10 Mayıs 2016 Salı

GÜNÜMÜZ POLİTİK JARGON'UN EN KÜÇÜK TOPLUMSAL OLUŞUMLARDAN OLAN DOĞASPORLARI DERNEĞİNDEKİ İZDÜŞÜMÜ


İnsanoğlu çok garip maalesef. 20 yıldır tanıdığın ve arkadaş bellediğin kişi(ler) veya tanıdığın sandığın kişiler, ki bu kişiler eğitim düzeyleri yüksek olan, toplumun belli bir kesiminden gelen, varlıklı, hatta bazılarımızın azınlık diyebileceğimiz bir toplumdan gelip, günümüze hakim olan politik jargonu ve bu jargonu kullananlardan son derece haz etmeyen kişiler olup, gün gelip kendilerini ifade etmek için karşısındakine, bıraktım dost lafını çünkü dost kelimesi ağırlığı olan bir kelime, arkadaşlarına karşı kullansın.

İnsanoğlu gerçekten çok garip.

Durum bu olunca aslında Türkiye'nin makro boyutunda bu halinden de şikayet etmeye hakkımız kalmıyor. Eğitim düzeyi yüksek insanlar bu şekilde, bu politik jargonları sırf karşısındaki insanlara karşı bu derece rahatlıkla kullanabiliyorsa, geride kalan halkın durumuna kızmamak lazım. Kızmaya hakkımız kalmıyor.

İşin diğer enteresan tarafı, politikaya soyunan insanların aslında ne derece önemli bir iş yaptığını, kullandıkları cümlelerin, kelimelerin çok dikkatli seçmeleri gerektiğini, toplum üzerinde bıraktıkları izlenim, yansımaların ne kadar önemli olduğunu bir kere daha şahsen mikro düzeyde şahit oldum.

Evet, 2015 yılı benim ve bazılarımız için büyük bir hayal kırıklığı oldu ama sanırım sosyolojik, enteresan ama acı bir tecrübe oldu. Dernek bazında, yani en basit sivil toplum kuruluşu sanırım aile'den bir sonraki toplumsal halka diyebilirim bu küçük toplumsal yapılanmada, bana ve bize karşı kullanılan politik jargonlara baktığımızda, hayretlere gark oluyor insan.

Normalde bu gibi politik jargonu, şaka olarak kullanabilirsiniz dostlar, pardon dostluk yokmuş geçte olsa öğrendim, arkadaşlar arasında olabilir, hatta küfürleşebilirsiniz de bunu da anlarım, gülersin geçersin, hayatında beş dakikalık bir neşeli tat bırakır, bir es verir bu espriler anlarım ama devamlı olarak 2 yıldır birilerini suçlamak için kullanılmaya başladığında, o sevmediğin ve karşı olduğun politik retoriği kullanmaya devam edersen, o zaman tutarlılığınız, saygınlığınız maalesef kalmıyor.

Parallelci: Nasıl tanıdık geldi mi? Evet, dernek dışında bir şeyler yaptınız mı, parallelci oldunuz. Kurallara uyulduğu halde bir şeyler yapmaya çalıştığınızda, seni gidi parallelci seni oluyorsunuz. Giderek saygınlığını yitirdiği için lafı dinlenmediğini anlamayan arkadaşların gözünde, kendi gözünde YK'nın (ah o koltuk sevdası) lafını dinlemiyor oluyorsun ya, hemen yapıştır “parallelci.”

Biat edenler/Prensler: Nasıl bu da tanıdık geldi değil mi? Birileri, bir konuda başkaları ile hemfikir olduğunda hemen “sen zaten onun adamısın, sen o ne derse onu yaparsın” ...Bu lafları hiç gocunmadan hem de herkesin ortasında gönül rahatlığıyla söyleyebilmek: ne güzel, ne rahatlık, lafın nereye gittiğini anlamadan, karşısındaki sanki yedi düvel yabancı, bu kişilerle mağaraya hiç girmemişsin, hiç birşeyler paylaşmamışsın gibi, ilginç gerçekten ilginç. Bu rahatlık da konuşan birisinin ya karşısındakine bırak sevgiyi, saygısı bile yoktur ki. Bir de, en önemlisi karşısındaki insanın kendi fikirleri, görüşleri yokmuş gibi davranıp, rahatlıkla kendisi(leri) çok tilki ya, salak yerine koymak. Adam biatçı. Sanki biat etmekle bir makam elde edecek, yüklü şişik bir yerlere gelerek maaş alacak, geleceğini garantiye alacak dernekte.

Uzun adam/Reis: Gülümsediğinizi hissedebiliyorum. İlk defa uzun olmaktan pişmanlık duydum diyeceğim ama şaka şaka...Yok öyle bir şey. Ne kadar ilginç, toplumun belli bir kesimin hayranlıkla sevdiği ve bu yüzden “Reis” dediği bir politik şahsa, yine toplumun bir kesimi ise sevmediğinden “Reis” ve “Uzun adam” lakabını küçümseyici bir sıfat olarak kullanıyor. Bu arkadaşlar hangi kesimden sanırım net.

Bu sıfatların kullanılmasında ki en büyük faktör, benim mağaracılıkta dominant gözükmem. Çok fazla vakit ayırdığım için mağaracılığa hemen hemen bir çok işle uğraşıyorum. Eminim yaptığım hatalar vardır, birilerini kızdırmışımdır ama bunlar bilerek yapılan bir şey olmadığını ve bir iki telefonla veya yüz yüze konuşmayla çözülecek konular olduğundan eminim. Bana samimi davranan birçok insanla ben konuşa konuşa anlaşıyorum ve olayları çözüyorum. Zaten o insanlara şaşırıyorlar “Ya arkasından tonla laf söyledi, atılsın dernekten” dedi gibi bir sürü laflar ama bilmiyorlar ki, biz zaten birbirimizi tanıyoruz, arkadaşız ve zaten o kişinin/kişilerin ne niyetle ne maksatla söylediğini biliyorum, biliyoruz.

Sorun sanırım domine etmek kavramıyla alakalı yanlış algıda. Domine, İngilizce bir kelime olup, anlamı Üzerinde baskın duruma gelmek, hükmetmek.” Hükmetmek fiili, aynı zamanda içinde tam kontrol ve herşeyde son sözü söyleyen konumu da içerdiği için yanlış anlamalara yol açıyor. Daha doğrusu Türkiye'deki politik ortamın dominant aktörlerin ve söylemlerin zihnimizde kazıyarak yer açtığı tanımlamaların, mağaracılığa yansıması olarak görüyorum.

Mağaracılıkta birçok işi aynı anda yapabilme kabiliyetim ve kendi kendine gaz veren birisi olduğum için, birçok konuya hakimim ama hükmetmiyorum. En basitinden kimsenin nasıl mağaracılık yapacağını kimseye dayatmadım, hükmetmedim, tam tersine herkesi teşvik ettim, dernek yaşantım içinde sadece bir kere YK'da değildim, her türlü düşüncemi inandığım bir konuysa sonuna kadar savundum ve birçok kez YK'da kabul ettirdim, 1 oyum olmasına rağmen.

Politikacılar ve söylemleri aslında mizah için son derece zengin bir kaynak, her dönemde mizah politikacılardan ve söylemlerden beslenmiştir. Dolayısıyla arkadaş/dernek ortamında, ki mağaracılık benim için böyle bir ortam, mizah anlayışı içerisinde kullanılan bu jargonları anlayabiliyorum ve bende kullanıyorum ama karşındaki insanları suçlamak ve tanımlamak için kullanmaya başladığınız an ve hele hele bu jargonu kullanan belli bir politikacı kesime haz duymadığınız aşikar iken, rahatlıkla kullanılması son derece rahatsız edici bir durumdur. Sonunda, bıraktım dostluğu ne arkadaşlık, ne de saygı kalır.

Umarım bir daha böyle bir dönem yaşamayız ve sadece mizah olarak, herkesin gülebileceği bir ortamda kullanırız bu jargonları.

ASPEG Yayınları

http://issuu.com/aspeg