..Ohh şöyle çıtır çıtır yanan odunların karşısında, özgür ortamda yapılan geyiğin tadı yenmez. Evet bunların hepsi doğrudur ammmaa...&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;1. Bir geziye gitmişsiniz ve bir ekiple içeri girmişsin ve ölçüm alıyorsunuz. Ölçüm alınmış, alınmış saatler geçmiş, yorulmuşsunuz, cm cm ölçüm alınmıştır ve nihayet bitmiştir ve yukarı çıkarsınız...Kamp biter eve gelirsin, ölçüm alan arkadaş bir de bakmışsınız&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Aradan aylar geçmiş ve ölçüm notlarını kaybetmiştir...&lt;b&gt;GÜLMEYİN ACI AMA GERÇEK&lt;/b&gt;&amp;nbsp;bunlar başımıza geldi...Sizce Karlık'ın hala niye tam bir haritası yok diyorsunuz ha?&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Aradan aylar geçmiştir ve çizile çizile kalem gibi birşey çizilmiştir&amp;nbsp;&lt;b&gt;NİYE&lt;/b&gt;&amp;nbsp;çünkü ölçüm alınırken sadece rakamlar yazılmıştır hatta zaman zaman&amp;nbsp;&lt;b&gt;DEFTER&lt;/b&gt;&amp;nbsp;veya&amp;nbsp;&lt;b&gt;KALEM&lt;/b&gt;&amp;nbsp;almayı unutmuşuzdur, detayları unutmuşuz eee sadece o duvarları olan bir solucan gibi bir harita çıkmıştır çıka çıka...&lt;b&gt;TÜH YAZIKLAR OLSUN BİZE !&lt;/b&gt;&amp;nbsp;buna harita mı denir?&amp;nbsp;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;bakınız örnek aşağıdaki;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp
