28 Ocak 2017 Cumartesi

DERNEK ARAÇ MAĞARACILIK AMAÇ

Neredeyse sadece birkaç yıl ara verdiğim mağaracılıkta yaklaşık 28 yıl geçti. Boğaziçi Üniversitesi Mağara Araştırma Kulübündeyken birçok kere yapmak istediğim etkinlikleri veya bilimsel çalışmaları yapamadık: Ya zaman veya fırsat olmadı ya önümüze engeller sürüldü, psikolojik bariyerler ya da bilimsel çalışmaları yapacak uzman kişiler yoktu aramızda dolayısıyla üniversitede. Boğaziçinde yerbilimleri yoktu (jeoloji, hidrojeoloji v.b.) veya biyoloji, ki burada eğitim alan mağaracı olsun aramızda maalesef yoktu ve bizde BÜMAK'ta bilimsellik adına rapor ve haritada kalıyorduk çoğu kez. Diğer yapmadığımız etkinliklerde de illa birileri bir bahane buluyordu. Mesela, Taşeli'ni karlı zamanda görmek istiyordum, kaç defa gidelim desem de kimse gelmedi. Yine Sorkun mağarası, Kastamonu'da, soru işaretli yan kolu, bakar bakar, ya buraya gidelim derdim şuradan bir inelim başka bir yere gidiyordur belki derdim, bana mağaranın ne kadar zor ve sulu şartlar altında döşendiğinden bahsedilirdi. Yine mesela Karlık Kuylucu, harita ölçümlerini kaybettikten sonra kaç defa gitmeyi denedik biraz da şansızlık mı desem, bir türlü olmadı yani kısacası içimde kalan mağaracılık adına birçok etkinlik ve faaliyeti, benim de kurucusu olduğum ASPEG grubu ve sonrasında derneğinde yaşadık.

Benim için grup/dernek her zaman mağaracılık için araç olmuştur, hiç bir zaman amaç olmadı, Yapmak istediklerimi, yapamadıklarımı gerçekleştirebileceğim bir ortamdan ibaret. Mağaracılık yalnız yapılan bir doğasporu veya bilimsel bir çalışma ortamı olmadığı için, benimle aynı şekilde (keşif) mağaracılık yapmak isteyenlerle bir çok etkinliği beraberce yaptık, hala da yapıyoruz. Taşelini karlı zamanda gördüm, inanılmaz güzel manzaraların yanında 50'ye yakın yeni mağaralar keşfettik, keşfetmeye devam edeceğiz. 2008 yılında Küre Dağları milli parkı projesinin ilk büyük gezisinde Sorkun'dan dışarı çıkmadım desem yalan olmaz herhalde ve o meşhur (benim için) harita üzerinde gözüken bacanın 40 m inişle Sorkun'da başka bir galeri halinde -200 m'lere kadar ilerlediğini keşfettik. Karlık'a kışın gittik ve tesadüfende olsa devam ettiğini bulduk, şimdi Karadeniz'in en derin mağarası oldu. Kışın mağaracılık yapmayı çok istiyordum, kış kamplarını kendimizi aşmak, zorlamak ve ulaşıp/yapabiliyorsak mağaracılığı da yapacak şekilde her yıl düzenliyoruz. Kendimin bir uzmanlık alanı olmasa bile her zaman içinde bulunduğum grubun, mağaracılık alanında bilimsel çalışmalar yapmasını çok istedim. Şimdi yavaş yavaş biyoloji alanında güzel çalışmalara imza atmaya başladık, arkeolojik açıdan çok verimli çalışmalar yaptık. Bunlarda benim bire bir katkım olmasa bile içinde bulunduğum dernekte yapılması bana ayrı bir haz vermektedir. Başlı başına ağırlıklı mağara dalışı olan bir Altınbeşik veya İstanbul civarında yatay mağaralara yapılan mağara dalışları: Bunlar çok ama çok güzel etkinlikler.

Yukardaki bahsettiklerimin hayali ile yaşadım desem yalan olmaz. Bunun için derneği kendi amaçlarım için kullanıyorsam, doğrudur kullanıyorum ama bunun niye yanlış olduğunu anlamakta zorluk çekiyorum. Biz bu hayalleri gerçekleştiremeyeceksek niye dernek veya grup kurduk ki? Ben tam tersine, herkesi derneği mağaracılıkta neyi düşlüyorlarsa, neyi yapmak istiyorlarsa, benim gibi derneği kullanmalarını teşvik ediyorum, destekliyorum.


Derneğimiz mağaracılık yapmak için araçtır, buyrun kullanınız ve üretiniz.

26 Ocak 2017 Perşembe

MAĞARACILIKTA ETKİNLİK DÜZENLEMENİN DAYANILMAZ AĞIRLIĞI

Doğa sporu olan mağaracılık bence ameleliği en çok olan, uzun saatler karanlık, soğuk, nemli ortamlarda yani insan yaşamına yabancı ve bir nevi düşman bir ortamda geçen bir spordur. Keşfetmenin hazzı ve bilimsel çalışmalara yataklık etmesi en olumlu tarafıdır bu sporun. Bununla birlikte, her doğa sporunda olduğu gibi doğadasınız ve doğayla mücadele ettiğimizi sanıyoruz ama biz sadece ve sadece kendimizle savaşıyoruz. Bunu yaparken de ister istemez risk alıyoruz.

Doğa'da olmanın getirdiği risklerin yanında biz mağaracıların keşif için aldığı riskler var. Eğer keşfe yönelik bir mağaracılık yapıyorsanız zaten keşfetmenin risk taşıdığını kabul etmek durumunda veya farkında olmanız lazımdır. Riski sıfırlamak veya bertaraf etmek diye bir olasılık düşüktür ya da yoktur.

Uzun yıllardan beridir hem birçok insanı mağaracılıkla tanıştırmış, eğitmiş ve neredeyse sayısını unuttuğum etkinlik düzenlediğim için, "risk'e" belli kendi tecrübemle bakıyorum.

Etkinlik düzenlemek, organizasyonun sorumluluğunu almak, kısaca o etkinlikte olacak her şeyden sen sorumlusu olacaksın demektir. Türkiye gibi kanunların abuk sabuk yapıldığı zırt pırt değiştirildiği bir yerde, dernek olarak veya dernek adına bir gezi düzenliyorsan, etkinlik sorumlusu olarak bir kaza anında hele de ölümlü kaza ise bu, sorumlu yönetim kurulunda ve direk yönetim kurulu başkanındadır. Burada kanun, normalde etkinlik organizasyonunu kim yapıyorsa o sorumluluğu o kişiden alıyor ve yönetim kurulu'na yüklüyor daha doğrusu başkana. Kanımca çok saçma bir kanun. Normalde kanunlar, öncelikle bireysel hatalara göre sorumluluk getirmeli. Kısa bir örnekle, bir etkinlikte bir kaza oluyorsa, hata veya kazaya yol açacak sebeplerin öncelikle bireysel mi olup olmadığı, daha sonra gezi sorumlusu'nun karar vermede ki hatalarından mı kaynaklandığı, en son olarak yönetim kurulu'nun bu konuda bir hatası var mı soruşturulması lazımdır.

10.yılımıza gireceğimiz 2018 yılında, dernek olarak bir çok kulüp ve derneklerden mağaracıları etkinliklerimize davet ediyoruz. Bundaki amaçlardan bazıları:

a. Derneğimizdeki insan gücünün ciddi ve özellikle derinlere giden mağara etkinliklerinde, yetmemesi ve araştırmanın yapılabilmesi için Türkiye'den ve/veya yabancı mağaracılardan destek almak.
b. Birbirimizden bir şeyler öğrenmek, değişik mağaracılık kültürleri ile kendimizi karşılaştırmak
c. Özellikle üniversite kulüplerinden gelen mağaracıların tecrübesinin (derin mağaraları araştırma) artmasına yardımcı olmak ve genel olarak Türkiye'de mağaracılığın ilerlemesini sağlamak

Fakat yıllar bize göstermiştir ki: Adı olan ama kendi olmayan, TMF, federasyonun fonksiyonel olarak işlememesi sadece kurtarma bazında düşünülmesi, standartı empoze edecek bir kurumun olmayışı en azından bizim (mağaracılar) için risk arttırıcı faktörlerden biridir. Federasyon öncesi birlik vardı bu birliğin zamanında çıkan eğitim standartları vardı ve herkes sözde bu standartlara göre eğitim verecek ve sınıflandırılacaktı. Yıllar içinde, 3.seviye mağaracıyım diye gelen mağaracının veya 2.seviyeyim diyenin aslında söylediğinden daha tecrübesiz olduğunu gördük. Bunun tamamen bilinçsiz bir şekilde telaffuz edilen seviyelere denk gelen eğitimlerin eksikliğinden yani belli bir standartta verilmediği ve bunu empoze edecek bir kurumun olmamasından kaynaklandığını görüyorum.

Yıllardır, bende dahil olmak üzere, tüm mağaracılarda görülen, "bağımsızlık" "kimseye bağlı olmamak" " istediği gibi istediğini yapmak" dürtülerinin aslında yüzeyde güzel olduğu ama derinlerde riskleri arttırdığını dernek (BUMAD ve ASPEG) faaliyetlerinde gözlemlemeye başladım.

TMF yok diye, etkinliklerimize başka mağaracıları riskler artıyor diye çağırmayacağız mı? Tabii ki de hayır. Birbirimizden öğrenmeye ve beraber tecrübelenmeye devam edeceğiz. Sadece misafir olarak gelenlerden daha fazla tanıdıklarımızı çağıracağız, yine başka insanların "abi, bizim X arkadaşımız iyidir, ipte şöyledir, şu şu mağaralara girmiştir" diye tavsiyelerini gene dinleyeceğiz ama sadece gezi sorumlusu değil kampta her dernek üyesi tavsiye üzerine gelen arkadaşları mağarada yakınen gözlemlemesi ve olumsuz bir durum gördüklerinde doğru karar vermesi için gezi sorumlusuna haber vermesi bir ölçüde riski kısıtlayan bir faktör olabilir.

Çok sıkı bir şekilde ve TMB tarafından sonradan TMF'de ufak bir değişiklikle uygulanan standartlarda eğitime ve riskler konusunda eğitmek ve farkındalık yaratmaya devam etmek gerekiyor.  
Birçok risklerin olduğu mağaracılıkta, hele hele keşfin bilinmezliklerinde bizi bekleyen riskleri de eklediğinizde, mağaracılıkta etkinlik düzenlemek, kafana dayayarak, tek mermiyle yapılan rus ruleti gibi tetiği çekmeye benziyor. Bunu da yapmazsak Türkiye'de keşif odaklı mağaracılık yapacak kimse kalmayacak. Her yıl gırla eğitim gezileri adı altında hep aynı mağaralara etkinlik düzenlemeler, ya da mağara yapısı olmayan (ki burada da insan yapımı olduğu için riskler vardır) nispeten keşfi daha kolay mağaralar ya da yapılarda  ya da basitçe bir şey yapmayan kulüp ve derneklerle dolar Türkiye.

Bir aralar eğitim verirken, dağcılıktan çok daha az ölümlü kaza vardır diye mağaracılığın aslında dağcılıktan veya diğer doğa sporlarından daha az riskli olduğunu anlatırdım ama yavaş yavaş şunu anlamaya başladım. Ne kadar az keşif o kadar az kaza...Şimdi hemen herkesten itirazlar yükselecek biliyorum ama istatistiksel olarak kazaya ramak kalmalar, kazalar ve ölümlü kazalardaki artış ile mağara keşiflerindeki artışla doğru orantı vardır. Dolayısıyla mağaracılık yapılmayan bir yerde kaza da olmaz gibi basit bir cümleye indirmiş olmakla, konunun önemini sulandırmamış olacağıma inanıyorum.

1989 yılından itibaren, yıllar içinde Çukurpınar Düdeni'nin keşfinde yaşanan kazaya ramak kalmalar ve aldığımız riskleri düşününce, birçoğunun farkındalık ve eğitimle geçiştirilebileceğini gördüm keza bununla birlikte Peynirlikönü (EGMA) düdeninde, ağustos ayında yağan yoğun yağmurun getirdiği selden kaynaklanan ölümün belki de engellenemeyeceğinin de farkındayım.

Bütün bu riskler, maalesef etkinlik düzenlemede dayanılmaz bir ağırlık getirmektedir. Bazılarımız da bir yanılgı da mevcuttur. O da bu dayanılmaz ağırlığın sadece dernek çatısı altında olmaktan kaynaklandığını zannetmektedirler. Devamlı grup olunsa sanki bu bertaraf olacakmış gibi argümanlar ortaya koymuşlardır. Bir grupta olsanız maalesef bir ölümlü kazada, savcı'nın veya bölgeye intikal etmiş olan kolluk kuvveti komutanın ilk soracağı soru, gezi lideriniz, sorumlunuz kimdir? İçeri alacakları birisi varsa o sorumlu olacaktır. Kimse biz grubuz herkes kendisinden sorumludur gibi geyik muhabbetine angaje olmayacaktır.

Yani kısacası, birileri elini taşın altına koymaya devam edecektir yoksa gerçek keşif mağaracılığı kalmayacaktır Türkiye'de ve biz hala 30.000 civarında mağara olduğu sanılmaktadır biz sadece 3.000 civarında bulduk, araştırdık demeye devam ederiz.








ASPEG Yayınları

http://issuu.com/aspeg